Zülal Kalkandelen

Yaşarken yaşatmak gerek

21 Temmuz 2019 Pazar

Eyes on Animals (EoA) adlı hayvan refahı örgütü, bir süredir Türkiye’deki mezbahalarda inceleme yapıyor. Hollanda merkezli örgütün kurucusu Lesley Moffat ve Hayvan Refahı Müfettişi Asalet Sancakdaroğlu ile bu nedenle temas ettim.
Uluslararası alandaki çalışmalarını uzun zamandır izliyorum. Hayvanlara özellikle kesim öncesinde ve canlı hayvan ticareti sırasında yaşatılan acının azaltılması için çaba harcıyorlar.
Ben hayvanların metalaştırıldığı sistemi tümüyle reddettiğim için “daha az acı” hedefleyen yaklaşıma uzağım. Bu nedenle vegan devrimini güçlendirmeye gayret ediyorum.
Hayvan refahı örgütlerinin yaptıklarını ise bilgilenmek için takip ediyorum. Sonuçta insan-hayvan ilişkisinin görülmek istenmeyen yanlarını insanlara aktarmak görevim.

***

Neler oluyor mezbahalarda?
Herkesin bir fikri vardır ama bu yazıyı okurken anlattığım görüntüleri lütfen hayalinizde canlandırın.
Yaralı ve hasta bir inek... Bedeninde kırıklar var ama bilinci açık. Halatlarla bağlanıp tırın kasasından mezbahaya kadar sürükleniyor. Sonra tek bacağından asılı olarak yukarı çekiliyor ve boynu kesiliyor...
Tüberküloz hastası bir boğa... “Et” olarak satılmayacak ama o da yine aynı işkence ile öldürülüyor.
Devirme hücresi denilen kutunun içinde kayan, debelenen ve her yerini etrafa çarparak sakatlanan bir hayvan... Sonunda o da tek bacağından zincirlenip yukarı kaldırılıyor ve asılı bir halde kesiliyor.
Bu uygulama, Dünya Sağlık Örgütü tarafından yasaklansa da Türkiye’de, Ortadoğu, Asya ve Afrika ülkelerinde hâlâ kullanılıyor.
Yatalak sendromuna yakalanmış bir hayvan, ayakta duramadığından yerde yatıyor. Birileri iteleyerek onu kesime götürüyor.
Sürekli gebe bırakılıp sömürülen bir ineğin memeleri devasa boyuta ulaşmış, hayvan aşırı baskıdan acı içinde...
Birlikte mezbahaya götürülecek anne inekler ve yanında yavruları, hayatlarının son saatlerini yaşıyor.
İnsanlar tarafından kuyrukları bükülerek kemik dokuları kırılan danalar var.
Gözlerinin içine insanların parmaklarını sokarak direnmelerini engellemeye çalıştığı hayvanlar var.
Üzerlerinde tahakküm kurmak için elektroşok cihazına maruz bırakılan süt inekleri var.
Omuriliğinden bıçaklanarak paralize edilen boğalar var.
Tek darbede ölmediği için boynuna defalarca bıçak saplanan hayvanlar var.
Bütün bunlar belgeli. Hepsinin görüntüsü var!

***

Asalet Sancakdaroğlu’na incelemelerinde en çok zorlandıkları konuyu sorduğumda, veteriner hekimler ile din adamları arasında kaldıklarını söyledi.
Tartışılan konu şu: “Helal kesim” denilen yöntemle hayvan bayıltılmadan mı öldürülsün, yoksa bayıltılarak daha az acı çekerek mi öldürülsün?
Önerilen şey, içinde barut olan bir tabancanın hayvanın başına dayanıp ateşlenmesi ve yaratılan basınç ile bayıltılması...
Sancakdaroğlu, “hayvan bayıltılarak öldürülürse murdar olur” görüşünün yanlış yorumlandığını söyledi. Dinde bunun “hayvanın dış müdahale olmadan, kendi kendine hastalanıp ölmesi durumunda” geçerli olduğunu; oysa “bayıltılan hayvanın hasta olmadığını, dış müdahalede bulunulduğunu” anlattı.
Belirttiğine göre, din adamları da bunu teyit ediyor ama kimse dile getirmiyor.

***

EoA çalışanları da benim gibi, hayvanlar hiç öldürülmesin, diyor. Ama onlar, dünya vegan olana kadar “daha az acı” için mücadele edeceklerini söylüyor.
Ben sömürüye tümüyle karşı çıkan hayvan özgürlüğü mücadelesinin içindeyim. İnsanın kendisi gibi bilinç sahibi duyarlı canlı olan hayvanlar ile ilişkisinde devrim yapması, etik açıdan şarttır.
Etik umurumda değil” diyenler de şunu bilmeli: Bilimin ortaya koyduğu gibi, insanın kendi türünün ve gezegenin devamı da bu devrime bağlıdır.