26 Ağustos Büyük Taarruz

26 Ağustos 2009 Çarşamba, 05:46
Abone Ol google-news

20 Ağustos 1922 akşamı, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruzun nasıl yapılacağını subaylara harita üzerinden anlatmıştı. Mustafa Kemalin emri şöyleydi:26 Ağustos Cumartesi sabahı düşmana taarruz edeceğiz!

24 Ağustosta, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Akşehirden ayrılmıştı. 25 Ağustos gecesi, Kocatepenin eteğindeki çadırlı ordugâha geçilecekti. Bu arada, Yunanlılar, Afyondaki orduevinde balo veriyordu. Düşman uyuyordu; Türklerin, büyük bir taarruz arifesinde olduklarını algılayamamıştı.

Başkomutan, Fevzi ve İsmet paşalar, 26 Ağustosta saat 03.30da atlarına bindiler ve Kocatepeye çıktılar. Mustafa Kemal, ordusunun başındaydı. 05.30’da bataryalara ateşemri verildi. Kalecik Sivrisi ile Tınaz Tepeyi, Türkler, Yunanlılardan geri aldı. Afyon mevzilerinin en kritik yerleri tek tek ele geçirildi. Mustafa Kemalin önderliğinde,Kemalin askerlerizaferi gerçekleştirmişti.

Mustafa Kemal, Çiğiltepeyi bir türlü ele geçirememiş olan 57. Tümenin komutanı Albay Reşat Beyi telefonla aramış ve neden hedeflerine ulaşılamadığını sormuştu. Reşat Bey, Mustafa Kemale, yarım saat içinde Çiğiltepenin alınacağını bildirmişti. Yarım saat içinde hedefe ulaşamayınca ise, Mustafa Kemale verdiği sözü yerine getirememiş olan Reşat Bey, intihar etmişti. İşte, onurlu Türk askerinin bir örneği!..

Saat 14.00te Yunan güçleri, Sincanlı ovasını terk ediyordu. Yunan cephesi yarılmıştı. Türkler, Afyona girdi. Türkler, 28 Ağustos sabahı düşmanın peşine düştüler. Mustafa Kemal, bizzat ateş hattındaydı ve bu da, askeri daha çok coşturuyordu.

İkinci Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa, Fevzi Paşaya şunları söylemişti: Ben deneyimsiz, kararsız, korkak bir asker değilim; ancak, ne iddia ettimse tersi çıktı. Bu mucizenin sırrı ne? Fevzi Paşanın bu soruya yanıtı ise, şöyle olmuştu: Mustafa Kemal Paşa!

Ünlü yazar Falih Rıfkı Atay, şöyle demektedir: Eğer bağımsız bir devlet kurmuşsak, özgür vatandaşlar olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batının pençesinden, vicdanımızı ve düşüncemizi de Doğunun pençesinden kurtarmışsak, bu topraklarda ana bağrının sıcaklığını duyuyorsak, nefes alıyorsak, hepsini, her şeyi, 30 Ağustos zaferine borçluyuz!30 Ağustos zaferini kim gerçekleştirdi? Mustafa Kemal Atatürk!

Yakup Şevki Paşa, Mustafa Kemale şunları söylemişti: Paşam! Sen haklı çıktın! Ver elini öpeyim!Mustafa Kemal: Estağfurullah! Ben sizin ellerinizden öperim.Yakup Şevki: Bu zafer, senin azmin sayesinde kazanıldı.” Mustafa Kemalin buna yanıtı:Hayır Paşam! Bu zafer, milletin gayreti, sizin emeklerinizle kazanıldı. Bu zafer, hepimizin! Yakup Şevki: Sana son bir kez daha itiraz edeceğim. Benim gibilere kalsa, daha yerimizde sayıyorduk. Sen, bu millete Allahın bir lütfusun!

Dünya devletlerinin birmucizeolarak nitelendirdikleri Atatürkümüze, bizler, bugün bizlere bahşedilmiş olan Allahın bir lütfugözüyle bakıyor muyuz?.. Bu soruya evetyanıtını verebilmeyi ne kadar isterdim!1950’li yıllardan bu yana ülkemizde iktidara geçmiş olan farklı partilerin oluşturdukları hükümetler, ne yazık ki, Atatürkü yeterince benimseyememişler, o büyük insanın düşüncelerini ve ilkelerini tam anlamıyla algılayamamışlar ve Onu, ulusumuza yanlış bir biçimde tanıtmışlardır! Bu nedenledir ki, özellikle gençlerimiz, bugün Atatürkümüzü gerektiği gibi, gerçek nitelikleriyle tanımamakta; Onu gerçek kimliğiyle tanımadığı için de, Ona yeterince sahip çıkamamaktadır. \t

Bugün Kürt açılımını gündeme getiren AKP hükümeti, acaba Atatürkümüzün, ülkemiz topraklarında yüzyıllar boyunca yan yana ve barış içinde yaşamış olan farklı etnik grup mensuplarına ilişkin düşüncelerini, doğru bir biçimde algılayabilmiş ve yorumlayabilmiş midir?..

Misak-ı Milli sınırları içinde yaşayan herkes, etnik kökenine bakılmaksızın, Türk ulusunu oluştururdiyen Atatürk, bugün yaşasaydı eğer, Türk-Kürt ayrımcılığını özendiren politikacılarımıza ve aydınlarımıza acaba neler söylerdi?..

Gönülden isterdim ki, ülkemizi yönetenler, Atatürkü kendilerine bir rakip olarak görmek yerine; Onun yaşamını ve düşüncelerini bizler gibi iyice irdeleyip, Onun ilkelerini savunabilselerdi! O zaman eminim, Türkiye, çağdaş uygarlığı yakalayabilecek ve hatta Onun özlemini duyduğu gibi, bu uygarlığın ötesine de geçebilecekti.

Atatürk, olağanüstü nitelikleri olan, dâhi olarak nitelendirilebilecek bir insandı. Ülkemizi yönetenler, bu hususun ayırdına varmalı ve bunu böyle kabul etmelidirler. O, bizler gibi, olağan niteliklere sahip bir insan değildi. Bu nedenle, hükümetleri oluşturanlar da, Atatürke karşı çıkmak yerine; Onu tanımaya çalışmalı ve ülkemizi yönetirken, Onun ilkelerinden ayrılmamaya özen göstermelidirler.

Yabancı devletlerin yönergeleri doğrultusunda iç ve dış politikamızı saptamak yerine, Türkiyede iktidara gelen hükümetler, Atatürkün bizlere göstermiş olduğu yoldan ilerlemeyi benimserlerse eğer, o zaman devletimiz, uluslararası toplulukta aynen Atatürk döneminde olduğu gibi, layık olduğu itibarlı konumuna yeniden sahip olabilecektir.

Hükümetlerimize, Atatürkten korkmamalarını, Onu kendilerine rakip olarak görmemelerini ve Onun ilkelerini yok etme yolunda çaba harcamamalarını salık veriyorum, çünkü Atatürkçülük, Türk insanının kalbine ve zihnine bir daha silinmemek üzere kazılmıştır. Bu izi, bu düşünce tarzını, bizlerin kalplerinden silip atmaya hiçbir hükümetin gücü yetmeyecektir!!!

Doç. Dr. Hüner TUNCER