Seçimlere giderken “gerçekliğin” içindeki kaynakların dağılımına, güçler dengesine, siyasetin dayatılan sınırlarına (Gül, Gül diye bağıran koroya), bakınca ağırlığın siyasal İslamı temsil eden AKP liderinden yana olduğu görülür.
Aklın kötümserliği..
Siyasal İslam, devletten mahalleye, validen muhtara, tarikat şeyhinden okul öğretmenlerine kadar örgütlüdür. Büyük olasılıkla da tepeden tırnağa silahlanmıştır.
Seçimlere OHAL altında giderken, seçim listeleri, kimin nerede kaç kez oy verdiğini saptamaya olanak vermeyecek biçimdedir. Sandık başındaki devlet görevlileri, mühürsüz oyların da sayılacak olması, sandıktan çıkacak oyların gerçek dağılımını gizleyecektir. Medya da, sokaklar da AKP rejiminin egemenliğinde... AKP rejimi, zaten dağınık, kafası karışık muhalefeti hazırlıksız yakaladı. Soğukkanlı bir analiz seçimlerin sonuçlarının bugünden belli olduğunu söylüyor.
İradenin iyimserliği
Akıl kötümser sonuçlara varıyor, ama irade bu sonuçları kabul etmeye mecbur değil! Devrimci olan “gerçeklik” değil, “irade”dir. Muhalefet, var olan “durumu” kabullenmek yerine, otonom (oto-nomos: Kendi yasasını kendisi koyan) bir özne olarak davranabilirse, bugün aklı kötümserliğe iten “durumu”, iradesiyle değiştirebilir.
Diğer taraftan bugün bile “durumun” içinde AKP’nin başkanına bu seçimleri kaybettirebilecek dinamikler de var.
Bu dinamiklerin bir kısmını, “Bu rejim neden, 2019’u bekleyemedi” sorusunun cevabının içinde bulabiliyoruz. Ekonominin iç ve dış dengeleri ile siyasal İslamın egemen sınıfının, destekçisi sermaye sınıflarının ekonomik çıkarları arasındaki çelişki, ülkeyi önlenemez bir krize doğru götürüyor. Ekonominin yapısal özellikleri, bu krizin öncelikle bir borç krizi olarak geleceğini (örneğin: Financial Times 24/04/2018) dış kaynak girişi durunca, ekonomin duracağını, inşaat sektörünün çökeceğini, kimi bankaların batacağını söylüyor. O zaman rejim, geçen yıllarda, Yunanistan’da yaşanan ekonomik yıkımı, toplumsal çalkantıları anımsatan bir manzarayla karşı karşıya kalabilir. Rejimin erken seçim kararının arkasında, seçimlere giderken böyle bir krizin içine düşme korkusu yatıyor.
Rejim, böyle bir kriz patlak verdiğinde, kaynakların dağılımını doğrudan kontrol edebilecek bir konumda olmak istiyor. Bir yandaş yazarın vurguladığı gibi seçimlerden sonra, “Türkiye’nin ekonomi kurumlarının ve anlayışının da başkanlık sistemi doğrultusunda kökten değişmesi... bütün ekonomik reformların anası olacaktır.” Bu, yazarın “büyüklerin küçükleri ezmediği… bir yeniliğe de tekabül edecektir” sözlerinin ima ettiği gibi, bu “reformlar” sermayenin el değiştirmesi,geleneksel, büyük TÜSİAD burjuvazisinden AKP burjuvazisine, siyasal İslamın toplumsal tabanına bir kaynak transferi anlamına gelebilecektir. Bir başka yandaş yazar da “Batılı bürokratik oligarşiden” kurtulmaktan, “milli iradeyi kamu yönetimine tercüme etmekten” söz ediyor. Bunlardan birincisi bana şu günlerde üzerinde çalıştığım Tiranlık rejimlerini;tiranların (MÖ VI yüzyılda Atina) iktidarlarını güvenceye almak için yaptıklarını anımsatıyor... İkincisi de Mussolini’yi...
Rejimin, Suriye’de yeniden mayalanmakta olan krizin içindeki seçenekleri de hızla yok oluyor, manevra alanı daralıyor. Rejim 2019’u bekleseydi, bu krizin patlak verdiği koşullarda seçime gitmek zorunda kalabilecekti.
Rejimin, bu iki kriz olasılığı karşısında erken seçime gitmek zorunda kalması, kırılganlığı had safhaya çıkarken özgüveninin hızla düşmekte olduğunu gösteriyor.
Bu “durum”, iradeye, yeni bir hareket alanı açıyor. Bu irade sandığa giderken, “ortalama doktrinin” cazibesine kapılmazsa, saflarını sıklaştırırken, eylem ve propaganda biçimlerini, kendisine dayatılan koşulların sınırlarını aşacak, kurallarını sorgulayacak, geleneksel siyaset anlayışının dayattığı düşmanlıkları aşacak biçimde belirleyebilirse, “otonom” bir iradeye dönüşerek aklın kötümserliğini aşabilir. CHP liderliğinin kıvranmaları, liberallerin ikinci hamlesi, aşamayacağını düşündürüyor...
Aklın kötümserliği ile iradenin iyimserliği arasında
Yazarın Son Yazıları
Washington-Tahran görüşmeleri bir belirsizlik içinde koptu.
Demokratik sistemleri öldüren “adamlar” iktidarda kalmaya devam etmek için genelde tankları değil “sandık mühendisliğini” tercih ediyorlar ama bir yere kadar! Pazar günü, Macaristan seçimleri bu bağlamda önemli bir deney olacak.
ABD’de Savunma Bakanı Pete Hegseth, savaşın tam ortasında, Pentagon’da büyük çaplı bir tasfiye gerçekleştiriyor.
McKinsey araştırma şirketine göre küresel enflasyon riski, resesyon beklentisi giderek artıyor; The Economist ve Financial Times da aynı frekansta.
Ortadoğu’da ABD-İsrail-İran hattında tırmanan savaş, çoğu zaman yalnızca jeopolitik bir kriz olarak ele alınıyor.
Dünya Meteoroloji Örgütü’nün State of the Global Climate 2025 (Küresel İklimin Durumu) raporuna göre küresel ısınma öngörülenden daha hızlı ilerliyor.