Yine gündönümü
Ayşe Emel Mesci
Son Köşe Yazıları

Yine gündönümü

22.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Yine bir gündönümü geldi. 21 Haziran... 2010’dan bu yana on altı yıl geçmiş. İlhan Selçuk’u, aynı yılın 11 Mart’ında yitirdiğimiz ağabeyi, çizgilerin efendisi Turhan Selçuk ile birlikte Hacı Bektaş’a uğurlayalı tam on altı yıl olmuş.

İKİ KONAK

Hayatımda iz bırakmış iki konak var. Birincisi, doğduğum ve bütün çocukluğumun geçtiği, 1890’larda büyükdedem Hacı Tevfik Bey’in Maçka Taşlık Acısu Sokak’ta yaptırdığı “12 numaralı” konak. İkincisi, Cumhuriyet gazetesinin Cağaloğlu’ndaki o unutulmaz binası... Bir gün en üst kattaki odasında otururken İlhan Selçuk, “Burası Pembe Konak diye bilinir. Aslında eski İttihat ve Terakki Cemiyeti merkezidir” demişti. 1924 yılında Yunus Nadi tarafından Cumhuriyet gazetesi kurulunca Mustafa Kemal Atatürk bu binayı gazeteye tahsis etmişti. Zaten gazetenin kurulması ve adının Cumhuriyet olması fikri de Gazi’ye aitti. Kuruluşla, kurucu felsefeyle iç içe geçmiş bir gazete... O işlevle bütünleşmiş bir konak... Cumhuriyetin ilk kuşağından olan İlhan Selçuk’u da tanımlayan, bu geleneği bir aydın, bir bilge sorumluluğuyla kendi çağına taşıması, o devrimci ruhu günün koşullarında yaşatmasıydı.

Cumhuriyet gazetesi onun için her zaman apayrı bir yerdeydi. Bir gün ziyaretine gittiğimde, odasına ertesi günkü gazetenin ilk sayfasının provasını getirdiler. Masaya serdi, “Bak Ayşe Emel, bu gazetenin bir özelliği var, siyah-beyaz-gri bir gazete. İlk sayfada renk sadece Cumhuriyet logosunda olmalı, haberler birbirine karışmadan net görünmeli, haberlerin içeriği öne çıkmalı” dedi. Eserini anlatan bir tasarımcı gibi konuşuyordu. “Le Monde gibi mi?” diye sordum. “Tabii ki onun kopyası değil ama benzer bir anlayışta” diye yanıtladı. Cumhuriyet logosunun en üstte yer alması, onun üstünde hiçbir şey olmaması gerektiğini de ekledi.

SAKİN GÜCÜYLE BİR ÜSLUP ADAMI

Cumhuriyet gazetesinin ve iç içe geçtiği Cumhuriyetin tarihi mirasının sorumluluğunu hiç vazgeçmeyen bir kararlılık ve zarafetle taşımayı sürdürdü hep. Hem kendi birikiminden ötürü hem de Atatürk’ün kurucu felsefesinde sanatın tuttuğu yerin verdiği esinle kültür ve sanata hep apayrı bir önem verdi. Diğer tüm basın organlarında kültür ve sanata ayrılan alan sürekli kırpılırken Cumhuriyet gazetesi, İlhan Selçuk yönetiminde kültür-sanata ayırdığı iki sayfayı inatla korudu.

Bir üslup adamıydı İlhan Selçuk; giyimiyle kuşamıyla, 60 metrekarelik evinde sürdürdüğü sade ve sanat ağırlıklı yaşamıyla; sınırları, nezaketi ve sakin gücüyle bir üslup adamıydı. Ama ilkelerinde de asla eğilip bükülmezdi.

Üstelik kimseye boyun eğmişliği, kendi çıkarlarını kovalamak gibi bir kaygısı da olmamıştı. O yüzden rahattı. Cumhuriyet gazetesinden istifa etmek zorunda kaldığı dönemde, en büyük basın patronlarının önüne boş sözleşme koyup “Rakamı siz yazın” dediği, onun da bunu her zamanki nezaketiyle teşekkür ederek reddettiği bilinirdi.

Tevazusu gerçekti, yapmacık değil. Alpay Kabacalı’nın hazırladığı “Aydınlanma Bilgesi İlhan Selçuk” kitabını, kendisiyle yaşıt olan annem için 2000 yılında imzalarken şöyle yazmış: “Sayın Necla Mesci, bu kitabın yazarı ben değilim; okuyacağınız sayfalarda bana ilişkin abartılı övgüler var; çoğuna katılmıyorum ama yine de size saygı ve sevgiyle imzalıyorum.”

Kitabın içinde, 1995 yılında TÜYAP Onur Yazarı seçilen İlhan Selçuk’un düzenlenen gecede yaptığı teşekkür konuşması da var. Şöyle demiş bir yerinde: “Beni Ziverbey’e götürdükleri zaman gözlerim kapalıydı. Bir arabadaydım, üzerimde siyah bir kaban vardı. Bir yerde araba durdu. Bir bahçenin içinde olduğumu tahmin ettim. Çünkü kapılar açılıp kapandı. Birisi ‘İn’ dedi. Tabii ellerim ayaklarım bağlı, arabadan inerken önümü görmediğim için ne kadar eğilirsem o kadar görebilirmişim gibi bir sanıyla arabadan iki büklüm indim. Ve birdenbire duyumsadım ki iki büklüm yürüyor gibiyim. Kendi kendime ‘Dik dur ulan!’ dedim ve dikildim.”

Hiç eğilip bükülmeyen o dimdik duruşa, bilgeliğe, dostluğa, zarafete sonsuz saygıyla...

Yazarın Son Yazıları

Yine gündönümü

Yine bir gündönümü geldi. 21 Haziran...

Devamını Oku
22.06.2026
Antroposen çağı

2000 yılında katıldığı bir konferansta, meslektaşlarının içinde bulunulan dönemi hâlâ Holosen diye adlandırmakta ısrar etmelerine tepki gösteren Nobel ödüllü atmosfer kimyacısı Paul Crutzen, artık o dönemin geride kaldığını vurgulayarak “Antroposen çağındayız!” dedi.

Devamını Oku
08.06.2026
Hızlanan bir çağda tiyatro

Tiyatro oyunlarının süreleri epey zamandır tartışılan, iletişim araçlarındaki inanılmaz dönüşümle birlikte iyice gündemi işgal eden bir konu...

Devamını Oku
25.05.2026
Feyha Çelenk’in ardından

Benim tiyatro yaşamımda Bursa’nın özel bir yeri vardır.

Devamını Oku
11.05.2026
İşte insan

Toplumsal çürüme giderek toplumsal dağılmaya dönüşmeye başladı.

Devamını Oku
20.04.2026
Kuşaklar buluşması

29 Mart 2026’da farklı yollardan, farklı kişisel tarihlerden geçmiş farklı kuşaklar Üsküdar Belediyesi’ne bağlı Altunizade Kültür Merkezi’nde buluştuk.

Devamını Oku
06.04.2026
İlber Hoca'nın ardından

İlber Hoca'nın ardından

Devamını Oku
23.03.2026
Dünya Kadınlar Günü

Salı günü çıkacak bu yazıyı 8 Mart’ta, Dünya Kadınlar Günü’nde kaleme alıyorum.

Devamını Oku
10.03.2026
Bir ustaya selam: Metin Deniz

Metin Deniz bu isimlerden biridir benim için. Yaratıcılıkta sınır tanımayan bir sahne tasarımcısı ve yönetmen olmasının yanı sıra, her şeyiyle güzel insandır.

Devamını Oku
23.02.2026
Mefistofeles’in dünyası

Epstein dosyaları ile bu gezegeni yöneten ve neyin nasıl olması gerektiğini herkese dayatma yetkisini kendinde bulan küçücük bir azınlığın tüyler ürpertici skandal manzaraları ortalığa döküldü.

Devamını Oku
09.02.2026
Haldun Dormen’in ardından

Haldun Dormen’in ardından Tiyatromuzda 1950’lerden beri derin iz bırakmış, sayısız öğrenci yetiştirmiş çok önemli bir sanatçıyı, Haldun Dormen’i 21 Ocak’ta, 97 yaşında yitirdik.

Devamını Oku
26.01.2026
Artık her şey insana bağlı

Aradan tam 53 yıl geçti; 3 Ocak 2026’da, Amerikan özel kuvvetleri Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu, eşi Cilia Flores ile birlikte kaçırıp ABD’ye götürdü.

Devamını Oku
12.01.2026
Sanat uzun, ömür kısa

Ne yazık ki prova sürecinde yaşanan sayısız talihsizliğe bir yenisi eklendi ve Mefisto’yu oynayan Sükûn Işıtan sakatlanınca, oyun ancak 18 Aralık’ta prömiyer yapabildi. Ama çok başarılı bir şekilde yaptı.

Devamını Oku
29.12.2025
Uzun bir macera: ‘Faust’

Sevgili İlhan Selçuk 2004’te bir dergi kataloğu armağan etmişti. Değerli ressamımız Bilge Alkor’un kargalarıyla böyle tanıştım. Daha sonra tanışıklık, “Meleklerin ve Şeytanların Aynası” (2011) ile derinleşti. Uzunca bir süredir başucumda duran, dönüp dönüp baktığım, sonra “Belki bir gün” diyerek tekrar kenara koyduğum “Faust”, Alkor’un imge dünyasıyla farklı bir boyuta taşınmıştı.

Devamını Oku
08.12.2025
İnsan idrak ettiği ruha benzer

Aleksandr Puşkin, “dramatik büyünün titreştirdiği düş gücümüzün üç telinden” söz eder. Bunlar; gülme, acıma ve dehşettir. Vsevolod Meyerhold ise Charlie Chaplin ve Sergey Ayzenştayn’ı karşılaştırırken, her iki sinemacıda bu “üç tel”in ne denli ustalıkla kullanıldığına değindikten sonra, bir ayrım yapar: “Chaplin’de gülmece ve acımanın ön planda olduğunu, dehşetin gölgede kaldığını söyleyebiliriz oysa Ayzenştayn’da gülmece geri plana kayarken acıma ve dehşet öne çıkar.”

Devamını Oku
24.11.2025
Goethe: İkilem ve Deha

Büyük yazarın kendi yaşam sürecinin de derinlemesine nüfuz ettiği “Faust”un ilk bölümü ise, kendisinden önce Christopher Marlowe’un 16. yüzyıl sonunda oyunlaştırdığı (“Dr. Faustus”) ruhunu şeytana satan Faust efsanesinden yola çıkmakta ama bu bölümde Faust’un Mefistofeles ile macerası kadar, “ayarttığı” Gretchen’in trajedisi de göze çarpmaktadır. Goethe dahi sanatçı duyarlılığıyla içinde yaşadığı toplumun “mahalle baskısı”nı, ikiyüzlü ahlak kurallarını kendi siyasi ve toplumsal kimliğinin çok ilerisinde bir noktadan eleştirir. Viktor Glass’ın “Goethe’nin İnfazı” romanında (çev. Regaip Minareci, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) anlattığı olayda, evlilik dışı hamile kaldığı çocuğu öldürmekle suçlanan genç kadın hakkındaki idam cezasını siyasi kimliğiyle onaylayan Goethe, “Faust”ta konuya bambaşka bir duyarlılıkla yaklaşır. Büyük sanatçı ve düşünürün, “Almanların en büyüğü”nün tüm hayatına yayılan ve “Faust”a da yansıyan bu ikilemi aslında çağının, yükselen modernitenin etkisi günümüz

Devamını Oku
10.11.2025
Mucize 102 yaşında

Böyle zamanlarda geçmişe dönüp bugünkünden çok daha ağır koşullar içinden düze çıkmayı bilmiş, hem memleketin ufkunu kaplayan sisi hem ileriye doğru koşmak isteyenleri engelleyen karanlığı yarıp geçmiş kurucu kuşağın mücadelesini, Kocatepe’den Afyon Ovası’na doğru bakarken sadece biraz sonra cereyan edecek o büyük muharebeyi değil, oradan geleceğe açılan yolu da gören çelik iradeli bir çift mavi gözü, o mucizeyi hatırlamak iyi geliyor insana.

Devamını Oku
27.10.2025
Bir ödül töreninin ardından

Cumhuriyetin kurucu felsefesinin kültür alanındaki en önemli adımlarından biri tiyatro, opera, bale ve müzik alanlarında modern, kalıcı sanat kurumları yaratarak sanat sevgisini tüm yurt sathına yaymaktı.

Devamını Oku
13.10.2025
Işık, biraz daha ışık

O yıl Doğan Hoca’dan bir gün önce, 21 Eylül 2021’de tiyatro alanından çok değerli bir hocamızı, sevgili Prof. Dr. Hülya Nutku’yu hem de çok vakitsiz yitirmiştik.

Devamını Oku
22.09.2025
Hayatımdaki iki Güney

Gerçekçilik, içtenlik, hayatın sihrini, gizini yakalayıp onu kendi kişisel büyüsünü katarak yeniden yaratmak... Yılmaz Güney’in sinemasının da edebiyatının da en önemli özellikleridir bunlar.

Devamını Oku
08.09.2025
Eğitim ve sanat

Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin üzerinde yükselmesi gereken dört sütunu, “mektep, iktisat, sanat, imar” diye sıralamıştı. Bu dört sütundan ikisini oluşturan “mektep” ve “sanat” maddelerine yakın tarih içinde bir arada bakıldığında, yani sanatta eğitim ve eğitimde sanat alanlarında nereden nereye geldiğimize bakıldığında umut verici bir tabloyla karşı karşıya olduğumuz söylenemez.

Devamını Oku
18.08.2025
Altmış yıl önce altmış yıl sonra

İzmir’de tam anlamıyla “ağır, koyu bir sıcak” vardı. “Kerbela” oyunu 2 Ağustos tarihinde bir zamanların fuar alanı, günümüzün Kültürpark’ı içindeki açık hava tiyatrosunda oynanacağı için İzmir’deydim.

Devamını Oku
04.08.2025
Hatırlamak bir eylemdir

Ergin Yıldızoğlu, 7 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Faşizm ve kültür” başlıklı önemli bir yazı kaleme aldı.

Devamını Oku
21.07.2025
‘Umutsuz çağın sesi’

'Medea-Material' Romanya'da köklü Sibiu Tiyatro festivalindeydi...

Devamını Oku
30.06.2025
Vahşi bir dünya

Vazgeçilmez dört elementten biri olan havayı yine paramparça ediyor bombalar, füzeler... Doğal yerinden koparılıp insanın elinde oyuncak olmuş ateş, gecenin karanlığını kızıla boyuyor.

Devamını Oku
16.06.2025
Beyaz gecelerde Medea-Material

23-27 Mayıs tarihleri arasında, Dostoyevski’nin unutulmaz novellasının fonunu oluşturan St. Petersburg “beyaz geceler”indeydik.

Devamını Oku
02.06.2025
İyimserlik önyargısı

İyimserlik önyargısı

Devamını Oku
12.05.2025
Bir kez daha Kerbela

Bir kez daha Kerbela

Devamını Oku
28.04.2025
Bursa ve tiyatro Bursa...

Bursa ve tiyatro Bursa...

Devamını Oku
14.04.2025
Dünyayı sevgi kurtaracak

Dünyayı sevgi kurtaracak

Devamını Oku
31.03.2025
Sonrası gündüz

Sonrası gündüz

Devamını Oku
17.03.2025
Tiyatroantropolojisi ve Metin And

Tiyatroantropolojisi ve Metin And

Devamını Oku
03.03.2025
Tiyatroda eğitimin önemi

Tiyatroda eğitimin önemi

Devamını Oku
10.02.2025
Toplumsal çürüme ve sanat

Toplumsal çürüme ve sanat

Devamını Oku
27.01.2025
Ben bir veri bankasıyım!

Ben bir veri bankasıyım!

Devamını Oku
13.01.2025
Umarım gelen gideni aratmaz

Umarım gelen gideni aratmaz

Devamını Oku
23.12.2024
Bir ödülün düşündürdükleri

Bir ödülün düşündürdükleri

Devamını Oku
09.12.2024
Heiner Müller ile bir kez daha

Heiner Müller ile bir kez daha

Devamını Oku
25.11.2024
Buzdağının altı

Buzdağının altı

Devamını Oku
04.11.2024
Toplumsal çürüme

Toplumsal çürüme

Devamını Oku
21.10.2024