CHP “mutlak butlan”la birlikte zorlu bir sürecin içinden geçiyor. Sadece CHP destekçileri değil, kamuoyunun büyük çoğunluğu bir an önce kurultaya gidilmesi çağrısında birleşiyor. Ama gel gör ki kurultay olağan mı olağanüstü mü noktasında ipler geriliyor. Atanmış yönetimin, 21 Mayıs’taki butlan kararından bu yana mahallelerden ilçelere ağır ağır işleyen seçimlerle bir takvim yürütme peşinde olduğu görülüyor.
Zaman kazanma çabasının arkasında Kılıçdaroğlu cephesinin kendi delege gücünü sağlamak olduğu, tepkilerin süreçle dineceğini umduğu ve şu anki tabloda görülen genel merkez binasında sıkışıp kalmışlıktan sıyrılmak istediği yorumları ağır basıyor.
CHP’nin seçilmiş yönetimi ise 850’ye yakın delegenin imzasını da arkasına alarak toplumda güçlü bir karşılıkla derhal olağanüstü kurultaya gidilmeli çağrısını sürdürüyor. Özel cephesinin çarşı, pazar her alanda yurttaşla bir araya gelme, demokratik mücadele yol haritasını sahada birebir iletişimle paylaşma siyasetinin olumlu yanıt aldığı gözleniyor. Partide kalmalı mı ayrılmalı mı kararı ise kuşkusuz en zorlu kısımlardan.
Yazın sıcaklığı gibi gündemin şu aralar CHP üzerinden akmasından memnun iktidar cephesinin ise sonbahara doğru yeni anayasa ve erken seçim için adımlar atması olası. Bu noktada gözler Kılıçdaroğlu cephesinin nasıl bir tutum alacağında. Kılıçdaroğlu geçen hafta Sözcü TV’de gazetecilerin soruları üzerine güçlendirilmiş parlamenter sistemden yana olduklarını söyledi. Bilinmedik bir durum değil. 2023 yılında genel başkan olduğu, cumhurbaşkanlığı seçiminin yitirildiği, “altılı masa”nın çöktüğü dönemde yeni anayasa girişimlerine yönelik gazetemize yaptığı bir değerlendirmede de güçlendirilmiş parlamenter sistem vurgusu yapmıştı. Kılıçdaroğlu, “Bu iktidarın ahlaki ve siyasi meşruiyeti yok. Sahte videolar sayesinde iktidar olan bir kişi ile nasıl masaya oturacağız? Bizim anayasa konusundaki düşüncelerimizi altı lider olarak kamuoyu ile paylaştık, altına da imzalarımızı attık ve duyurduk. Diğer liderlere isterseniz ‘Dün attığınız imzadan bugün neden vazgeçtiniz’ diye sorabilirsiniz. Güçlendirilmiş parlamenter sistem metnini parlamentodan geçireceğiz diyorlarsa, hay hay” demişti.
NEYİN GÜÇLENDİRİLMESİ?
Peki o zaman merak edilen sorulardan biri de şu olsa gerek: İmralı sürecine yönelik gelişmeleri de göz ardı etmeden etnik, mezhepsel vurguların yer aldığı bir anayasa planı masaya gelirse Kılıçdaroğlu cephesinin yanıtı ne olacak? Cumhur İttifakı’nın artık kendi iktidarları için de tıkanıklık olarak gördükleri “tek adam” başkanlık sisteminden görüntüde kurtulmak arayışında olduğu yorumlarını da düşünürsek iktidarın “güçlendirilmiş parlamento” söyleminden beklentileri nedir?
Var olan anayasaya bile uyulmayan, AYM, AİHM kararlarının görmezden gelindiği, CHP’li belediyelere yönelik operasyonların hız kesmediği bir ülke tablosunda güçler ayrılığı ilkesindeki aşınmalar da dikkate alınırsa iktidar ve güven ilişkisi nasıl kurulabilir?
Soruların içinde Atatürk izinde, demokratik, laik, hukuk devleti ilkelerinden yana Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği açısından en önemlilerinden biri de güçlendirilmiş parlamenter sistem derken “kimlik siyaseti” tuzağına düşülüp düşülmeyeceği konusundadır. Etnik, mezhepsel ayrılıklar üzerinden oluşturulacak bir parlamenter sistemin ulusal birlik ve egemenlik açısından risk oluşturup oluşturmadığı konusunda düşünceler nelerdir?
Kuşkusuz bu sorular aynı şekilde, iktidarın yeniden iktidar arayışlı anayasa manevrasıyla Meclis sandalye pazarlığı hesaplarına dahil olacak herkes için geçerlidir.
Neden mi bu soruların yanıtı önemli derseniz, tarih bu coğrafyada emperyalist çıkarların, ümmetçi bakışların, gerici kafaların korku tünellerinin yaşattığı yıkımlarla, demokrasi açısından kabuslarla dolu da ondan. Örneğin Irak, örneğin Lübnan... Parlamentoları var, başbakanları var, cumhurbaşkanları var... Ama mecliste Şii, Sünni, Kürt blokları derken o, bu, şu toplumsal cephelerle dolu, gerilimlerden dolayı sürekli bir kitlenme, kutuplaşma, dışarıdan emperyalist kışkırtmalarla birlikte iç savaş, işgaller, böl-parçala-yönetçilerin kanlı oyun sahası haline gelinme..
Bölgemizdeki gelişmeleri düşündüğümüzde demokratik işleyişle ilgili sorunlarla örülü “bize özgü başkanlık sisteminden sonra bize özgü parlamenter sisteme” el verecekler kim olacak, merak konusu...