ABD’nin askeri konularda fikri altyapısı olmayan, yıllar sonra Savaş Bakanlığı olarak adlandırılan birimin başındaki Pete Hegseth, 7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde, “NATO 3.0” diye bir başlık attı. Hatta bu başlığın, Ankara Zirvesi’nde olgunlaştırılacağını söyledi. (stratejihttps://www.aa.com.tr/tr/dunya/abd-avrupadaki-askeri-varligini-gozden-gecirmek-icin-nato-30-degerlendirmesi-baslattigini-duyurdu/3970539k)
Hegseth yeni bir konsept”ten söz etmedi. Son stratejik konsept, 2022 Madrid Zirvesi’nde kararlaştırılmış, o zirveden itibaren, G.Kore, Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda, NATO zirvelerine düzenli olarak gözlemci olarak çağrılmaya başlanmıştı. (https://www.act.nato.int/wp-content/uploads/2023/05/290622-strategic-concept.pdf) 2023 Finlandiya, 2024 İsveç katılımlarıyla, NATO Avrupa’daki son genişlemesini, İskandinavya coğrafyasında yaptı. Türkiye’nin 2 ülkeyle ilgili itirazı, terörle mücadele başlıklarında anlam taşıyordu. Ancak Türkiye siyasal zeminde ikna edildi. Tıpkı Yunanistan’ın ve Fransa’nın yıllar sonra NATO’ya geri dönüşünde olduğu gibi, “veto hakkı”nı kullanmadı. Bu bilinen usulü anımsatmak gerekiyor. Uluslararası ilişkiler, siyaset ve tarihin popüler diziler ve filmler aracılığıyla, “kahramanlık hikayeleri”yle ele alındığı günümüzde, 1952’den itibaren (Türkiye ve Yunanistan’ın NATO üyesi olduğu tarihler) her NATO kararı ve operasyonunda, Türkiye’nin de olurunun olduğunu, malumun ilanının gerekli olduğunu vurgulamak gerekmektedir. Bir başka deyimle, Türkiye’ye rağmen alınan NATO kararları yoktur ancak ülkemizin hangi iktidar olursa olsun, bu süreçlerde imzası vardır.
Bu gerekli hatırlatmayı yaptıktan sonra, NATO’nun İskandinavya genişlemesinin ardından, bir gün NATO’nun kurucu antlaşması değişirse, Madrid Zirvesi’nden beri, Pasifik zeminindeki gözlemci ülkelerin, olası bir Pasifik genişlemesi yani Çin’in çevrelenmesi siyasasında, önemli birer faktör olacaklarını kaydetmek, buraya bir not bırakmak lazımdır. Buna daha zaman olsa da, Hegseth’in işaret ettiği, NATO 1.0’a dönmek, Türkiye için ne anlam ifade etmektedir ? Kastedilen ilk dönem Soğuk Savaş’tır, SSCB vardır, Doğu Bloku ayaktadır, COMECON mevcuttur. Simetrik dünya düzeninde, SSCB ve müttefiklerine karşı, ideolojik, ekonomik, askeri bir yapılanma, sıkı müttefiklik ilişkileri vardır. Hegseth bu noktada, ilk dönemde Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığının hedeflenmediği, “Avrupa'nın, güçlü bir Amerika ile müttefik olan askeri bir güç olması gerekiyordu” sözleriyle, transatlantik birliğinin temellerinin önemini belirtti. ABD’nin Avrupa’daki askeri yapılanmasının azaltılması başlıklarında, savunma harcamalarının ABD’ye yüklenmemesi, Trump tarafından da sürekli dile getirildi. Söz konusu yüzeyde, Trump liderliğindeki “muhafazakar yönetim”, Avrupa’nın NATO 2.0 döneminde sınırlarını sonuna kadar açtığını, sosyal devlet harcamalarını arttırdığını, alan dışılık kapsamında, NATO’nun Soğuk Savaş sonrası, çeşitli askeri operasyonlara girdiğini vurgulamıştır. Burada karşımıza, 1995 Bosna, 1999 Kosova, 2001 Afganistan müdahaleleri gelebilir.
Hegseth NATO 3.0 başlığında, “köklere dönülmesi”ni ortaya koymaktadır. Yeniden Soğuk Savaş’a, Rusya karşıtlığına dönülmesi, elbette kastedilmemektedir. NATO’nun 2022 Stratejik Konsepti’nde, Rusya ve Çin’in birlikte sorun olarak görüldüğünün altını çizmek yerinde olur. Peki 2022 Stratejik Konsepti’nden 2026 zirvesine, yeni bir konsept belirlenmese de emareler nedir, bakmakta fayda vardır. Olası Pasifik genişlemesinin çerçevesini dile getirmiştik. Türkiye’deki mevcut NATO yapılanmalarını aklımıza getirelim. Sözgelimi NATO’nun ülkemizde, İstanbul/Ayazağa’da konuşlanan Yüksek Hazırlık Seviyeli niteliğinde 3. Kolordu bünyesindeki yapılanması, gereksinim duyulduğunda NATO Mukabele Kuvveti zemininde harekete geçebilecek şekilde organize edilmiştir. Bu yapılanmayla birlikte, İzmir Vecihi Akın Kışlası’nda yer alan Müttefik Kara Komutanlığı (LANDCOM), tüm kara kuvvetlerinin bölgedeki operasyonlarının, sevk, idare ve organizesinden sorumludur. Mevcut NATO yapılanmalarına ek olarak, 2022 Stratejik Konsepti’nin kabul edilmesinden sonra, Adana’da, artan risklere karşı, 6. Kolordu’nun “Çok uluslu NATO kolordusu” olarak planlanması, 2023’den itibaren atılan adımlarla somutlaşmaya başlamıştır. Buna ek olarak, 2026 baharında Anadolu Kavağı’nda yapılanan Deniz Unsur Komutanlığı’nın Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu kapsamında NATO ile işbirliği içinde hareket edeceğinin yetkili makamlarca paylaşıldığını eklemek gerekiyor. (https://www.bbc.com/turkce/articles/cwy3641kzklo)
İşte bu çerçevede sadece Uzak Doğu değil, Yakın Doğu’daki NATO askeri yapılanmalarında Türkiye; Karadeniz, Boğazlar, Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya’da, klasik NATO’nun kanat ülkesiyken, NATO 2.0’da tamamlanamayan cephe ülkesi konumuna, NATO 3.0’da gelecek midir ? Bu ciddi bir soru işaretidir.
Tam da bu bağlamda, NATO’nun Türkiye’de demokrasi gibi bir önceliği var mıdır ? Buna odaklanmak, pek çok soruya yanıt ta getirecek potansiyeldedir. Aslında yakından uzağa Doğu yani Asya, artık NATO’nun öncelikleri arasındadır. Enerji güzergahlarını kontrolü, enerji kaynaklarının denetimi, olası çatışmaların belli bir komutada ele alınması, ABD’nin bölge valisi Barrack’ın sözleriyle ete kemiğe bürünmektedir. İster meşruti, ister mutlakiyet bağlamında olsun, NATO’nun büyük patronu ABD, değerleri ile değil pragmatik otoriter rejimlerle bölgede hükümranlık kurmak istemektedir. Bu tam da Körfez Doktrini’nin mimarı, Büyük Stranç Tahtası kitabının yazarı Brzezinski’nin çizdiği, ilginç bir rastlantı! ile US CENTCOM’un kullandığı, “dünyanın kalbi” haritasıdır. Bu harita, Kazakistan’dan Afrika Boynuzu’na uzanmaktadır. (Zbigniew Brzezinski, Grand Chess Board, New York, Brown University Library, 1997)
ABD, İran’la 28 Şubat 2026 savaşının ertesinde, kalıcı bir ateşkesle, NATO Ankara Zirvesi’ne gelmek istemektedir. Trump’ın zirveye katılacağı da duyurulmuştur. Ne var ki, İsrail’in Lübnan’da Hizbullah’a yönelik operasyonları, ateşkes sürecini kırılgan hale getirmektedir. Türk vetosu olmasa, NATO kapısında bekleyen iki ülke bulunmaktadır. Bunlardan biri Türkiye’nin tanımadığı Güney Kıbrıs, diğeri de İsrail’dir. İsrail’in G. Kıbrıs’ta Baf dahil askeri yapılanması, Güney Lübnan ve Güneybatı Suriye’deki konuşlanmaları, Yunanistan ve G.Kıbrıs ile askeri ve ekonomik işbirliği bu tabloyu daha da anlamsız hale getirmektedir. Körfez ülkeleri ve İsrail bandının Yunanistan’a uzandığı ABD ekseninin bu zeminde, NATO’nun Asya’ya dönük konumunda, Türkiye’deki mevcudiyetler ile Doğu Akdeniz’den Suriye’ye uzanan çevreleme ekseni, hangi çelişkileri barındırmaktadır ?
Sorular çoğaltılabilir, temel sıkıntı, NATO’nun geçmişten bugüne konumunda, Türkiye’nin rolünün artması, nasıl bir siyasi sistemle kendisini ifade edebileceği kaygılarını arttırmaktadır. Aslında böyle bir zamanda, siyasi muhalefetin güçlü, yönlendirici, akıl verici, eleştirici olması gerekirken, butlan ile birlikte muhalefetsiz, rekabetsiz bir alan siyasal iktidar için olgunlaştırılmıştır. Ekonomik kriz, sosyal depresyon, hukuk devleti sorunsalı, dış politikada belirsizlik, bu noktada rekabetçi bir anlayışın olmazsa olmaz niteliğine ihtiyacı yoğunlaştırmaktadır.
Ekonomi, dış politika, demokrasi ve hukuk devleti yerine, NATO’yla beraber DP’nin 1950’lerdeki “küçük Amerika”, 12 Eylül 1980 sonrası Özal’ın “bölgesel süper güç”, 2000’lerden itibaren, bugünkü siyasal iktidarın resmen kabullenmese de Neo Osmanlı adı altındaki taşeron siyasalarına savrulmuş, mutasyona uğratılmış bir CHP her gün proje kanallarda, yandaş medyada ele alınmaktadır. Somut konular ele alınmamaktadır.
Çünkü gündem Türk kamuoyundan saklanmaktadır…