Yeni Türkiye, yeni İstanbul ve yeni Boğaziçi!

07 Ocak 2020 Salı

Geçmiş yıllarda “Batıcı” ve “Doğucu” diye ayrıştırılan dış politika “seçeneklerine” AKP iktidarından sonra “Ortadoğucu ve Arapçı” siyasal İslam boyutu da eklendi. Buna özelinde, “Müslüman Kardeşler”i eklemek gerek.

Cumhuriyet döneminde 24 ve 61 anayasalarının genel çerçevesi esas olurken bugün, iç ve dış politikada siyasal İslamcılık odaklı bir çizgiye gelinmiş bulunuyor.

Siyasal İslam tanımı içinde de Müslüman Kardeşler ve Ortadoğu kimlikleri öne çıkarılıyor. Türkiye, Suriye bataklığına sokulurken, eğitimde siyasal İslamcı yapı uygulanırken iş, günlük yaşama ve sokağa kadar uzatılıyor. Hatta siyasal İslama has, “özel kuvvetlerden bile söz edilebiliyor”.

AKP iktidarının tek adam rejimi altında dayattığı bu yapılanma, “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi ile çatışma halindedir”. Ekonomiden dış politikaya, kadın-erkek ilişkilerinden eğitim düzenine, uygar ve çağdaş yaşam değerlerinden demokrasiye bu anlayış egemen olmaya başladı.

Kimlerle, nelerle örtüşüyor...

- ABD’nin “yeşil kuşak” operasyonları ile örtüşme halindedir: onlar da Türkiye’de çağdaş toplumsal örgütlenmeler yerine tarikat ve cemaat liderlerini kullanarak hedefe gitmek istiyorlar: FETÖ örneğinde olduğu gibi.

- Türkiye’de, Avrupa’da olduğu gibi sivil toplumsal örgütlenmelerin gelişmesini istemiyorlar: ulusal çıkarları koruyan parlamenter bir sistemin bulunması işlerine gelmiyor.

1 Mart 2003 tezkeresindeki durumla karşılaşmak istemiyorlar. Bu yüzden de Ergenekon ve Balyoz’u desteklediler, işi tek adam rejimine kadar getirttiler, içimizdeki FETÖ’cülerle birlikte çalıştılar.

Bugün iktidarda bulunan AKP de parlamenter sisteme karşı, cemaat ve tarikatların palazlanmalarını istiyor, aynen Batı’da, kimi hesap yapanlar gibi.

İşte bu noktada emperyalist devletler ile içimizdeki siyasal İslamcıların hedefleri örtüşüyor. Ankara’daki kimi danışmanların, “Batı ile amaçlarımız 200 yıldır ilk defa birleşti” dediği gibi.

Suriye ve Libya bunun devamı

Siyasal İslam odaklı rejimin uygulamaları bizi dün Suriye, bugün de Libya bataklığına sürükledi. 2003’te 1 Mart’ta reddettiğimiz tuzağa bugün, Müslüman Kardeşler odaklı olarak düşmüş bulunuyoruz. Dün Suriye ve Libya Türkiye’nin ekonomik ve siyasal olarak en yakın olduğu iki komşu ülkeydiler. Bugün Şam ile kavga ediyoruz: Libya ile iç savaşın bir parçası olarak yeni bir çöl fırtınasının içine sürükleniyoruz.

Kimler mi seviniyor? 2011’den itibaren Suriye politikamız sayesinde ellerini ovuşturan ülkeler, yeni Libya kararından sonra bayram ediyorlardır. Suriye yüzünden ortaya çıkan ekonomik, askeri, siyasal ve sosyal kayıplarımız Libya kararı sonrası katlanarak sürecek demektir.

İktidarın Kanal İstanbul projesindeki inanılmaz ısrarı sonucu ABD ve AB acaba şöyle düşünmezler mi?

- Ankara 5 milyon Suriyeliyi geri gönderemiyor.

- Kanal İstanbul “sayesinde” kentin bu bölgedeki nüfusunun birkaç milyon artması bekleniyor.

- Herhalde 4-5 milyon Suriyeliyi yeni Kanal İstanbul bölgesine yerleştirecekler.

- Böylelikle oy vermeyen İstanbullulara (ve Ekrem Bey’e) günlerini gösterecekler!

- Yeni seçimlerle de İstanbul’u “geri alacaklar”!

Öyle ya, eski İstanbul’un yanına , “yeni İstanbul’u” göçmenler kanalı ile inşa etmiş olacaklar. Rant inşaatı ve “yeni İstanbul’un” inşası birlikte yürüyecek.

Panama Kanalı sayesinde (ve yüzünden) Panama’nın ne hale getirildiğini bilmiyor muyuz?

Erdoğan, azalan oyları karşısında çıtayı sürekli yükseltmek zorunda: Libya’ya asker gönderme kararı da bunun sonucu. “Sürdürülebilir üstünlükler kuramı” bunu kaçınılmaz yapıyor, tabii belli bir noktaya kadar, iş tamamen dibe vuruncaya kadar...


Yazarın Son Yazıları