Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkileri gasp edilerek hukuka aykırı biçimde AKP tarafından CHP’nin “yönetimine” getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’de yaptığı açıklamalar, Kılıçdaroğlu’nun çelişkilerini ve samimiyetsizliklerini bir kere daha ortaya çıkardı.
Kılıçdaroğlu, “ahlaki üstünlükten”, “ahlaki arınmadan”, “kirlilikten arınmadan” söz ederken, bir yandan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu kapsam dışında bırakmadı, bir yandan da İmamoğlu tutuklandığı zaman yaptığı açıklamanın arkasında olduğunu söyledi!
Kılıçdaroğlu o açıklamada, Türkiye’de yargı bağımsızlığının olmadığını, yasama, yürütme, yargı arasındaki güçler ayrılığı ilkesinin ihlal edildiğini, İmamoğlu’na ve ailesine sahip çıkılması gerektiğini söylemişti.
Kılıçdaroğlu ayrıca, “ahlaki üstünlükten”, “ahlaki arınmadan”, “kirlilikten arınmadan” söz ederken, İBB iddianamesinin tamamını okumadığını, “hukuk komisyonunun” iddianameleri incelediğini ve kendisine özet bilgiler verdiğini ifade etti.
Kılıçdaroğlu, siyasi davalarla yolsuzluk davalarını ayırdığını, yargı bağımsızlığıyla ilgili sorunların siyasi davalarda geçerli olduğunu iddia ederek, hem AKP’nin söylemlerine uygun olarak, CHP’li belediyelere yönelik davaların siyasi olmadığını iddia etti, hem de İmamoğlu’nun tutuklandığı zaman yaptığı açıklamanın arkasında olduğuna yönelik sözleriyle tekrar çelişkiye düştü.
Kılıçdaroğlu, bazı CHP milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması konusunda da, “Ben olsam aklanmak için dokunulmazlığımın kaldırılmasını isterim” ifadesini kullanarak, yargının bağımsız olmadığıyla ilgili açıklamasıyla bir defa daha çelişkiye düştü.
Bir insanın bu kadar ciddi konularda bu kadar büyük çelişkilere düşmesi, o kişinin bir akıl tutulması yaşadığının ve/veya samimiyetsiz olduğunun ve/ veya dış etkenlerin kontrolü ve baskısı altında hareket ettiğinin göstergesidir.
***
Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarında dikkat çeken bir başka nokta, “Mutlak butlan davasıyla hiçbir ilgim yok” demesiydi. Oysa AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da, AKP’nin mutlak butlan davasının hiçbir yerinde olmadığını, davanın CHP’nin iç çekişmeleriyle ilgili olduğunu defalarca açıklamıştı.
Bu durumda, mutlak butlan davasının Erdoğan ile de Kılıçdaroğlu ile de bir ilgisi yoksa, kiminle ilgisi vardır?! Bu davanın Kılıçdaroğlu ile bir ilgisi yoksa, Kılıçdaroğlu neden davada iddiayı ortaya atanların avukatı gibi bir söylemle “siyaset yapmaktadır” ve delegelerin, üyelerin, parti tabanının, seçmenlerin taleplerine rağmen olağanüstü kurultayı yapmamakta ısrar etmektedir?!
***
Kılıçdaroğlu, temmuz ayında olağanüstü kurultayın toplanmaması durumunda, CHP’nin olası bir baskın seçimde seçimlere katılmasının engellenebileceğini bildiği halde, olağanüstü kurultayı toplamayacağını, olağan kurultayı toplayacağını, bu sürecin 4-5 ay kadar süreceğini, ilçe ve il kongrelerinin yenileneceğini, yeni delegelerle kurultay yapılacağını da açıkladı!
Böylece Kılıçdaroğlu’nun, CHP’nin seçim kazanıp kazanmamasını umursamadığı da bir kere daha ortaya çıktı!
Kılıçdaroğlu, kendisini veya önereceği bir başka genel başkan adayını seçecek yeni bir delege yapısını oluşturmayı, kurultayı da ondan sonra gerçekleştirmeyi planlamaktadır.
***
Kılıçdaroğlu bütün bunları yaparken, kendisini bir “mali müfettiş” ve “ahlak zabıtası” yerine koymaktadır! Adaletten, hukuktan, erdemden yoksunluğun en büyük ahlaksızlık olduğu gerçeğini görmezden gelen Kılıçdaroğlu, üstlendiği “mali müfettişlik” ve “ahlak zabıtalığı” misyonunu da doğru dürüst bir biçimde gerçekleştirememektedir, bu misyonu da çelişkiler ve tutarsızlıklar içinde yürütmektedir.
Erdoğan yıllar önce Kılıçdaroğlu için, “CHP’nin müdürü” ifadesini kullanmıştı. Şu anda ise Kılıçdaroğlu, masumiyet karinesi ilkesini yok sayan “CHP’nin müfettişi” konumuna geçmiştir.
Bu süreçte parti üyelerinin büyük çoğunluğu Kılıçdaroğlu’nu “hain” olarak nitelendirmektedirler, meydanlarda “hain Kemal” biçiminde sloganlar atmaktadırlar.
Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde yaşanmamış bir olayı hem CHP’ye hem de Türkiye’ye yaşatmaktadır.
Kılıçdaroğlu’nun bunun hesabını hem tarihin hem de hukukun önünde vermesi kaçınılmazdır!