Hayvanlar üzerindeki mülkiyet ve sömürü!
Zülal Kalkandelen
Son Köşe Yazıları

Hayvanlar üzerindeki mülkiyet ve sömürü!

29.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ulusal bir TV kanalında yayımlanan bir diziden bir sahne:

Masada ailece yemek yeniyor. Zengin köşkün istenmeyen köylü gelini Dicle ağzına bir lokma atıyor; eli maşalı kötülük abidesi kayınvalidesi soruyor: “Beğendin mi?”

“Çok beğendim İnci Hanım. Erkan beni yemeğe götürmüştü, orada lokum yemiştik, ona benziyor” diyerek yüzünde bir gülümsemeyle yanıtlıyor Dicle.

Kayınvalide, “Afiyet olsun, beğenmene çok sevindim. Bizim ahırda senin yanından ayırmadığın kuzu var ya, bu o” dediği anda, Dicle ağzında büyüyen lokmayı çıkarıp şok içinde masayı yerle bir ediyor.

Kayınvalidenin o kuzuyu kesme niyetini anlayan iki karakterin onu kurtarıp yerine başka bir kuzu koydukları, ilerleyen sahnelerde ortaya çıkıyor. Dicle, bunun üzerine sevinçten ağlayarak kuzuya sarılıyor.

Benim bu diziden ve o sahneden haberim yoktu ama bir okurum kaydedip iletince düşündüm.

HAYVANI ‘MAL’ STATÜSÜNE İNDİRGEYEN ÇELİŞKİ

Dicle karakteri, beslediği kuzuyu koruyor. O zaman soru şu: O kuzunun yediği diğer kuzudan farkı neydi?

Bir hayvana duyulan sevgi ve koruma hissi, kuşkusuz karşılık beklemeden kurulan saf bir bağ. Bunu sorgulamıyorum; sorguladığım şu: Alınıp satılan, türlü şekillerde sömürülen ve “mal” statüsü verilerek bedenlerinin karşılığı “para” ile ölçülen ve canları üzerinde hak iddia edilen diğer hayvanları indirgeyen yaklaşımı besleyen düşünce nedir? 

Hayvanların da bilinç sahibi duyguları olan canlılar olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Öyleyse aynı tür hayvanın birini korurken diğerine uygulanan şiddeti normalleştirmenin nedeni nedir?

Bu evde beslediği kediye/köpeğe özen gösterip sokaktakilerin zulmedilip katledilmesine ses çıkarmayanları da kapsar ama “yiyecek” olarak görülen hayvanlar açısından fark daha da vahim. Dizideki sahne, bu yüzden ayrıca sarsıcı.

BİLİŞSEL ÇELİŞKİNİN ARKA PLANI

İki yaklaşım arasındaki tutarsızlığın adı bilişsel çelişkidir. Sahip olduğunuz inançlar ve değerler ile davranışlarınızın birbirine uymadığı durumlarda yaşadığınız zihinsel stres, rahatsızlık ve içsel çatışmadır bu.

Her iki kuzunun da aynı tür canlı olduğunu, ikisinin de size güven duyup yanaştığını ve ikisinin de sevgi dolu olduğunu bilir ama yalnızca birisini korursunuz.

Çünkü birisi “dost bir hayvan” olarak görülürken diğerinin “tüketilecek bir mal” yerine koyulması, doğduğumuz andan itibaren içinde yaşadığımız toplumda herkese aşılanan kültürel, dinsel, sosyolojik ve ekonomik bir kodlamadır. Bu çelişkileri sorgulamanız her şekilde önlenir.

TABU SORGULANMALI 

Çoğu kentli insan, mezbahalarda katledilen hayvanlarla hayatı boyunca hiç karşılaşmadığından ya da onlarla en ufak bir yakınlık kurmadığından, onların da evde beslediği hayvanlar gibi bilinç sahibi ve duyguları olduğunun farkında bile değildir.

O canlarla birlikte yaşayanlar ise onların insanlar için yaratıldığına inanarak yetiştirilir; en başta kurulan “mülkiyet bağı”, onlara karşı empati geliştirmelerini önler.

Bu konuda “doğanın kanunu” denerek tüm bireylere empoze edilen düşünce, insan türünün “tabu” olarak kabul ettiği, yüzyıllardır değişmeyen uygulamaların nedenidir.

En azından hayvanların yaşam hakkını savunduğunu ve sömürüye karşı olduğunu iddia edenlerin, insan dışı hayvanlar üzerinde kurulan mülkiyeti, onlara yönelik sömürüyü ve şiddeti, artık 21. yüzyılda sorgulamalarını ve çelişkilerden kurtulmalarını dilerim.

Not: Sevgili okurlarım, bir haftalık kısa bir izin rica ediyorum.