Türkiye ekonomisi yılın son çeyreğinde yüzde 2.5 büyüme kaydetse de sanayi üretimindeki zayıflama ve ihracattaki ivme kaybı, büyümenin niteliğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Bu tartışmanın en görünür olduğu alanlardan biri ise Borsa İstanbul oldu. Uzmanlara göre BİST’te görülen şirket kârlılıkları büyük ölçüde enflasyon ve kur hareketlerinin yarattığı nominal artışlardan kaynaklanıyor. Borsa uzmanlarına göre reelde şirketlerin küresel rekabet gücü ve içsel değer yaratma kapasitesi eriyor.
Doç. Dr. Caner Özdurak, BİST’in bugünü ve geleceğini değerlendirdi. Endeks ağırlığının çoğunlukla geleneksel bankacılık, holding, gayrimenkul, montaj sanayi ve emtia odaklı eski nesil sermaye şirketlerinden oluştuğunun altını çizen Özdurak; makro politikalar sonucunda ortaya çıkan negatif reel faiz ortamı ve enflasyon şoklarının, sanayi sermayesini uzun vadeli reel üretim yatırımları yapmak yerine kısa vadeli finansal, kur ve enflasyon arbitrajlarına yönlendirdiğini dile getirdi. Özdurak, “Üretim yatırımlarının durma noktasına gelmesi borsaya taze, yüksek teknolojili ve dinamik şirket arzını kurutmakta” tespitini paylaşarak şunları vurguladı:
“Türkiye ekonomisi 2026’nın ilk çeyreğinde yüzde 2.5 büyümüş görünse de bu artış reel üretimden ziyade tüketim ve hizmetler kaynaklıdır. Enflasyon ve kur etkisi bilançolarda ‘nominal büyüme illüzyonu’ yaratmaktadır. Sanayi ve ihracattaki daralma, yüzde 15’i aşan ‘illüzyon makası’ ile gizlenmektedir. Borsadaki kâr artışları da gerçek değer üretimini değil, kâğıt üzerindeki şişkinliği yansıtarak reel ekonomik erozyonu perdelemektedir.”
DERİNLEŞME ZOR
Küresel yatırımcılar için borsalarda enstrüman çeşitliliği ve hisse seçiminin kritik önemde olduğunu dile getiren Özdurak, şöyle devam etti: “ABD yazılım, yapay zekâ ve uzay gibi alanlarla yüksek marj ve güçlü nakit akışı üretirken teknoloji odaklı büyür. Tayvan ve Hindistan ise yarı iletken ve dijital hizmetlerle küresel tedarik zincirine entegredir. Türkiye’de BİST ise daha çok hisse senedi ağırlıklı ve sınırlı türev yapısıyla kur riski, TL likidite baskısı ve yüksek finansman maliyetlerinin etkisi altında şekillenir. Yazılım ve yüksek marjlı teknoloji şirketlerinin sınırlı olması derinleşmeyi zorlaştırırken büyük teknoloji firmalarının halka arzı olmadan küresel fonların ilgisi de sınırlı kalmaktadır. Tek büyük ölçekli şirket ASELSAN ‘yayılma bariyeriyle” karşı karşıya. Buralardaki ‘know-how’, sivil sektörlere transfer edilemiyor. Baykar gibi küresel ölçekte rüştünü ispatlamış teknoloji monopolleri halka arz edilerek borsaya kazandırılmadığı sürece, BİST’in derinleşmesi ve küresel mega fonların radar dairesine girmesi imkânsız.”
YABANCI YATIRIMCI GİTTİ
Piyasanın son dönemdeki kurumsal yapısını ve halka arz stratejilerinin borsayı nasıl dönüştürdüğünü aktaran Dr. Murat Kubilay ise BİST’teki mevcut tabloyu şöyle tarif etti: “Geçmiş dönemlerde yabancı kurumsal yatırımcının ağırlıkta olduğu yıllarda BİST’in omurgasını büyük, rasyonel yapılar ve bankalar oluşturuyordu. Ancak yabancının çıkışıyla birlikte bu büyük kurumların ağırlığı azaldı. Son dönemdeki halka arz furyasıyla borsa kitlesel bir yatırımcı ve şirket tabanına yayıldı; ancak bu büyüme Türkiye’nin büyük holdingleriyle değil, daha küçük firmalar üzerinden gerçekleşti. Üstelik son dönemde, küçük şirketlerin borsada aşırı değerlenmesi ve endekslerde büyük alan kaplaması durumu var. Bu da borsa endeksleri ile ülkenin gerçek ekonomisi arasındaki uyuşmazlığı körükleyen yeni bir gelişme.”
VİZYON KISA VADELİ
Prof. Dr. Evren Bolgün de mevcut şirketlerin küresel vizyondan uzaklaşarak kısa vadeli hayatta kalma moduna geçtiğini ve BİST’te yatırımcı yapısının çöktüğünü belirterek borsada artık uzun vadeli bir küresel kaynak potansiyeli aramanın mantıklı bir zemini kalmadığını belirtti. “Türkiye’de kurumsal yatırımcı ağırlığı artık kalmadı. Yabancılar da büyük ölçüde çekildi. Şu an piyasayı, başta Bank of America olmak üzere geriye kalan yabancı işlemler ve bunlara katılan Tera Menkul gibi diğer yerli kurumlar domine ediyor” dedi.
