Fonksiyonel tıp bir devrim mi?
Güneş Aksüs
Son Köşe Yazıları

Fonksiyonel tıp bir devrim mi?

29.10.2024 11:28
Güncellenme:
Takip Et:

Ben 20 yıldır klinikte yoğun bir şekilde danışan gören bir diyetisyenim. Yani binlerce insanın hayatını çok uzun süre izleme şansım oldu. İşim sebebiyle de her gün çıkan yeni bilgileri okuyor ve takip ediyorum. Yalan yok, bu fonksiyonel tıp konusunda kafam karışık. Bir kere yasaklara karşı olan ben, sosyal medyada herkesin herşeyi yasaklamasına, değerli olan uzmanlığımızın böyle ortalığı karıştırmasına üzülüyorum. Belki de bu herkesin bizim mesleği bilmemesi yüzünden. Çünkü sevgili okur, bizim çok iyi bir eğitimimiz var. Biz hastalıklara özel diyetleri çok detaylı bir şekilde çok iyi isimlerden aldık. Yani bu sebeple sağlıklı yaşam için sürdürülebilir öneriler farklıdır, hasta bir bireye uygulanacak rejim farklıdır. Hastalık ve hastaya özel yasaklar ve özel durumlar olabilir. Bu yeni değil, hep vardı. Ama ne otoimmun hastalıklar, bağırsaklarımızın etkisi, besinlerin ne kadar önemli olduğunu fonksiyonel tıp bakış açısı tekrar altını çizdi ve belki de bazı kişilere hatırlattı. Bir hekimin bütünsel bakması gerektiğini savunan ekip, hastayı tüm detaylarıyla dinlemeyi hedefliyor. Ben de aklımdaki soruları yıllardır bu eğitimleri veren Prof. Dr. Mehmet Mahir Atasoy ve Dyt .Yeşim Temel Özcan’a sordum, cevaplar içimi rahatlattı. 

G.A: Ne zaman başladınız Fonksiyonel Tıp ile ilgili kongrelere?

M.A: Bu yıl 5'incisini yapıyoruz. Yıllar önce testler çıkacak, takviyeler çıkacak diye anlatıyorduk. Artık eğitimler alıyorsun, elindeki donanım ile test isteyebiliyorsun, hastanın diyetini planlayabiliyorsun ve hangi takviye gerekiyor biliyorsun, nasıl takip edeceğini ve hastanı sana nasıl dönüş yapacağını da biliyorsun. Artık fonksiyonel tıp hızla yükseliyor. 

G.A: Başladığınızda nasıl tepkiler aldınız? 

M.A: İlk başta “Sen fonksiyonel tıp yapıyorsun da biz disfonksiyonel mi yapıyoruz. Bizimki fonksiyonel değil mi?” gibi tepkiler aldık. Anlatırken söylediğimiz şey fonksiyonel tıbbın 4 tane P’den oluştuğu. İlki Predictive (Öngörücü) olması. Yani ileride kişinin yaşayacağı sağlık problemleri ile ilgili tahmin etmeye ve kestirmeye çalışıyor. İkincisi Preventive (Koruyucu) bu kişi özelinde zayıf halkalar ne ise o konuda önlemek için ne yapmalıyıza bakıyor. Participatory (Katılımcı) olması lazım. Yani, kişinin ortamını değiştirmeye, yaşamını değiştirmeye hazır ve niyetli olması lazım. Dördüncü Persolinalize (Kişiye özel) önerilerin kişiye özel olması. Bu şekilde bir yaklaşım “fonksiyonel tıp”. 

G.A: İçerisi çok kalabalık, neden bu kadar çok ilgi görmeye başladı? 

M.A: Hekimler ve diyetisyenler yaptıkları işi daha vicdanen ve tatmin edici yapmak istiyorlar. Şifa vermek en çok istedikleri şey. Daha fazla fayda sağlamak istiyorlar. 

G.A: Hastadan bu kadar çok detayı nasıl alıyorsunuz? Nasıl vakit ayırıyorsunuz? Neler soruyorsunuz? 

M.A: Biz görüşme öncesinde çok detaylı sorular içeren bir form doldurtuyoruz. Bu soruları tek tek sormamız saatlerimizi alabilir, form ile önden bilgi almak daha iyi oluyor. Bu soruları sorduğumuz için insanlar çok mutlu oluyor. Bugüne kadar kimse bana bu soruları sormadı diyorlar. Önemsendiklerini hissediyorlar.  

Y.Ö: O zaman harita da tamamlanıyor. Hasta kendisinden bahsederken hormonlarından, döngüsünden, düzeninden, bağırsak sağlığından uykusuna kadar detayları yazınca  yol haritası ortaya çıkıyor. Ben danışana soruyorum, benden bir şeyler dilemek isteseydin, ilk üç şey ne olurdu? Yani en çok değişmesini istediğin 3 şikâyetin nedir desem? O zaman sen de nereden başlayacağını biliyorsun. Mesela şu kabızlığımı düzeltin nolur, ya da yataktan bir kalkabilsem gerisi kolay gibi en çok zorlandığı konuyu söylüyor ve o zaman biz de nereden başlayacağımızı biliyoruz. 

G.A: Biz bağırsağın çok önemli olduğunu ve hastalıklarla ilişkili olduğunu anladık. Peki iş nasıl fonksiyonel tıp konusuna döndü? 

M.A: Fonksiyonel tıpta hastalıkların sebeplerine çözüm bulmaya çalışıyoruz. Bugünkü tıp yaklaşımında sorgulanması gereken iki konu var. İlki her organın başına bir doktor dikilmesi. Yani bütünsel bakmayı bırakmak ve sadece kendi uzmanlığı ile ilgili bakması. Örneğin, beyin doktorunun Alzheimer ile çalışırken, metabolizmayı yönetmeden, diyabetini yönetmeden, kabızlığını yönetmeden nasıl yönetilir? Bunlarla ilgili ne yapabilir? Sadece ilaç tedavisi yapılıyor; hekimlik bu değil. Kök sebebini bilmek bulmak gerekiyor. Örneğin Haşimatom var. Takip ediliyor. Tiroid sentezlenemez hale gelinceye kadar takip edelim, hormon yetersiz kalınca da ilave edelim. Endokrin bu şekilde tedavi ediyor ve izliyor. Ama bunu sorgulamak gerekiyor. Bağışıklık sistemi tiroide neden saldırıyor? Bunu sebebi yani vücudun kendi kendine saldırması, biz buna inflamasyon diyoruz, bunun bir sebebi var bunu bulmalıyız diyoruz. Artık bunlarla ilgili testler var. Haşimato'da ilaç vermek demek hormonu yerine koymak demek, tedavi etmek demek değildir. Tiroid hormonu azaldıysa tabii ki verilecek, onunla ilgili bir sorun yok. İlacını alacak ama diğer şikâyetleri de dinlemeli ve çözmeli.

G.A: Haşimato'da siz neyi farklı yapıyorsunuz? 

M.A: Şu andaki tıpta, Haşimato olsa bile tiroid hormonu normal ise hastanın şikâyetlerine rağmen bir şey yapılmıyor. Ne zaman hormon yetersiz kalıyor o zaman hormon ekleniyor. Ama bu arada hasta yorgun, halsiz, saçları dökülüyor, kabızlık yaşıyor, TSH normal ise bunları yaşamaya devam ediyor. Yaşam kalitesi düşüyor ya da sadece bunlar stresten deyip antidepresan veriliyor. 

Fonksiyonel tıpta bunu çözmek istiyor insanlar. 

GA: Bizim aldığımız eğitimde tüm besinler vardı, şimdi bazı besinler hayatımızda daha az yer kaplıyor veya tamamen çıktı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

Y.Ö: Ben 30 yıllık diyetisyenim, 10 yıldır fonksiyonel tıp gözünden bakıyorum. İlk duyduğum şeylere çok şaşırmıştım, süt hakkında ekmek hakkında duyduklarıma inanamıyordum. 8 öğünden 2 öğüne düştük. Ama bedendeki bu saldırıyı ve sistemi gördüğünüz zaman, otoimmun hastalıkların sebebinin bağırsaktaki bariyer bütünlüğünün bozulmasıyla ilgili olduğunu gördüğünüzde, bedenin bu duruma oluşturduğu yanıtı görünce anlıyorsunuz. Bu yanıtlar birinde kaşıntı, birinde ishal gibi yanıtlara sebep oluyor. Bu yanıtlar uzun süre devam ettiğinde besin toleransları ve hassasiyet ve sonra da hastalıklara kadar ulaşabiliyor. Bu sorunlar yıllarca sürebilir, bir hastalık haline gelmesi çok hızlı olmayabilir. Ya viral bir yolla, ya da travma ile hastalık ortaya çıkabiliyor. Ben bunu anladıktan sonra kafamda her şey oturdu. Buna göre önerilerim değiştiğinde klinik tabloda şikâyetlerin azaldığını gördüm. Bütüncül bir iyileşme olduğunu anladım. Bir hastada Tiroid ile ilgilenirken biraz kilo versin derken egzaması da azaldı. Bu bir devrim gibi oldu. 

G.A: Fonksiyonel tıpta geçmişte yedikleri ne kadar önemli? 

Y.Ö: Belki de eskiden çok doğal besleniyordu ama artık ülkemizdeki besin kalitesi fena halde bozuldu; paketli gıdalar, katkı maddeleri ve fast food arttı. Geçmişte hastanın yemediği bir şeyi yemesini pek istemeyiz. Önce bu iyi bulmadığımız fast food veya fazlaca katkı maddesi içerenleri çıkarıyoruz. Daha önce hiç yemediği kinoayı karabuğdayı bir anda eklemiyoruz. Zarar verenleri çıkarıyoruz. Mesela ilk 3 hafta vücuda reset attırmak için gluteni tamamen kesiyoruz. Ekmeksiz duramıyorum diyor ise o zaman belki glutensiz bir un ile karabuğdaydan ekmek deneyebilirsin diyoruz. 

G.A: Nasıl bir program öneriyorsunuz?

Y.Ö: Sabah yumurta, ceviz ve rokalı bir kahvaltı, akşam da balık ve salata ve zeytinyağlı. Bu şekilde bir program öneriyoruz ilk 3 hafta. İnsülin direncini de düşünerek, unların tamamını plandan bir süre çıkarıyoruz. Kişiye göre ilaveler yapıyoruz. Bu diyetin 3 haftası sıkı olur, sonra tanıtımlarla diyetini açarsın ve toplamda 6 haftayı geçmemelidir. Otoimmun bir hastalığı var ise maksimum 8 hafta olur. Bu listeler ömür boyu yapılması gereken listeler değildir. Amacımız bu diyeti yaparken bilgi almak. Örneğin süt ürünlerini kestik. İyileşti, tekrar yerine koyduk egzamaları arttı. O zaman buna göre devam ediyoruz. İyi gelmeyeni çıkarıyoruz. 

G.A: Peki yoğurt? Bağırsaklarımızın en sevdiği besin neden çıktı listelerden?

Y.Ö: İyi süt bulursan hâlâ yoğurt iyi. Dünya nüfusunun %90'ında laktaz enzimi eksikliği var, neredeyse herkese dokunuyor. Fakat, eliminasyon bir tedavi diyeti değildir. Eliminasyon farkındalık diyetidir. Tedavi vücudun kendini iyileştirme yeteneğini ortaya çıkarmaktır. Bu gıdaları çıkarmamızın sebebi, sindirimi zor, enzimi yok, oynanmış gıdalar olduğu için onları çıkarıyoruz, 6 hafta sadece. Sağlıklı yağlardan ve sağlıklı proteinlerden zengin, bol sebze içeren diyeti verince yangıyı söndürmüş oluyoruz.

M.A: Biz kanser hastalarında da ketojenik diyeti bir tedavi olarak kullanıyoruz. Kanser hücresi glikoz ve glutamin kullanıyor. Her hücrenin glutamine ihtiyacı var onu kesemeyiz  ama glikozsuz yaşayabilir. Ketonu kullanabiliyor, yağ asitlerini kullanabiliyor o yüzden glikozu sıfıra indiriyoruz. Bu şekilde kanser hücrelerinin %60 azaldığını görüyoruz. Kanser tedavisindeki başarıyı artırıyor. 

G.A: Ketojenik diyeti mi öneriyorsunuz? 

M.A: Ketojenik diyet deyince bol yağlı bol etli hatta sosisli salamlı tabaklar aklınıza gelebilir. Bizim önerdiğimiz örneğin; karbonhidrattan fakir sebzeler, bol miktarda sağlıklı yağ, zeytinyağı,  kaliteli bir protein mesela kuzu eti bunları öneriyoruz. 

G.A: Peki kalp damar sistemi için ne söyleyeceğiz?

M.A: Ortak noktamız, kolesterol kolesteroldür. LDL'nin yüksek olmasını istemeyiz. Hekim arkadaşlarımız ile geleneksel tıp ile çeliştiğimiz bir konu olamaz. Sadece onların ihmal ettiği kısımlar olabilir. 

G.A: Biz 5 yıl sonra ne konuşuyor oluruz?

M.A: Büyük ihtimalle reverse aging- yani gençleşmeyi konuşacağız. Genleri konuşacağız. Yaşı geri almaya başlayacağız. 

Y.Ö: Diyetisyen olarak eklemek istediğim var. Fonksiyonel tıp bağışıklık sistemi ve otoimmun hastalıklara karşı bir bakış açısı. Bu hastalıklarda genetikten ziyade epigenetik yaklaşımın tedavi edici olduğunu (yani yaşam biçimi) ve burada da en önemli şeyin eliminasyon diyetinin bu kadar önemli olması beslenmenin iyileştirici özelliğinden kaynaklanıyor. Bedeni kirleten de besin, tedavi eden de besin. Bu anlamda söylemek istiyorum ki diyeti diyetisyen yazar. Biz güzel eğitimler aldık. Bu eğitimleri de almamız ve bilmemiz gerekiyor. Biz sadece 5 kilo verdiren uzmanlar değiliz. Hastalıkların iyileşmesinde beslenmenin çok büyük önemi var. Bu konunun uzmanı da biziz. Mutfağı değiştiren biziz. Bu bizim görevimiz. Bazıları üstümüzü çiziyor. Bariatrik cerrahiyi kabul edenler yani bir organın alınmasını kabul edenler nasıl oluyor da fonksiyonel tıp yani besinlerle insanları iyileştirebilen bir yaklaşıma karşı çıkıyorlar anlamıyorum. Biz koruyucu tıp tarafındayız.