Ahmet İnsel

Yalanın egemenliği

03 Ekim 2017 Salı

Popülist otoriter liderlerin pıtrak gibi yerden bittiği bir dönemdeyiz. Yanlız liberal demokrasi geleneği olmayan ülkelerde değil, modern demokrasinin beşiği addedilen birçok Batı toplumunda. The Guardian gazetesinde Natalie Nougayrède’in 4 Ağustos 2017’de yayımlanan yazısı, bu otoriter popülist liderlerin yalan haber yanında, yalan tarih ürettiklerini hatırlatıyordu. Yazı, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın haziran ayında verdiği bir konferanstan yaptığı uzun bir alıntıyla başlıyor. “Avrupa Avrupalılara mı aittir?” başlıklı konuşmasında, Orban sadece Macaristan’ı değil, bütün Avrupa’yı tehdit eden bir Soros planını açığa çıkarıyor: “Her yıl yüz binlerce, mümkünse bir milyon Müslüman göçmeni Avrupa Birliği topraklarına yerleştirmek”. Esas amaç: “Yeni bir İslamlaştırılmış Avrupa yaratmak... Ulus devletin elinden gücü almanın amacı bu!” Bu göçmen politikasıyla, doğum oranı yüksek Müslüman nüfusun Hıristiyan nüfusun yerini alması planlanıyormuş!
Orban burada durmuyor elbette. Bir de tarihin yeniden yazılması var. Trianon Antlaşması’nın (bizdeki Sevr Antlaşması’nın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’yla yapılan muadilidir ama uygulanmıştır) yarattığı büyük haksızlık ve adaletsizliği, “tarihi Büyük Macaristan”a ait olan toprakların üçte ikisinin kaybedilmesini telin ediyor. Bu arada, 1920’de karşıdevrimci darbe ile iktidara gelip, 1944’e kadar Macaristan’da “kralsız kral naibi” olarak hüküm sürmüş, Nazi Almanyası ile yakın işbirliği yapmış, diktatör Amiral Miklos Horty’yi “olağanüstü devlet adamı” olarak nitelendiriyor.
Yalan veya çarpıtılmış tarih, yalan haberlerden çok daha kötü ve tehlikeli olabilir. Hem toplum içi barış hem de uluslararası barış için tehlikelidir. Guardian’daki yazıda bu otoriter popülist lider türüne örnek olarak, artık kalıplaşmış bir dörtlü gösteriliyor: Vladimir Putin, Tayyip Erdoğan, Donald Trump ve Viktor Orban. Aslında dörtlüye birçok isim ilave edilebilir.
Bu doğru olmayan haber üretimi, aslında bir sektör. Kurduğu sahte isimli sitelerde yayımladığı sahte haberlerle, Donald Trump’ın seçilmesinde rol oynadığı iddia edilen, ABD’de son seçim kampanyasının bir numaralı yalan haber üreticisi geçen hafta Arizona’daki evinde ölü bulundu. 38 yaşındaki Paul Horner’in aşırı ilaç veya uyuşturucudan öldüğü tahmin ediliyor. Horner seçimlerden sonra, Trump’ı hiç sevmediğini, seçileceğine hiç inanmadığını ve bu haberleri eğlence olsun diye yaptığını söylemişti. Sitesine çok giriş olduğu için Google’dan iyi para kazandığını ilave etmişti. “Trump’ın seçmenleri o kadar sazan ki, ne dersen inanıyorlar, onları aldatmaktan daha kolay bir şey yok”, diyordu. Aynı şeyi Trump’ın rakibine oy verenler için söylemek mümkün değildi. Bu tespit demokrasinin demokrasiye nasıl tuzak kurabileceğini gösteriyor.
Bugün Türkiye’de “OHAL’den terör örgütleri ve mensupları dışında kimse zarar görmemiştir” ve “eskiden cenaze yıkayacak imam yoktu, cenazeler ortada kalıyordu” sözlerine inanacak önemli bir kitle varsa, popülist otoriter liderlik bunu kullanır. Sorun, toplumun önemli bir bölümünün sazan olmaya neden bu kadar yatkın oldukları ile de ilgilidir. Bunu, el koyma, tehdit, yasaklama ve hapsetme (bazı yerlerde öldürme) yollarıyla medyanın denetim altına alınması büyük ölçüde açıklıyor. Etkili muhaliflerin, milletvekili olsalar bile, hapsedilmeleri, yalana meydanı serbest bırakma düzeneğini tamamlıyor.
Bütün bunlar doğru. Gene de olayın bütününü açıklamıyorlar. Bir de işin şairin işaret ettiği yönü var: “Kabahat senin, -demeğe de dilim varmıyor ama- kabahatin çoğu senin, canım kardeşim”. Burada ve başka yerlerde!



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bir otokrat prototipi 1 Eylül 2018
Kayırma ekonomisinin bedeli 28 Ağustos 2018

Günün Köşe Yazıları