Türkiye şu anda “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” denilen “Şahsım Devleti” modelinden kaynaklanan bir “Rejim Bunalımı” ile karşı karşıya.
Sağ kesimdeki politikacılar sadece muhalefette oldukları zaman Temel Hak ve Özgürlükleri savunuyorlar...
İktidara geldikleri zaman bunları muhalefete tanımıyorlar ve Anayasaya da uymuyorlar.
Mevcut İktidar, bu geleneksel sapmayı, yargı organlarının oluşumlarını iktidarın kararlarına bağlayıp “yargı bağımsızlığını” yok ederek gerçekleştirdi.
Dolayısıyla şu anda yaşanan bütün siyasal, ekonomik ve hukuksal sorunların temelinde yatan “Rejim Bunalımı”nın çözümü, Temel Hak ve Özgürlükleri savunacak partilerin ve görüşlerin ittifakıyla çözülebilir.
Bugünlerde yeniden gündeme getirilen Kemalistler ile Sosyalistler arasındaki ittifak, bu arayışlar çerçevesinde anlam ve önem kazandı.
***
Kuramsal olarak tartışılması en güç konular “Kemalizm”in ve “Sosyalizm”in ne olduklarıdır.
Çünkü “Kemalizm” de, “Atatürkçülük” de, adlarını Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ten aldığı için, herkes tarafından saptırılan kavramlardır.
“Kemalizm”, kimi zaman Atatürk Devrimini oluşturan Laik Cumhuriyete ve Cumhuriyet Devrimlerine karşı olan Şeriatçılar ve Etnikçiler tarafından “Atatürkçülüğe” karşı olarak, sadece İstiklal Savaşını kapsayacak biçimde veya sadece Jakobenlik olarak bile kullanılmaktadır.
“Sosyalizm”, “Komünizm”, “Marksizm” ise uzun yıllar yasalarla yasaklanmış olmasından kaynaklanan nedenlerle, farklı biçimlerde dile getirilmiş ve kimi zaman birbirlerine düşmanca bakan gruplar ve partiler tarafından bile değişik tanım ve uygulamalara konu olmuşlardır.
***
Ben bugün burada, BENCE* her ikisinin de özünü belirten iki kuramsal yöntem tanım yaparak, ittifak önerisinin “Reel Politika” açısından tartışılmasını Pazar günkü yazıya bırakacağım.
Bence, Atatürkçülük ve Kemalizm, hemen hemen aynı şeylerdir:
Atatürkçülük, Kemalizmi de kapsayan bir “Akıl ve bilim yolu” YÖNTEMİ demektir.
Kemalizm, Atatürkçülüğün 1920’ler, 1930’lar Anadolu’sunda, geri kalmış bir Din/Tarım Toplumuna çağ atlatmak için kullanılan bir “kısa yol reçetesidir”.
Bence, “Marksizm” ile “Sosyalizm”, “Komünizm” de hemen hemen aynı şeylerdir.
Marksizm, tarihe ve geleceğe, toplumların üretim ilişkileri bağlamında diyalektik mantıkla bakan bir YÖNTEMDİR.
Bu yöntem, genç ve olgun Marx farklarını, Leninizm, Stalincilik, Maoizm, Enver Hocacılık, Titoculuk gibi bütün farklı ve kimi zaman birbirine düşmanca olan uygulamaları da kapsar.
Gerek Atatürkçülük ile Kemalizm, gerekse Marksizm ile Sosyalistlik ve Komünistlik, BENCE*, kuramsal tartışmalarda, uygulamalarda ve elbette “Reel Politik”de birbirlerinden çok farklı ve hatta düşmanca kamplarda da olabilen İDEOLOJİK, SİYASAL, KÜLTÜREL, EKONOMİK YÖNTEMLERDİR...
Ama esas özleri, tözleri BENCE*, akıl, bilim, üretim ilişkileri, sömürü ve diyalektiktir; bağımsızlıktan, özgürlükten, eşitlikten, laiklikten, adaletten ve barıştan yanadırlar...
BENCE*, gerisi ayrıntıdır ve coğrafyanın, tarihin, ülkenin, toplumun koşullarına göre değişir.
***
Yazımı bitirirken sakın yanlış bir izlenim vermiş olmayayım:
Kuramsal olarak aynı temel ilkelere sahip görünseler de bundan önceki üç yazımda, tarih boyunca Türkiye’de, Atatürkçülük ile Marksizmin Laik ve Demokratik Cumhuriyet için bir türlü ittifak kuramadığını, tam tersine Laik ve Demokratik Cumhuriyetin altını oyan gelişmelere yol açtığını anlattım.
Pazar günkü yazıyı bekleyin lütfen.
*Not: BENCE* kelimesini, ukalaca bir tavırla, “Ben bilirim” anlamında değil, tam tersine mütevazı bir tutumla, “Siz elbette katılmayabilirsiniz; ben şimdilik böyle bir öneride bulunuyorum” anlamında kullanıyorum.