Bu kez Avrupa’ya bakınca...

03 Kasım 2015 Salı

Bir süredir, neoliberal kapitalizmin artık sürdürülemez bir noktaya geldiğine, ABD-Avrupa merkezli uluslararası “düzenin”, hem Ortadoğu-Suriye merkezli hem de Uzak Doğu merkezli gerginlikler altında dağılmaya başladığını düşündüren tartışmaları aktarıyorum.
Önceki pazar günü yapılan Polonya seçimlerini, muhafazakâr, popülist, serbest ticarete, göçmenlere karşı bir “illiberal” partinin kazanması, bu kez Avrupa’nın parçalanma olasılığına ilişkin tartışmaları yoğunlaştırdı.
İlk bakışta, Avrupa Birliği’nin bir gün parçalanması çok abartılı bir olasılık gibi görünüyor. Benimde “hissiyatım” bu yönde. Ancak yakından bakmaya başlayınca, “acaba çok mu iyimserim” diye düşünmeden edemiyorum.

Emareler belirdi...
Avrupa, Afganistan’dan Kuzey Afrika’ya, Büyük Ortadoğu’da hızla ilerlemekte olan dağılmanın sarsıntılarını, terörist İslamın saldırılarına, modern zamanların en büyük göç krizine hedef olarak yaşıyor. Bu göçmen nüfus, her ne kadar uzun dönemde Avrupa kapitalizminin çıkarınaysa da, ilk elde, mali krizin, ekonomik durgunluğun etkileriyle, yüksek genç işsizliği oranlarıyla uğraşan Avrupa periferisi ülkelerine çarpıyor. Bu ülkeler, bu güç dalgasının, hızla üzerlerinden geçerek, bu sorunla ilgilenecek mali olanaklara sahip zengin ülkelere ulaşmasına olanak sağlamaya başlayınca, iki gelişme hızlandı.
Birincisi, İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda, Danimarka, Belçika, Finlandiya, İsveç, Norveç gibi kuzey ülkelerinde, etnik ulusalcı, aşırı sağcı, hatta faşist eğilimli partiler güçlenmeye, daha ılımlı kesimleri etkilemeye başladılar. Bu partilerin ortak özellikleri Avrupa Birliği’ne, küreselleşmeye, hatta yabancı sermaye girişine değişik düzeylerde karşı, kaynakları devlet işletmeleri, yerli kapitalistler, işçiler için harcamaktan yana olmaları ve Putin’e olumlu bakmaları.
İkincisi, Avrupa Birliği’nin en önemli özelliklerinden biri olan serbest dolaşım hakkı Schengen uygulaması çöktü, ülkeler sınır denetimlerini yeniden koymaya başladılar; öyle ki Macaristan, Hırvatistan’la olan sınırını dikenli tellerle kapattı. İngiltere’de Birlikten çıkma (Brexit) tartışması, ABD’de ve Fransa yönetimlerinde büyük kaygı uyandıracak biçimde yoğunlaşmaya başladı.

Merkez - periferi, din savaşları filan...
Daha önce de tartışmıştık; Avrupa Birliği’nin ekonomik modeli, Almanya, İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda gibi sanayileşmiş merkez ülkelerle, Portekiz, İspanya, İrlanda, İtalya, Yunanistan gibi periferi ülkeleri arasındaki bir bağımlılık ilişkisine dayanıyordu. Bu periferi ülkeleri, gelişmiş ülkelerdeki üretim fazlasının ihracat pazarı, mali sermayenin, aynı zamanda ithalatı finanse eden krediler yoluyla değerlenme alanı işlevi görüyorlardı. Mali kriz patlak verince, bu ülkeler aniden büyük bir mali yük altında, bu mali yükü kaldıracak, zamanla borçlarını ödeyebilecek üretim kapasitesinden yoksun bir durumda kalakaldılar.
Yunanistan krizi sırasında, bu durumu izledik, ayrıntılarını tartıştık. O sırada, Almanya’nın Avrupa üzerinde ne kadar büyük bir baskı, yaptırım gücü olduğunu, Merkel’in bunu nasıl ustalıkla kullandığını da gördük. Ancak bu baskının bir sınırı da var.
Yunanistan küçük bir ülke. Ama ya İtalya? Geçen afta İtalya başbakanı Renzi, Almanya’nın Avrupa’ya dayattığı mali modele karşı çıkarak, Avrupa Komisyonu İtalya bütçesini onaylamazsa, bütçeyi yeniden ve aynen sunacağını açıkladı. Bu sırada Fransa Ekonomi Bakanı Macron, bu merkezperiferi gerginliğine atıfla, bu gidişle “Kuzeyin Kalvenci ülkeleriyle Güneyin Katolik ülkeleri arasında bir din savaşı çıkacak”... “Kalvenciler, ötekilerin hayatlarının sonuna kadar borç ödemesini istiyorlar... Dayanışma yolunda hiçbir katkı yapmadan reform istiyorlar” diyordu.
Bu gelişmelerin bir yan etkisi de, Almanya’da Merkel’in popülaritesinin hızla gerilemeye başlaması oldu. Alman vatandaşları, Pegida gibi aşırı sağın da etkisiyle, Merkel’in hem göçmenler hem de Avrupa birliği, serbest ticaret konusunda çok ileri gittiğini düşünmeye başlamışlar. Geçen hafta Financial Times’dan Philip Stephens, “Merkel giderse Avrupa dağılmaya başlar” diyordu...  


Yazarın Son Yazıları

Amerika’da faşizm 13 Şubat 2020