Bir iktidar kendi kuyusunu nasıl kazar?

29 Ocak 2020 Çarşamba

Her politik davada bu ülke aynı gerçekle yüzleşiyor.

Başta, hukukun terazisine el koymuş bir irade;

O irade sadece kendi karanlık niyetine hizmet eden birtakım temelsiz savlarla davalar açıyor.

O dava süreçlerinde sanıklar lehine, o kasti savların hem hukuken hem de ahlaken içyüzünü ortaya seren savunmalar yapılıyor.

Olmadık suçlarla itham edilen o sanıklar aylarca, yıllarca hapis yatırılıyor.

Asıl yargılanması gerekenler hiç yargılamazken;

Hiç yargılanmaması gerekenler devamlı hâkim önüne çıkarılıyor.

Bu esnada iktidar kendi karanlık tarihini kendi diliyle tekrar ve tekrar yazıyor.

Ve kıymetli hayatlardan çalınan kıymetli zamanlar hukuki tuzakların hengâmesinde yitirilip duruyor.

O davalarda;

Suçun ve suçlunun tarifinde hep sinsi hileler...

Alnı açık onca insanın sicilinde kara etiketler...

Ülkeye zarar veren kim, ülkeye kıymet veren kim?

Bunun tartışılamadığı sisli bir hukuk ikliminde geçen seneler. 

Gerçekler anlaşılmasın...

Anlaşılsa da konuşulmasın...

Konuşulsa da konuşmak cezasız kalmasın diye ortalık devamlı toz dumana bulanıyor.

O toz dumanın içinde değerli onca insan...

Kendilerini savunurken aslında bu ülkenin geleceğini savunuyor.

Bu arada alenen suçlu olan yığınla insan da iktidar katlarında dolaşıyor. 

***

Gezi’yi bir terör hareketi olarak mimlerken yapılan hesaplarla;

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne açılan davalarla harlanan savaşların hesabı arasındaki bağın hiç kurulmayacağını sanıyorlar.

Sosyal medyada depremle ilgili tweet atanlara soruşturma açmaya başladıklarında gerçek niyetlerini yine kimse görmez diye düşünüyorlar.

Yapay provokasyon ithamları yaratarak yaptıkları gerçek provokasyonlarla inşa etmeye çalıştıkları yapının, bir gün bizzat altında kalabileceklerini henüz tam olarak idrak edemiyorlar.

Yoksa;

Deprem vergileriyle ilgili itirazı olanlara “halk arasında endişe, korku ve panik” oluşturdukları bahanesiyle soruşturma açmaya kalkışarak, halk arasında ayrışma, nefret ve gerginlik yaratmaya yeltenmezler.

Bu insanların, “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, TBMM’yi, hükümeti ve devletin yargı organlarını alenen aşağıladıklarını” öne sürerek evrensel akılları ve hakları alenen aşağılamaya cüret edemezler.

Gezi davasının tutuklu sanığı Osman Kavala’nın varlığında bir değer erozyonu simgeleştirmeyi bu kadar ısrarla sürdüremezler. 

Kendilerine düşman bir Batı ahlakına ait olduğuna inandıkları evrensel bakış açılarının üzerini kırmızıyla işaretleyip geçemezler.

Hâlâ;

Sosyal medyada düşman avcılığı yapacak ve Gezi’den bir terör ve bölücülük efsanesi yaratmakta ısrarcı olacak kadar kendilerini bilmez bir haldeler.

Direniş ahlakını, sivil itaatsizliği, sokağın gücünü, barışçıl bir anarşizmi almayan akılları;

Sadece demokrasiye kaba tuzaklar kurmaya ve hukuku elden geldiğince yoldan çıkarmaya yarayacak kadar çalışıyor.

Ve kendi kuyusunu bu vesileyle kendisi kazıyor. 


Yazarın Son Yazıları

En az üç çocuk 21 Şubat 2020
Bu ülkenin felaketi 7 Şubat 2020
Bir milyon Suriyeli 5 Şubat 2020
Savaşın cazibesi 10 Ocak 2020
Açlık 8 Ocak 2020