‘Kapitalizm İyi, Kapitalistler Kötü’
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

‘Kapitalizm İyi, Kapitalistler Kötü’

21.04.2014 02:00
Güncellenme:
Takip Et:

Mali kriz, “Büyük Durgunluk”, neo-liberal modelin tükendiğini gösterdi. Yeni bir model arayışı, bir belirsizlik, ekonomi politikası tartışmalarının merkezine oturdu. Beş yıl önce “Büyük Durgunluk” başlarken, Reinhart & Rogoff (This Time is Different, 2009) büyük yankı uyandırmıştı.
Dünyanın hemen yer yerinde kitleler, düzene yönelik öfkelerini protesto eylemleriyle dile getirmeye, kapitalizme yönelik bir tepkinin yeniden tarih sahnesine çıkma olasılığını yaratmaya başlayınca, dikkatler “gelir dağılımı”, “zengin-yoksul” ikilemi üzerinde yoğunlaştı. Thomas Piketty’nin pazartesi yazımda kısaca değindiğim “21. Yüzyılda Sermaye” başlıklı çalışmasının büyük yankı uyandırmasının nedeni bu.
Hafta içinde, “hak ettiği değerlendirmeyi” yapabilmek için Piketty’nin kitabı üzerine yazılanları okudum (Krugman, Martin Wolf, Will Hutton, Branko Milanovich, James K. Galbraighy, Michael Roberts, The Economist, Jacobin, Monthly Review) kitabın orasını burasını kurcaladım; sonunda, Piketty’nin bu kadar yankı uyandıran kitabının aslında birkaç paragrafta kolaylıkla özetlenebileceğini düşündüm, “yankı” sözcüğü de aklıma Lenin’in, “gereğinden fazla boş bir fıçı gibi ses çıkarıyor” ifadesini getirdi.

Koskoca bir keçiboynuzu
Piketty’nin çalışması 200 yıl boyunca gelir eşitsizliğini ortaya koyan, toplaması yıllar sürmüş verileri içeriyor. Verileri toplayanların çabalarını kutluyorum. Ama bu, sonunda ortaya çıkan resme bakıp dudak bükmemi engellemiyor. Ukalalık mı? Kararı sizin: Meğerse kapitalizm zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapıyormuş!
Bu “bulguyla” birlikte karşımıza, hemen iki sorun çıkıyor: (1) Eeee, ne olmuş? (Sermaye açısından bu neden kötü?). (2) Diyelim ki kötü, peki ne yapmamız gerekir?
Piketty’nin kitabı üzerine yazanlardan kimileri, Piketty’nin birinci soruya cevap vermediğinden yakınıyorlar. Kitaptan bir cevap üretmek isteyenler gelir dağılımındaki bozuklukla, ekonomik krizle, kapitalizmin uzun dönemli yaşamı arasında bir bağlantı kurmaya çabalıyorlar. Bu çaba da okuyucuyu ister istemez “kriz teorilerinin” karmaşık alanını ziyaret etmeye zorluyor. Bu alana girince de Piketty’nin sunduğu yol haritasının yetersizliği hemen belli oluyor.
Piketty’nin ikinci soruya verdiği cevap ise o kadar sıradan ki, aklıma “keçiboynuzu” metaforu geldi: Zenginlere ve (son mali krizi de düşünerek) abartılı maaş alan genel müdürlere yüksek vergi koyalım?
İyi de, zenginlik siyasi güç demektir. Burada dünyadaki tüm yetişkinlerin toplam varlıklarının yüzde 41’ini elinde tutan yüzde 0.7’sinin ekonomik siyasi gücünden söz ediyoruz (Global Wealth Report 2013 Credit Suisse,). Bu siyasi güç neden bu vergiyi koysun? Koymayacaksa peki kim koyacak?
Ne düşündüğünüzü tahmin edebiliyorum, ama Piketty o tarafa gitmiyor. Onun derdi kapitalizmi bu “aşırı” kapitalistlerden kurtarmak, kitabında da belgelediği, 200 yıldır zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapan ekonomik sistemden değil (Örneğin: Piketty: “Save capitalism from the capitalists by taxing wealth”, Financial Times, 28/03/2014). Şimdi “yani tüm şamata bu bayat sosyal demokrat fanteziyi savunmak için miymiş?” diyebilirsiniz. Ne yapalım kapitalist sınıfın entelektüellerinin alet çantası, hayal gücü bu kadar.

‘Sermaye mi’ dediniz?
Piketty’nin “yapıtının” başlığı Karl Marx’ın Das Kapital’ine atıfla kocaman puntolara “Sermaye”; altında da küçük puntolarda “21. Yüzyılda” yazıyor.
Kitabın adı “Sermaye” ama üzerine yazılan övgü ve eleştirileri okurken Piketty’nin sermaye derken ne kast ettiğini anlayamıyorsunuz. Kitaba bakınca da tatmin edici bir tanım bulamadım. Prof. Galbreight, Michael Roberts gibi akademik bir disiplinde yaklaşanlar da Piketty’nin “Sermaye” kavramının içini birkaç hamlede kolaylıkla boşaltıveriyorlar. Geriye de finansal, rantiye sermayesi, birikmiş servet kalıyor. Öyleyse, Tony Norfield’in, Kostas Lavapidas’ın kitabını eleştiren yazısının başlığını ödünç alırsam “Kapitalist üretim iyi, kapitalist finans kötü (http://economicsofimperialism. blogspot.co.uk/2014/01/ capitalist-production-good-capitalist. html) gibi bir şey. İngiliz İşçi Partisi entelijansiyası Piketty’yi çok sevmiş.
Gerçekteyse sermaye bir “şey” (nesne) değil, üretim araçlarıyla doğrudan üreticiler özel tarihsel koşullarda (piyasada işgücünü meta olarak satan ve alan sınıfların oluşmasına bağlı olarak) bir araya geldiğinde oluşan bir “toplumsal ilişkidir”. Bu ilişki “kendi kendine genişleyen”, “kendini yeniden üreten” bir “organik bütünlük” oluşturur.
İkincisi, Piketty de kapitalizm kadar eski bir hastalıktan kendini kurtaramıyor: Paranın dolaşımıyla (bu organik bütünlüğün bir görüntüsüyle) sermayenin kendisini birbirine karıştırıyor; bir bütün olarak sermayeyi değil, onun bir varoluş biçimini, finans sermayesini hedef alıyor. Sermayeyi düşünürken bu iki özelliğini gözden kaçırdınız mı, özellikle kriz dönemlerinde siyasetin yolu finansal faaliyetlere tepkiyle ırkçı milliyetçi fantezileri birleştiren faşizme kadar gidebilir.

Peki sorun ne?
Kapitalizm eşitsizlik yaratıyorsa, bu kapitalizm için neden kötü olsun? Hele Piketty’nin iddia ettiği gibi “kâr oranları” büyüme oranlarından daha hızlı artıyorsa? Kapitalist sınıf büyümeden istediği gibi yararlanabiliyor, düzen gerektiği gibi işliyor demektir. Öyleyse sorun ne?
Yok, eğer eşitsizliğin artması bir aşamada kapitalizmin krizine yol açarak geleceğini tehdit ediyor diyorsanız, o zaman başka. O zaman hem kapitalistlere anlatacak bir hikâyeniz olur: “Böyle giderseniz sonunuz kötü!” Hem de kriz teorileri alanına geçip gelir dağılımındaki eşitsizlikle toplam talep arasındaki ilişkiye, kârların realize olması sorununa sıçrar, eksik tüketim “sorununu” konuşmaya başlayabiliriz.
Ama başlayamıyoruz. Piketty, kâr oranları düşme eğilimi yasasını reddediyor. Finansa odaklandığından onun modelinde “kârlar” hep artıyor. Bu yüzden, finansal sermayenin kârlarındaki artışın, krizin bir biçimi, dahası, üretken devrede (“reel ekonomide”) kârların düşme eğiliminin bir etkisi olabileceğini, kârlardaki düşüşü engellemek üzere işleyen karşıt eğilimlerin toplumsal, jeopolitik, ekolojik maliyetini konuşmak, böylece kapitalizme toptan bir eleştiri getirmek olanaksızlaşıyor.
Sermayenin gelir eşitsizliğini artırdığını göstererek bu kadar yankı yapan bir kitap, dikkatle bakınca kapitalizmi gizleyerek korumaya çalışan, yeni bir düzenleme modeli umudu yaratan bir fanteziye dönüşüyor.  

Yazarın Son Yazıları

Münih’te uğursuz nostalji

Münih Güvenlik Konferansı’nın en tehlikeli konuşmasını ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio yaptı.

Devamını Oku
19.02.2026
Münih’te Zerstörungslust

“Zerstörungslust” salt bir liderin kaprisi değil, derin bir toplumsal ruh halinin semptomu: İlerleme (giderek daha da iyileşme) masallarına inanç sarsılmış, reform vaadi ikna gücünü yitirmiş. İnsanlar, “Hayatım artık daha iyiye gitmiyor” duygusu içinde. G7 ülkelerinde toplumun önemli bir bölümü hükümetlerin gelecek kuşaklara daha iyi bir yaşam bırakacağına inanmıyor; çoğunluk yaşamın daha da bozulmasını bekliyor. “Kendimi çaresiz hissediyorum” diyenlerin oranı birçok ülkede yüzde 60’ların üzerinde. Demokratik kurumlar, uluslararası kurumlar, bürokratik, işlevsiz, artık “bizden yana” olmayan yapılar olarak algılanıyorlar.

Devamını Oku
16.02.2026
Hangi Batı? Elveda demokrasi

Le Monde’da Jaroslaw Kuisz “İki Batı’dan söz etmek hiç de abartılı olmaz” (“Parler de deux Occidents n’a rien d’exagéré”) başlıklı yazısında, Trump modeli ve Avrupa’nın liberal demokrasisi olarak iki Batı şekilleniyor diyordu.

Devamını Oku
12.02.2026
Kamplar var ama direniş de...

Geçen ayın son yazısında, “Faşizmin adeta pilot bölge olarak seçtiği Minneapolis kentinde yaşananlar, ABD’de ‘sürecin’ kritik bir yol ayrımına geldiğini gösteriyor” diyordum.

Devamını Oku
09.02.2026
Bir semptom olarak skandal

Açıklanan, Epstein dosyalarındaki, salt bireysel sapkınlıkların, “ahlaksız birkaç zenginin” hikâyesi değildir.

Devamını Oku
05.02.2026
Ayrılmak zor!

Le Monde, Wall Street Journal ve Financial Times geçtiğimiz günlerde bu krizi “karşılıklı bağımlılık” ve “kopuş” bağlamında değerlendirdiler; Atlantik bağlarının yapısal özelliklerini, bir “kopuşun” gerçekte ne kadar zor olduğunu vurguladılar.

Devamını Oku
02.02.2026
Amerika’da kritik yol ayrımı

Geçtiğimiz haftalarda, faşizmin adeta pilot bölge olarak seçtiği Minneapolis kentinde yaşananlar, ABD’de “sürecin” kritik bir yol ayrımına geldiğini gösteriyor.

Devamını Oku
29.01.2026
Bir semptom olarak Grönland

Grönland krizi, ABD’nin liderlik kapasitesini yitirdiğini, telaşla artık salt askeri gücüne dayanmaya çalıştığını gösterdi. İlk kez 9/11 olayı bahane edilerek denenen, henüz Çin’in bir büyük güç olarak yükselmediği koşullarda bile başarı üretemeyen bu imparatorluk refleksinin, bugünün koşullarında, başarılı olmak bir yana son derecede tehlikeli sonuçlar üretmeye aday olduğu bilinçlere çıktı.

Devamını Oku
26.01.2026
Davos: ‘Geçiş değil kopuş’

Deneyimli analist Walter Russell Mead, Wall Street Journal’da Davos Dünya Ekonomik Forumu (DEF) üzerine yazısına “Davosçular geçen yıl yadsıma politikası izlediler.

Devamını Oku
22.01.2026
İran’ı düşünürken

İran’da halk yine büyük cesaretle molla rejimine başkaldırıyor. Molla rejimi yine bu isyanları şiddetle bastırıyor. Yine Batı medyasında “Bu kez farklı”, “İran rejimi artık dayanamaz” filan... Peki “Daha fazla dayanamazsa ne olur”?

Devamını Oku
19.01.2026
Neoliberalizmden sonra: ‘Maddenin’ geri dönüşü

Financial Times’ta Gilian Tett, “Trump’ın eski moda petrol talanının arkasında ne var?” başlıklı yazısında...

Devamını Oku
15.01.2026
‘Muktedir yapar, zayıf çaresiz katlanır’

Miller’in bu sözleri, Trump’ın New York Times söyleşisindeki “Beni ancak kendi ahlakım, kendi aklım durdurabilir; uluslararası yasalar umurumda değil” açıklaması aklıma, Hubris ve Nemesis kavramlarını, kendi zamanının süper gücü Atina ile küçük Melos adası arasındaki ünlü Melian Diyaloğu’nu getirdi. Melos adası, Atina’nın aşırı talepleri karşısında adaletten söz ederken Atina, “Muktedir olan yapar zayıf olan çaresiz katlanır” diyordu. Atina adayı işgal etti, tüm erkekleri öldürdü, kadınları köle olarak sattı (MÖ 416). Atina’nın bu “güç zehirlenmesi” (Hubris) 12 yıl sonra bir Nemesis ile belasını buldu: Peloponez savaşları bittiğinde (MÖ 404) Atina teslim olmuştu; insanlığa demokrasi düşüncesini trajediyi hediye eden uygarlığı hızla çöküyordu.

Devamını Oku
12.01.2026
Dolar ve ‘Donroe’

ABD özel güçleri Maduro’yu kaçırdı, tutsak aldı.

Devamını Oku
08.01.2026
2026’ya girerken ‘büyük resim’

Bu jeopolitik ortam, içeride yeni bir devlet biçimini de besliyor. Güvenlik gerekçesiyle ifade özgürlüğünün daraltılması, algoritmalarla gözetim, sürekli olağanüstü hal dili, muhalefetin “iç düşman” olarak kodlanması artık sıradanlaşıyor. Dünyanın hemen her yerinde, farklı biçimler alsa da otoriterlik ve totaliter teknikler, “süreç olarak faşizm” içinde normalleşiyor.

Devamını Oku
05.01.2026
Neoliberalizmden sonra: Yeni model arayışı

Yeni model arayışına IMF ve Dünya Bankası da katılmış.

Devamını Oku
01.01.2026
2026’ya girerken Avrupa

Avrupa Birliği, 2026’ya Trump Amerika’sının ve Putin Rusya’sının basınçları altında “Birliğin bir geleceği var mı” sorusuyla giriyor. Ancak, bu sorunun cevabı öncelikle AB’nin iç çelişkilerinde, yapısal sorunlarında yatıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yeni ‘model’ arayışında bir seçenek

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’in neoliberalizmden farklı modeli, büyük güç rekabetine bakışı, “Çin mi kazanacak ABD mi” sorusunun ötesinde uzun vadeli bir stratejiyi yansıtıyor. 2026’ya girerken Çin modeli yalnızca çevre ülkelerin değil, merkez ülkelerin liderliklerinin de ilgisini çekiyor.

Devamını Oku
25.12.2025
‘Ruh mühendisliği’

Türkiye, yıllardır siyasal İslam rejiminin “toplumsal ruh mühendisliği” projesinin baskısı altında yaşıyor.

Devamını Oku
22.12.2025
‘Erkeklik krizi’!?

Erkek fantezilerini meşrulaştıran faşist ve siyasal İslamcı ideolojilerle hesaplaşmadan algoritmaları suçlamak kolaydır ama asıl nedeni görünmez kılan politik bir kaçıştır.

Devamını Oku
18.12.2025
Birlik yoksa iktidar da yok

Sağın bu birlik refleksi, ideolojik bir tutarlılıktan değil, son derece sade bir siyasal sezgiden besleniyor: İktidarı istiyorsan yan yana duracaksın.

Devamını Oku
15.12.2025
UGS: Emperyalist-faşist moment!

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne (UGS) bu kez emperyalizm ve faşizm kavramlarının ışığında bakacağım.

Devamını Oku
11.12.2025
2026’ya girerken: Yeni kapitalizm/ faşizm

Önümüzdeki dönem dünya siyasetini yalnızca büyük güç rekabeti değil; milliyetçi, hatta uygarlıkçı reflekslerle donanmış yeni bir “teknolojik kapitalizm” biçiminin, faşist ideolojinin küresel ölçekte (öncelikle de UGS’nin, “göç dalgaları altında kimliğini kaybeden, gerileyen uygarlık” olarak tanımladığı Avrupa’ya), dayatılması belirleyecek.

Devamını Oku
08.12.2025
2026’ya girerken militarizm ve faşizm

Pazartesi günü, 2026’ya girerken ABD ekonomisinin çok kırılgan, küresel ekonominin resesyon eşiğinde olduğunu vurgulamıştım.

Devamını Oku
04.12.2025
2026’ya girerken dünya ekonomisi

Dünya ekonomisi 2026’ya girerken resesyon sınırında (yüzde 3) yavaşlamaya devam ediyor, riskler ve büyüme önündeki engeller artıyor.

Devamını Oku
01.12.2025
‘Süreç’ gerçek değil!

“Komisyon”, hukuki, idari ve anayasal bir zeminden yoksun.

Devamını Oku
27.11.2025
‘Evrenin yeni efendileri’

The Economist 1990’larda, bir sayısında, finansallaşma başlarken 10 dev ABD bankasını kastederek “evrenin yeni efendileri” diyordu. Bu bankalar dünya borç piyasasında egemendi.

Devamını Oku
24.11.2025
Arjantin’de Milei zaferinin şifreleri

Serbest piyasa Ayetullahları sevindiler...

Devamını Oku
20.11.2025
Küresel Organize Suç Endeksi ve Türkiye

Küresel Organize Suç Endeksi’nin 2025 raporu açıklandı. Türkiye 2020’de 6.9 puanla 12. sıradayken bugün 7.2 ile 10. sıraya yükselmiş. Küresel ortalama 5.08. Bu endeks, sadece mafyanın gücünü ya da kaçakçılık hatlarını ölçmüyor; devlet içi yapılardan finansal suçlara, yargı bağımsızlığından ekonomiye sızmış suç ağlarına kadar geniş bir tabloyu ortaya koyuyor.

Devamını Oku
17.11.2025
COP30: Gel de kötümser olma

Küresel ısınma üzerine “Taraflar Konferansı” (COP30) Brezilya’da toplandı.

Devamını Oku
13.11.2025
Demokrasi ve emperyalizm

Emperyalist sistemin ABD, AB gibi merkezlerinin Türkiye gibi çevre ülkelerle ilişkilerinde demokrasi arzusu hiçbir zaman gerçek bir faktör olmadı. Bu ilişkiler her zaman çevre ülkenin ekonomik, jeopolitik açıdan kullanılabilir olma ilkesine dayandı.

Devamını Oku
10.11.2025
Mamdani, panik ve umut

Trump’ın başkanlığından hoşnut olmayanların oranı yüzde 60’ı geçti.

Devamını Oku
06.11.2025
Busan’da ‘büyük resim’

Busan’daki Trump-Şi zirvesi, yalnızca iki ülke arasındaki ticaret savaşında geçici bir ateşkes anlamına gelmiyor; aynı zamanda, 21. yüzyılın jeopolitik dengelerinde güç, liderlik gibi kavramların yeniden tanımlandığı bir döneme işaret ediyor. Zirvenin sonunda Trump’ın “12 üzerinden 10’luk bir görüşme” sözleri, Şi’nin ise “Dev gemiyi birlikte yönetiyoruz” vurgusu, ”yeni” bir durumu sergiliyor: Amerika artık “tek süper güç” değil.

Devamını Oku
03.11.2025
Noktaları birleştirmek

Gözlerimizi gerçeğe açmamız gerekiyor.

Devamını Oku
30.10.2025
Teknoloji, oligarşisi ve faşizm

Z kuşağının emeğin, doğanın, LGBTQ ve kadın haklarının değersizleştirilmesine, ırkçılığa gözetim kültürüne ve kurumsal otoriterliğe karşı zaman zaman isyana varan direnişi, yalnızca bir kuşak çatışması değil, sermayenin denetim kapasitesini sınırlayan tarihsel bir başkaldırı biçimi. Tam da bu nedenle, işletmelerinde kontrolü yitirme korkusu, teknoloji sermayesini giderek demokrasi düşmanı, hatta faşizan reflekslere sürüklüyor.

Devamını Oku
27.10.2025
İsyan ve kriz çakışmaya başladı

İsyan ve ekonomik kriz dinamikleri tarihte zaman zaman çakışıyor.

Devamını Oku
23.10.2025
Yine bir finansal krizin eşiğinde

Geçtiğimiz günlerde, Altın 4 bin dolara ulaştı, piyasalarda “Borsa aşırı değerli” uyarıları sıklaştı. Jamie Diamond, Warren Buffet gibi ünlü yatırımcılar bu durumun sürdürülemezliğine işaret ediyorlar.

Devamını Oku
20.10.2025
Gazze’de ateşkes

Gazze’de savaşın yerini alan ateşkes, ilk bakışta bir nefes alma imkânı sundu.

Devamını Oku
16.10.2025
‘Yapılamaz’ kültü (The cult of can’t)

Cuma günü, Aurelien adlı bir yazarın “The cult of can’t” başlıklı denemesine rastladım. Perşembe yazımı okumuş olanların ilgisini çekeceğini düşünerek özetliyorum.

Devamını Oku
13.10.2025
‘Aydınlanma’nın alacakaranlığında...

Kapitalizmin merkezlerinde (Anglosakson dünyada) uzun yıllar küreselleşmenin, teknolojinin (özellikle internet ve dijitalleşme) bizi “bugünden daha iyi” (özgür, demokratik, bolluk) günlere taşıyacağı anlatıldı.

Devamını Oku
09.10.2025
Bazen bir fotoğraf bin sözcüğe bedeldir

Bu kez şanslıyım, önümde iki fotoğraf var. Meclis’in açılışında ve akşamında verilen davet sırasında çekilmiş bu fotoğraflar bugünkü siyasi şekillenmenin, “sağını-solunu”, çok güzel betimliyorlar.

Devamını Oku
06.10.2025