İki büyük devrim: Ekim ve Cumhuriyet

23 Ekim 2017 Pazartesi

Bu hafta iki büyük devrimin yıldönümü var; 25 Ekim Çarşamba, Rusya’da gerçekleşen Ekim Devrimi’nin 100.; 29 Ekim Pazar da ülkemizin Cumhuriyet Devrimi’nin 94. doğum günüdür.
Bu ikilinin, doğum yıllarının güncelliğini hiç yitirmeyen önemli ortak noktalarının altının çizilmesi gerekiyor.

Emperyalizm karşıtlığına dayanan işbirliği
Yüz yıl önce insanlık o zamana kadar görmediği bir savaş dehşetini, I. Dünya Savaşı’yla yaşamaktaydı. Savaş, gelişmiş kapitalist ülkelerin ya da emperyalistlerin geri kalmış ülkelerin pazarlarını paylaşma savaşıydı. Savaş ortamında Rusya’da işçi sınıfı, zamanının kapitalizmini emperyalizmin son aşaması olarak çözümleyen Lenin’in öncülüğünde ekmek, barış ve özgürlük isteyerek iktidara geldi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri, bu antiemperyalist ve antikapitalist temeller üzerinde kurulan ilk işçi sınıfı devletiydi.
Sovyet Devrimi’nin başarısında, Çanakkale’de 1915-16’da Mustafa Kemal’in komutasında emperyalistlere karşı verilen büyük ve destansı savunma sonucu, Çarlık Rusyası’nın İngiltere ve Fransa’dan yardım alamamasının büyük etkisinin olduğunu tarihler saptıyor.
Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilgisiyle sonuçlanan I. Dünya Savaşı sonrasında, Türkiye, Yunanistan’ı öne süren emperyalist devletlere, Mustafa Kemal’in öncülüğünde Kurtuluş Savaşı ile karşı koydu; ulusal bağımsızlığını kazandı. Türkiye halkının emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı verdiği Kurtuluş Savaşı azgelişmiş ülkeler içinde, ilk başarılı örnektir.
1917’de kurulan Sovyetler Birliği, 1922’ye de sürecek bir iç savaş yaşamasına karşın, Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’na doğrudan ve dolaylı olarak büyük destek verdi; Doğu cephesinin güvenli kılınmasını büyük miktarda silah ve para yardımı tamamladı; ayrıca Yunan Komünist Partisi’nin Kurtuluş Savaşı sırasında, Anadolu halkını desteklemesi sağlandı.

Düşünsel yakınlık
Ekim Devrimi’nde egemenlik işçi sınıfının oluyordu. Egemenliğin kaynağını gökten yere indiren Cumhuriyet Devrimi’nde de egemenlik milletindi.
Ekim Devrimi hem antiemperyalist, hem de antikapitalistti; Cumhuriyet Devrimi antiemperyalistti; ancak antikapitalist değildi; daha doğrusu nesnel olarak olamazdı; çünkü bu ülkede ne gelişmiş bir kapitalist kesim ne de işçi sınıfı vardı.
Ancak Cumhuriyetin düşünce temelinde çok güçlü bir halkçılık yer alır. Kurtuluş Savaşı sürecinin antiemperyalist ya da ulusal bağımsızlıkçı duruşu ve onu tamamlayan halkçılık anlayışı, Cumhuriyetin temel taşlarıdır. Yansımaları eğitimden kadın erkek eşitliğine, üretimden kültüre uzanan Cumhuriyet halkçılığının, Çarlık Rusyası’nda sosyalist düşüncenin gelişmesinin de etkisiyle güçlenen halkçılık ideolojisinden esinlendiği de bir gerçektir.
Dahası var; Atatürk’ün kurduğu ve Cumhuriyetten sonra ikinci eserim diyerek sağlam ideolojik temellere yerleştirdiği CHP’nin altı ilkesinden ikisi, ulusal bağımsızlıkçılık anlamında milliyetçilik ve halkçılıktır.
Çok önemli bir nokta daha var: Bağımsızlıkçılık ve halkçılık, 1960’larda Türkiye’de anayasaya dayanılarak kurulan ve bir dönem için de olsa Meclis’e giren ilk sosyalist partinin, Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) temel, yerli düşünce dayanaklarıdır. Genel başkanlığa gelişi sırasında yaptığı basın açıklamasında, Kurtuluş Savaşı bağlamında ulusal bağımsızlık vurgusu yapan Mehmet Ali Aybar, emeği öncelemek için de Atatürk’ü kaynak gösteriyor; şöyle diyor: Ölümsüz Atatürk dili ile ‘Çalışmak sayesinde bir hakkı iktisap ederiz ... çalışmadan yaşamak isteyenlerin bizim heyeti içtimaiyemizde yeri yoktur, hakkı yoktur (TİP Tarihi 1, 1988; BDS, s. 203).
İki devrimin ekonomi politikalarının ortak yönleri önümüzdeki haftanın yazısının konusudur.