Köşe Yazısı

A+ A-

İddianame yazamayan bir savcı

Paylaş
instela'da paylaş
06 Ocak 2016 Çarşamba

Oturup parmak hesabı yaptım: Can Dündar ile Erdem Gül arkadaşlarımız tam 41 gündür Silivri mapushanesinde Trakya ayazının sefasını sürüyorlar.
Mapusane dediğin nedir ki, biraz yatarsın, bol bol okursun, çoğu zaman berbat kurufasulye gelir salçalı suyunu süzer, kalan haşlanmış fasulyelerden delikanlı bir piyaz yaparsın, karnın doymasa da miden dolar. Arada bir volta atarsın. Voltayı dikine gitgelle değil de çember çizerek atarsan uzun yol gitmiş gibi kendini kandırırsın.
Haber geldi.
Can ile Erdem 40 gün sonra mutlak tecritten biraz (iyice az) kurtuldular, artık aynı hücrede kalıyorlar...
Umalım Can sigaraya başlamaz da Erdem sigarayı bırakır; baca gibi tütüp daracık hücreyi tütsü odasına döndürmez.
Ama dikkat: “Tecrit kalktı” haberine sevinecek kadar saf değiliz.
Haksız olan, yanlış olan, hatta evrensel hukuka göre suç olan tecritte olmaları değil, yargılanacak olmaları.
Can Dündar ve Erdem Gül evrensel hukuka göre de, altında Türkiye’nin de imzası bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre de, hatta 12 Eylül Anayasası’na göre de yargılanamazlar...

***

Evet ama tutuklandılar ve anlaşılan o ki yargılanacaklar. AKP iktidarının hukukunda bunun mümkün olduğunu ister istemez öğrendik.
Peki, niye yargılanmıyor, 41 gün geçmesine rağmen Can ve Erdem niye yargıç karşısına çıkarılmıyorlar...
Tutuklanmalarını talep eden savcı iddianamesini yazmak için neyi bekliyor?
Mesela “Bu çok karmaşık bir dava. Daha kanıtlar toplanacak, yeni tanıklar bulunacak, iddianameye temel oluşturulacak, gerekçe için hukuk literatüründen ciltler dolusu kitap okunacak falan filan” mı demekte?
Buna Türkçede “Ufalayın da civcivler yesin” denir.
Suç olduğu iddia edilen eni sonu bir gazete haberi. 29 Mayıs ve 12 Haziran tarihli o gazeteler masanızın üstünde sayın savcı.
Başka?
Tanık filan demeyin sakın. İşte gazete, işte gazeteci... Sanık da, tanık da, kanıt da ortada.
Geçin bilgisayarın başına yazın iddianamenizi.
Görelim bakalım arkadaşlarımızın eylemlerinde nasıl bir suç buldunuz. “Suç buldum” demek yetmez ama. Karşınızda kaç savcıyı, kaç yargıcı stajyerliğinden alıp emekli etmiş çok kıdemli basın sanıkları ve onların avukatları var. Bulduğunuz suçu gerekçelendirmek, kanıtlamak, ayrıntısıyla sergilemek zorundasınız.
Mesela gözden kaçacağını mı umdunuz? Soruşturmaya başlamanızdan tastamam 7 (yazıyla yedi) ay sonra arkadaşlarımız hakkında dava açmak üzere adım atıp tutuklattınız. Oysa basın davalarında dört ay içinde dava açma zorunluluğu var. Açılmazsa dava düşer.
Bunu bilmiyor olabilirz misiniz? Bir türlü iddianame yazıp Can ve Erdem arkadaşlarımızı yargıç karşısına çıkaramamanızın sebebi bu olabilir mi “Nasıl olsa beraat edecekler, bari yatırdığım kadar yatırayım” gibi bir hesap yapmış olabilir misiniz?
Sanmıyorum. Ha böyle yapmışsınız, ha hukuk fakültesi diplomanızı yırtıp atmışsınız...
En iyisi beni (bizi) bu kuşkulardan kurtarın, yazın iddianamenizi, dikin “sanıklarınızı” yargıç karşısına. Görelim meslek hünerinizi, hukuk bilginizin kalibresini...
Haydi sayın savcı, haydi...
Okulda size “Geciken adalet, adalet değildir” ilkesini herhalde öğretmişlerdir.
Yanılıyor muyum?

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Can Dündar