Her şey değişirken aynı kalmış

27 Şubat 2020 Perşembe

Bir yüz yıl geçmiş ama Lampedusa’nın Leopar romanından ödünç alırsak, “her şey değişirken her şey olduğu gibi kalmış”. 

İlk kapitalist küreselleşme derin bir finansal krize yol açmıştı. O zaman da, bir virüs salgını (İspanyol gribi) hızla yayılmıştı.  

İspanyol gribi” krizi, 1918-19 yıllarında üç dalga halinde, ABD’den Avrupa’ya Çin’e, Afrika’dan Latin Amerika’ya kadar dünyayı kasıp kavurdu, özellikle, en yoksul, kurumsal yapıları zayıf ya da sömürge ülkeleri, gelişmiş ülkelerde de nüfus yoğunluğu yüksek kentleri, buralarda en yoksul kesimleri, göçmenleri vurdu; yaklaşık 50 milyon kişiyi öldürdü.

İspanyol gribi”, mikroplara/virüslere karşı duyarlılığı, “türün/ulusun kirlenmesi” paranoyasıyla yakından ilişkili ırkçılığı, yabancı düşmanlığını, komplo teorilerini, milliyetçiliği körükledi. Sınıf çelişkileri sertleşti, sömürgecilere karşı isyanlar patlak verdi. İnsanlık faşizmi, Yahudi soykırımını, II. Dünya Savaşı’nı yaşadı. Dahası, “kâr makinesi”nden kurtulma fırsatını yakaladı, sonra elinden kaçırdı. 

“Kâr makinesi” bu yıkımın üzerinden, “yeni bir işletim sistemiyle” yoluna devam etti. Ancak, bu “makine” ve “yeni işletim sistemi”, yarım yüzyıl geçmeden eskidi, 1970’lerde tıkandı. Yaklaşık 30 yıl sonra da adeta dağılmaya başladı. Yine, ekonomik kriz, büyük güçler arası rekabet, “yeni faşizm” ve yine kontrolden çıkmaya başlayan bir virüs salgını.

Salt bir ‘işletim sistemi’ sorunu değil!

Bir “kâr makinesi” olan sermayenin, son 40 yıldır kullandığı “işletim sistemi” artık verimli bir biçimde çalışmıyor, iyice yavaşladı, sık sık çöküyor. Sorun yalnızca “işletim sisteminden” kaynaklanmıyor. İnsanlığın karşı karşıya kaldığı sorunlar karşısında bu “makinenin” üretim ve tüketim kapasitesinin son derecede yetersiz kaldığı, bu yetersizliğin sık sık krizlere dönüştüğü, her seferinde büyük felaketlere yol açtığı görülüyor.

“Kâr makinesinin” işletim sistemi 1980’lerden bu yana, liberal demokrasi ve neo-liberal küreselleşmeydi. Bilişim, iletişim alanlarında dijitalleşme (analojimize devam edersek) bu “işletim sistemine”, “makinenin” daha hızlı çalışmasına, erişiminin genişlemesine olanak veren yeni “sürücüler” ekliyordu. 

Finansal krizden bu yana dünya ekonomisinde yerleşen yavaş ekonomik büyüme, aşılamayan düşük verimlilik sorunu, “işletim sisteminin” ve “sürücülerin” işlevlerini artık yerine getiremediğini gösteriyor. Önce finansal kriz, sonra koronavirüs, küreselleşme ve dijitalleşmenin, yerel krizlerin ve sorunların hızla başka bölgelere sıçramasını, yayılmasını, kolaylaştırdığını, büyüttüğünü ortaya koydu. 

Finansal kriz, neo-liberal küreselleşmenin yıkıcı etkilerini, gelir dağılımındaki bozulmayı, bu gelir piramidinin tepesindeki “plütokrasiyi” (yeni aristokrasiyi) sergileyerek toplumların siyasi dengelerini sarsmış, “yeni faşizm” sürecini başlatmıştı. 

Bir fazla bir eksik...

Kutupların buzlarının, Sibirya’da donuk toprakların erimesi hızlanıyor. Her yıl, büyük yangınlar, kasırgalar, sıcak dalgaları, bir yerde kuraklık başka yerlerde su baskınları toplumsal yaşamın dengelerini altüst ediyor. Geçen temmuz ayında, Kanada’nın kutup bölgesinde ilk kez ısı 21 dereceye yükseldi. Financial Times’tan Wolf’un vurguladığı gibi iklimi krizini engelleme şansı hızla kaçıyor.

Şimdi, hükümetlerin, iklim krizinin yanı sıra virüs salgını karşısındaki iktidarsızlığı, sınırların kapanmasını, tedarik zincirlerinin kopmasını, fabrikaların küresel turizmin durmasını, borsaların sallanmaya başlaması, ülkelerin siyasi dengelerindeki bozulmasını, büyük güçler arası rekabeti hızlandırıyor.

Henüz, gündemde “büyük güçler” arası bir savaş yok ama gözlerimizin önünde tamamlanmakta olan resim, yüz yıl öncekine, bir fazlası ve bir eksiğiyle çok benziyor...

Bir fazlası, gezegende tüm yaşamı tehdit etmesine karşın “kâr makinesinin”, üretim ve tüketim önceliklerinden dolayı engellenemeyen iklim krizinden geliyor. Eksiği ise geçmiş yenilgilerden gereken dersleri çıkarmış, yeni teknolojik sınıfsal ve kültürel gelişmeleri kavrayarak kendin yenileyebilmiş bir komünist entelijansiyanın, “komünist hipotezi” taşıyacak ve bir kez daha deneyecek, toplumsal hareketlerin yokluğundan...


Yazarın Son Yazıları