İngiltere dersleri - 1

23 Aralık 2019 Pazartesi

İngiltere seçimlerinin sonuçlarından çıkarılacak önemli dersler olabilir. Bunun için, seçim sonuçlarını kapitalizmin ve işçi sınıfının tarihinde yeni bir durumun semptomu olarak da değerlendirmek gerekiyor…

N’oldu şimdi?

İngiltere’de, İşçi Partisi 2017 genel seçimlerine giderken Corbyn yönetiminde büyük bir atılım yaptı, üye sayısını yüzde 100 artırarak 600 bine çıkardı. Çoğu gençlerden oluşan bu “yeni parti” seçimlerde, 30 yeni milletvekili kazandı, oylarını da yüzde 30’dan yüzde 40’a yükseltti. Bu sonuçlar, seçimlerden önce mecliste çoğunluğa sahip olan Muhafazakâr Parti’yi, seçimlerden sonra ancak bir azınlık hükümeti kurabilecek konuma düşürdü. O zaman Corbyn, “otantik, samimi, dürüst adam”, “siyasette yeni bir rüzgâr” olarak algılanıyordu. İşçi Partisi belirgin bir canlanma yaşıyordu. Peki, ne oldu da İşçi Partisi, 12 Aralık 2019 seçimlerinde hezimete uğradı, derin bir kriz içine girdi? 

Şimdi, Muhafazakâr Parti’ye, her istediği yasayı meclisten geçirme gücü veren sürpriz seçim sonuçları yoğun biçimde tartışılıyor. İşçi Partisi ve liderliği sert eleştirilere hedef oluyor. Bu eleştiriler partinin sağ, liberal kanadında, parti içinde azınlık olmalarının da acısıyla, partinin sol kesimini özellikle Corbyn’i hedef alan, hakaretlerle dolu histeri krizlerine dönüşüyor. 

Tony Blair bile geçmişte yediği haltların unutulduğunu, bunlardan kazandığı milyonlarca dolarlık servetin gözlerden kaçtığını sanarak yeniden piyasaya çıkmaya çalışıyor. İşçi Partisi’ne akıl veriyor, verirken dili sürçüyor, “ilerici de olmayan (pardon ilerici diyecektim) muhafazakâr da olmayan rekabetçi merkeze dönmek gerekir”… Bu sırada İşçi Partisi bir kaos görüntüsü sergilemeye başlıyor.

İşçi Partisi neyi yanlış yapmıştı? Ne yapsaydı seçimleri kazanabilirdi? Sorun liderlikte miydi? Yoksa Corbyn’e acımasızca ve çoğu kez ahlaksızca saldıran medyanın, partinin içindeki Blair kalıntısı liberallerin açıkça ihanete varan (“Corbyn’den başbakan olmaz”) söylemlerinin, partiyi terk ederek liberallere katılmalarının etkisi mi belirleyici olmuştu?

Hata mı? Yoksa…

İşçi Partisi’nin sağ kanadı, partinin çok sol bir programla yarıştığını, Brexit’e karşı kesin bir tavır almaktan kaçındığını, işçi sınıfından koptuğunu, aşırı solcu sekter entelijansiyanın elinde tutsak olduğunu iddia ediyor. Bu kesim, partinin şimdi yeni, tercihen kendilerinden bir liderle “merkeze” dönmesi gerektiğini savunuyor. Buna karşılık partinin yeni üyelerden oluşan sol kanadı hâlâ çoğunluğu oluşturuyor. 

Partinin sol kanadı, “bu kadar mükemmel, halkın gereksinimlerine cevap veren bir manifesto” açıkladıktan sonra seçimleri kaybetmiş olmayı anlamlandırmakta zorlanıyorlar. Haksız da değiller. Financial Times bile, muhafazakârların Thatcher’dan bu yana yeni bir fikir üretemediğini, Corbyn’in yeni fikirlerle tartışmayı kazandığını, ekonomi yönetimi anlayışını değiştirdiğini düşünüyor. Eğer gerçekten böyleyse Corbyn, adeta bir değişimin katalizörü, işi bittikten sonra “kaybolan aracı” olmuşa benziyor.

Partinin sol kanadı, tartışmayı kazanıp da seçimleri kaybetmiş olmalarının faturasını, liberallere, medyanın düşmanca tavrına çıkarıyor, Brexit tartışmasının resmi daha da bulanıklaştırdığını düşünüyor. Bu kesimde, Corbyn’in, seçim kampanyaları boyunca medyada adeta bir şarlatan olarak sunulan Boris karşısında yeterince sert tutum almadığını, güçlü bir lider imajı sunamadığını düşünenler de var. 

Partinin sol kanadı, Corbyn istifa ettikten sonra, bugünkü çizgiyi değiştirmeden, bu çizgiye uygun bir liderle devam etmek istiyor. İşçi Partisi’nin dışındaki solun bir kesimi ise partiyi yeterince sola kayamamış olmakla suçlayarak “zaten orta yolculardan bir şey olmaz” gibi klasik bir eleştiri hattı izliyor. 

Tony Blair’in saçmalıkları bir yana, bu açıklamaların hemen hepsinde, az çok bir haklılık payı var. Ancak, gereken dersleri çıkarabilmek için -ki, bu yalnızca bir olasılıktır- ben bakış açısını biraz değiştirmek istiyorum: “Ya, verili durumun yapısal belirleyicilerinin altında, İP’nin bu seçimleri kazanması zaten olanaksız idiyse?” Bence üzerinde düşünmeye değer.

Perşembe günü devam ediyorum.


Yazarın Son Yazıları

Amerika’da faşizm 13 Şubat 2020
Dost acı söyler 16 Ocak 2020
Uğursuz miras 13 Ocak 2020