Devrim bildirgesi ve yinelenen tarih! - İhsan Tayhani
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Devrim bildirgesi ve yinelenen tarih! - İhsan Tayhani

22.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Batılı siyaset bilimciler, Gazi Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışından 33 gün sonra, 22 Haziran 1919’da yayımlanan “Amasya Tamimi”ni, doğru bir yaklaşımla “devrim bildirgesi” olarak değerlendirirler. Bildirgenin üçüncü maddesinde; “Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” şeklinde, ulusu, egemenliğini eline almaya çağıran yargı tümcesi de bu bildirgenin özüdür. 

Amasya Bildirgesi, bir bakıma Kurtuluş Savaşı’nın duyuru belgesidir. Bildirgede ulusal iradeye yapılan güçlü vurgu, Erzurum Kongresi’nde yinelenir. Sivas Kongresi kararlarında ise “Ulusal güçler etken, ulusal irade egemen kılınacaktır” diye pekiştirilir. Yurt ölçeğinde kurulmuş olan bütün Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin kongrede, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında toplanması, örgütlenmenin en önemli aşamasıdır. Söz konusu bu örgütlenme, Kuvayı Milliye olarak anılan halk odaklı kongrelerle başlamış; ulusun, egemenliğini eline aldığı 23 Nisan 1920 Meclisi ile yeni bir evreye girmiştir. Bu meclisin meşruiyeti, ulusal irade ve halk egemenliğidir.

Atatürk’ün, 24 Nisan 1920’de bir hükümetin kurulmasını önerdiği Meclis konuşması, Eylül 1920’de yayımlanacak olan “Halkçılık Programı”ndan izler taşır. O, kurulacak hükümeti; “...Böyle bir hükümet, hâkimiyeti milliye esasına dayalı, halk hükümetidir, cumhuriyettir” diye tanımlar. Gazi Mustafa Kemal, 13 Ağustos 1923’te TBMM’nin 2. dönemini açarken yaptığı konuşmada ise şunları söyler: “Yeni Türkiye devleti, bir halk devletidir, halkın devletidir. Geçmişin kurumları ise bir kişi devleti idi, kişilerin devleti idi!”

Image

Amasya Genelgesi’nin kaleme alındığı tarihi Saraydüzü Kışlası.

KÖKLÜ DEVRİMLERDEN PARTİYE

Cumhuriyetin ilanı ve köklü devrimlerin yaşama geçirilmesinin yanında, hukuksal “uluslaşma” sürecini siyasal bir parti aracılığı ile tamamlamayı kararlaştıran Mustafa Kemal Paşa, parti kurma düşüncesini ilk defa 1922’de resmen açıklar. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, 9 Eylül 1923’te bir parti kimliği ile kurulduğunda adı, “Halk Fırkası”dır. Mustafa Kemal, 11 Eylül 1923’te yapılan seçimde partinin genel başkanı olarak seçilir. Cumhuriyetin ilanından sonra, partinin adı; 10 Kasım 1924’te Cumhuriyet Halk Fırkası’na dönüşür, 1931’de ise “fırka”, “parti” olarak değişir.

Görüldüğü gibi CHP, kuruluşu ve ilkeleri ile Ulusal Savaşım süreci ve Cumhuriyet tarihimizle doğrudan bağlantılı, 103 yıllık yüce bir çınardır. Ulusal hakların korunması anlamındaki Müdafaa-i Hukuk, Cumhuriyeti besleyen ana damardır, Ulusal Savaşım’ın ideolojisidir; kayıtsız koşulsuz “bağımsızlık” ve “ulus egemenliği”dir. Ulusal Savaşım, dışarıda emperyalizme, içeride ise monarşiye karşı verilen onurlu bir bağımsızlık direnişidir. CHP’nin ana kucağı Müdafaa-i Hukuk hareketi de emperyalizmin dayatmak istediği düzene karşı bir antitezdir. 100 yıl önceki bu antitez, tezi yenmiştir. Emperyalizme dersini verdiği gibi, sultan unvanlı tepedeki monarkı da alaşağı ederek egemenliğine el konulan halkı özgürlüğüne kavuşturmuştur.

TARİH YİNELENİYOR 

103 yıl sonra bugün, Atatürk’ün bize armağanı laik Cumhuriyetimiz, yine -işbirliği halinde- ikili bir kuşat ma altındadır! Bir tarafta; 2017’de sultanizm benzeri tek adam rejimini inşa ettikten sonra, bu ucube sistemin başında yaşam boyu kalmak isteyen ve meşruiyetini Atlantik ötesinde arayan bir iktidar! Öte yanda; Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme ve ülke özvarlıklarını yağmalama karşılığında iktidara meşruiyet veren, Tom Barrack adlı hadsizin aracılığı ile de ülkeye “meşruti monarşi” yönetimini yakıştıran ve ülke çıkarlarına aykırı uluslararası anlaşmalara imza koymaya sürükleyen, gözü dönmüş bir ABD emperyalizmi var!

Bu durumda, hem 19 Mart 2025’ten beri yargı eliyle halkın iradesine açıkça el koyan iktidara hem de emperyalizme karşı ses yükseltip toplumun yasal demokratik direnişini sürükleyen CHP’ye yönelik 21 Mayıs günlü “butlan” darbesi, arkasından 24 Mayıs’ta güvenlik güçleri ile CHP Genel Merkezi’ne yapılan saldırı da çekinmesiz bir parti devleti atılımıdır! Parmak ısırtan bir iki yüzlülükle, 13 yıl CHP Genel Başkanlığı yapan ve şimdilerde her boydan aşağılanmayı içine sindirdiği anlaşılan bir kişinin, CHP’ye kurulan sinsi tuzağın bir bileşeni olarak, tek adam iktidarını bir dönem daha uzatma adına canhıraş biçimde çırpınışı ise siyasal tarihin belleğine kara bir leke olarak geçmiş bulunuyor!

Kim ne yaparsa, nasıl bir takla atarsa atsın, 107 yıl önce olduğu gibi bugün de “Bu ulusun bağımsızlığını ve egemenliğini yine bu ulus kurtaracaktır”!

DOÇ. DR. İHSAN TAYHANİ