2/B Trajedisi...

19 Nisan 2011 Salı, 06:05
Abone Ol google-news

Eğer ülkemizin az da olsa kalan yeşil örtüsü korunmak ve güzel Anadolumuzun eşsiz ormanları yaşatılarak, gelecek kuşaklara çölleşmemiş yaşanır bir yurt bırakılmak isteniyorsa. 2/B faciasına son verilmeli, ormanlarımızı bu felaketten kurtarmanın, başta tüm siyasilere, resmi özel tüm kurumlara ve her bireye düşen bir vatan görevi olduğu unutulmamalıdır.

1961 Anayasası’nın 131. maddesine 17.04.1970 tarih ve 1255 sayılı yasa ile, nitelik kaybı kavramının temelini oluşturan bir fıkra eklenerek, ormanlarımız için anayasal ve yasal yolla yıkım ve yok etme kapısı açılmıştır. 1973 yılında çıkarılan (1744 sayılı yasanın 2. maddesi ile) bu değişiklik hayata geçirilmiş 1982 Anayasası’nın 169. maddesine 4. fıkra olarak aynen monte edilmiş ve 1983 tarih 2896 sayılı, 1986 tarih 3302 sayılı ve en son 15.01.2009 tarih ve 5831 sayılı yasa ile bu çarpık ve yanlış yolda ısrarla yürünmüştür. 2/B kavramı toplumda “Nitelik kaybeden orman arazileri” şeklinde hafızalara yerleştirilmiştir. Oysa ülkemizde doğal olarak nitelik kaybeden orman yoktur. İnsan eliyle ve makinelerle, orman ağaçları kesilerek, bitkiler ortadan kaldırılarak, bunların yerine tarla, bağ, bahçe oluşturularak ya da otel, motel, spor alanı, fabrika, otopark, villa, gecekondu, lokanta yapılmak suretiyle ormanlar ele geçirilmektedir.

Hukuki dayanağı yok

Nitelik kaybı, doğal yollarla, yani bitki hastalığı, deniz taşması, yanardağ patlaması, toprak kayması gibi olağanüstü doğa olayları ile gerçekleştiği takdirde doğal ve bilimsel bir kavram olarak kabul edilebilir. Aksi halde insan eliyle, makinelerle oluşan fiili durum nitelik kaybı değildir, bu olgu “nitelik kaybettirme”dir. Bunun bilimsel ve hukuki dayanağı yoktur. Ülkemizin, coğrafi ve jeoloji tarihinde değindiğim doğal olaylar gerçekleşmemiştir. Burada hukuk ve yasa açısından öncelikle gözetilmesi gereken büyük bir çelişki vardır. Şöyle ki; ormandan ağaç kesmek, tarla açmak, fidan sökmek, hangi tür olursa olsun bina yapmak, 6831. sayılı Orman Yasası’nın 17. maddesine göre suçtur. Aynı yasanın 91 ila 115. maddelerinde bu suçların müeyyidesi olan ceza hükümleri yer almaktadır. Bu durumda, nitelik kaybettirmek yasada suç sayıldığına, cezai karşılığı bulunduğuna ve ülkemizde doğal yolla nitelik kaybı olmadığına göre insan eliyle nitelik kaybettirilen yerlerde suç oluşmaktadır.

Yasal kılıf

Bu olgu gözetilmeyip, nitelik kaybı adı altında yaratılan bu kavram, orman suçlarını ortadan kaldıran yasal bir kılıftır. Ormana tecavüz gerçekleşirken, görevliler tarafından gözlenip tutanak düzenlenerek Cumhuriyet savcılığına intikal ettirilirse olay suç niteliğindedir, bilinçli veya bilinçsiz olarak herhangi bir nedenle olaya anında müdahale edilmediği takdirde, bir süre sonra, suç olmaktan çıkıp olay 2/B kavramı içine sokulmaktadır. Bu çelişkinin, hukuk-yasa ve mantık açısından açıklaması yapılamaz. Bu yolda en son çıkarılan 5831 sayılı yasaya değinmek gerekir. Son yıllarda moda haline gelen ve kanun yapma tekniğine tamamen aykırı (birbiri ile ilgisi olmayan yasalardaki değişiklikleri bir araya getirip araya çok önemli bir konu yerleştirilerek gözden kaçırılır gibi oluşturulan 15.01.2009 tarihli ve 5831 sayılı torba yasada, 2644 sayılı Tapu Kanunu, 6831 sayılı Orman Kanunu, 492 sayılı Harçlar Kanunu ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nda) değişiklik yapılmıştır.

Yasanın amacı

5831 sayılı Torba Yasa’nın ek 4. maddesi şöyledir:

Ek madde 4: (6831 sayılı Orman Kanunu’nun 20.06.1973 tarihli 1744 sayılı kanunla değişik (2.) maddesi ile, 23.09.1983 tarihli ve 2896 sayılı, 05.06.1986 tarihli ve 3302 sayılı kanunlarla değişik (2.) maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları nazara alınarak ve varsa üzerindeki muhdesatın kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı belirtilerek Hazine adına tescil edilir) denilmiştir. Ancak bu maddede nitelik belirtilmemiştir. Ne var ki yasayı yapanlar satışı amaçladıklarına göre özel mülk sayacakları anlaşılmaktadır.

Satışta çözülmez

Bu durumda (satış-bağış-tahsis) gibi siyasi amaçlarla kullanım yolu açılmış sayılacak ve sonuç olarak siyasi yatırım ve rant amacı acı gerçek olarak karşımıza çıkacaktır.

Günümüzde 2/B ile ilgili yeni bir tasarı hazırlandığı bilinmektedir. Ancak 2/B satışla çözülecek bir konu değildir.

Şöyle ki: 1- Anayasanın 169. maddesine ve 6831 sayılı yasanın değişik 2/B maddesine göre 2/B olarak değerlendirilecek yerler neresidir?

2- 169. maddenin ilk üç fıkrası ve 170. madde doğrudan orman köylüsünü hedef almış, çıkarılan yasalar bu temel üzerine oluşturulmuştur. Dışarı çıkarılacak yerler üç grupta toplanmıştır; a- Tarım arazileri, b- Hayvancılıkta kullanılmasında yarar olan (yayla-mera-otlakiye), c- Şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları. Bu üç kavramın dışına çıkılması olanaksızdır. Fakat Türkiye ormanlarına yayılmış ve sayısı binleri aşan, müstakil, birbirinden uzak (otel-villa-gecekondu-lokanta-fabrika) gibi müstakil birimler oluşmuştur.

Bunların 2/B ile ilgisi yoktur! Eğer bu birimler 2/B sayılırsa ülkemizde orman kalmaz. O halde öncelikle gerçek 2/B sayılacak yukarıda tanımladığım üç bölümde toplanan kesimler ve 2/B sayılmayacak yerlerin saptanması ve bu yolda bir envanter hazırlanması gerekir.

Ülke çölleşir

Bu ayrım yapılmadan ormanlarda el atılan her yer 2/B kavramına sokulursa bu bir doğa katliamı olur ve ülkemizin çölleşmesi daha yakın bir geleceğe çekilmiş olur.

3- Bunların ötesinde 2/B alanlarında yer alan tarla-bahçe-bina türünden olan her kesimde birkaç kez el değişimi olduğu bilinmektedir. Son işgalciler, daha önce satın aldıkları yer için devlete tekrar para ödeyerek satın almayı nasıl karşılayacaklardır?

4- Orman köylüsü yoksuldur ve yaşamı ormanla olasıdır. Satıştan 25 milyar dolar gelir elde edileceği de, resmi makamlarca açıklanmıştır. Mevcut tabloya ve Orman Genel Müdürlüğü verilerine bakıldığında 2/B alanlarının sadece yüzde 5’i yerleşim alanı olduğuna göre yüzde 95’i tarım ve hayvancılık alanı sayılmak gerekir. Bu durumda, yoksul orman köylüsü, hangi para ile bu alanları satın alabilecektir? Demek ki bu tabloda ve bu satış düşüncesinde yanlışlık ve hayal vardır. İşgalciler ödüllendirilmemelidir.

5- Anayasaya göre ormanlar kamu malıdır, satışı olanaksızdır. Hazine adına tescilde, 5831 sayılı yasaya göre nitelik açıklaması mevcut değildir. Anayasanın 169 ve 170. maddeleri sadece orman köylüsünün kalkındırılmasını ve yerleşimini amaçlamıştır. Ormanların özel mülk sayılması ve satışı bu maddeler karşısında olanaksızdır. Ayrıca ormana el atmamış, yasalara saygılı milyonlarca yurttaşın, anayasanın eşitlik ilkesi karşısındaki hakları ne olacaktır? Bütün bu soruların cevabı verilmeden;

a) Yeni bir yasa yapılamaz.

b) Kamu malı olan ormanlar, özel mülk gibi satılamaz.

Kesin çözüm

Eğer ülkemizin az da olsa kalan yeşil örtüsü korunmak ve güzel Anadolumuzun eşsiz ormanları yaşatılarak, gelecek kuşaklara çölleşmemiş yaşanır bir yurt bırakılmak isteniyorsa;

a- Anayasanın 169. maddesinin 4. fıkrası kaldırılıp, 170. madde yeniden düzenlenmelidir.

b- 6831 sayılı yasanın değişik 2/B maddesi iptal edilip, artık “nitelik yitirme denilen, aslında nitelik kaybettirme olarak gerçekleşen yıkım ve yok etmeye son verilmelidir”. Aksi halde açmalar devam edecek, yasal süreler uzatılacak ve ormanlar tükenecektir.

c- Nitelik kaybettirilerek ormandan toprak kazanma olgusu zihinlerden silinmelidir.

Sonuç olarak;

2/B faciasına son verilmeli, ormanlarımızı bu felaketten kurtarmanın, başta tüm siyasilere, resmi özel tüm kurumlara ve her bireye düşen bir vatan görevi olduğu unutulmamalıdır.