Babalar Günü: Bir hatıranın gölgesinde
Güven Baykan
Son Köşe Yazıları

Babalar Günü: Bir hatıranın gölgesinde

22.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Babalar Günü de onlardan biri. Kimi için sabah edilen bir telefon, kimi için sofrada ayrılan bir yer, kimi için küçük bir hediye… Kimi içinse içinden sessizce geçen bir isimdir.

Ben bu günü daha çok hatırlayarak karşılıyorum. Eski fotoğrafların, yarım kalmış cümlelerin ve çocukluktan bugüne taşınan bir bakışın içinden geçerek…

Babamı düşündüğümde aklıma büyük sözler değil; bir köy yolu, tozlu bir sınıf, kara tahta, çocukların gözlerindeki merak gelir. Sonra kemençenin sesi, halk oyunlarının ritmi ve emeğin insana kattığı o sessiz vakar.

Babam ilköğretim öğretmeniydi. Köy Enstitüsü geleneğinden gelen bir kuşağın insanıydı. Yalnızca okuma yazma öğretmez; çocuğun elinden tutmayı, toprağı sevmeyi, emeğe saygı duymayı, türkünün ve oyunun da eğitimin parçası olduğunu bilirdi.

O kuşak için okul yalnızca ders yapılan bir bina değildi. Bir ülkenin kendini yeniden kurduğu yerdi. Bir harfin yazılışında, ilk kez sahneye çıkan bir öğrencinin heyecanında, birlikte söylenen bir türküde memleket fikri vardı.

Şimdi geriye dönüp bakınca babalığın biraz da böyle bir şey olduğunu düşünüyorum. Çok konuşmadan iz bırakmak, öğüt vermekten çok yaşayarak göstermek. İnsan babasının her sözünü hatırlamayabilir ama dünyaya nasıl baktığını unutmaz. Bir çocuğa yaklaşımını, haksızlık karşısındaki tavrını yıllar sonra daha iyi anlar.

Image

Bugün okullara ve çocuklara baktıkça babamı daha çok düşünüyorum. Müzik, resim ve beden eğitimi gibi derslerin hayatımızdaki yerinin daralması yalnızca bir program meselesi değildir. Çocuğun hayalle, ritimle, renkle ve oyunla kurduğu bağın zayıflamasıdır.

Biz çocukların önüne çoğu zaman yalnızca sınavları koyuyoruz. Sonra neden mutsuz ya da eksik büyüdüklerini anlamaya çalışıyoruz. Oysa bir çocuğun fırçayla, türkülerle, oyunla ve hareketle kurduğu ilişki de eğitimin kendisidir. Sanat, spor ve müzik yalnızca ders değil; insanın kendini tanıma yoludur.

Babam bunu bilirdi. Belki de bu yüzden öğretmenliği sadece bir meslek değil, hayat boyu taşınan bir sorumluluk olarak görürdü.

Babalar Günü bana bu nedenle yalnızca kişisel bir hatırlama günü gibi gelmiyor. Aynı zamanda bir ülkenin hafızasına bakma günü gibi geliyor. Bizi büyüten insanların hangi değerlerle yaşadığını ve bize ne bıraktığını sorgulama günü.

Bugün babası hayatta olanlar için en güzel hediye belki de biraz vakittir. Yan yana oturmak, eski bir hikâyeyi bir kez daha dinlemek, “Bunu anlatmıştın” demeden gülümsemektir. Çünkü bir gün o hikâyeyi anlatan ses sustuğunda, insan en çok o tekrarları özler.

Babası uzaklarda olanlar için bugün biraz özlemdir. Babasını kaybedenler içinse sessiz bir konuşma… Bir fotoğrafın sararmış köşesinde, çekmeceden çıkan eski bir mendilde ya da ansızın bir sokaktan yükselen tanıdık bir türküde başlayan; insanın kalbinin en kuytu yerine kadar uzanan uzun, derin bir konuşma.

Ben de bugün içimden babamla konuşuyorum.

Ona ülkenin çok değiştiğini, okulların başka bir yere savrulduğunu, öğretmenliğin eski saygınlığının yara aldığını, sanatın çocukların hayatından yavaş yavaş çekildiğini söylüyorum. Sonra susuyorum. Çünkü onun ne diyeceğini az çok biliyorum.

Büyük laflar etmezdi. Belki başını hafifçe eğer, uzaklara bakar ve yalnızca şunu söylerdi:

“Çocukları eksik bırakmayın.”

Bugün Babalar Günü.

Kutlayanların günü kutlu olsun. Arayanların sesi eksilmesin. Hatırlayanların içi incinse de hatıraları solmasın.

Çünkü bazı insanlar toprağa değil, insanın içine gömülür. Yıllar geçse de bir sınıfın tebeşir kokusunda, bir türkünün titreyişinde, akşamüstü ışığının eski bir fotoğrafa düşüşünde yeniden karşımıza çıkarlar. Onlar gittikten sonra bile bize yön veren görünmez bir pusula gibi yaşamayı sürdürürler.

Ve belki insanın geride bırakabileceği en büyük miras da budur: Adının değil, değerlerinin yaşamaya devam etmesi. Bir çocuğun gözlerinde çoğalan umut, bir iyilikte yankılanan ses, eksik bırakılmamış bir hayat… Bazı babalar sessizce gider; ama ardında öyle bir iz bırakır ki, yıllar sonra bile bir cümleyle, bir türküyle, bir hatırayla yeniden ayağa kalkar ve kalbimizin en derin yerinden bize seslenir.