“8.sınıfta kız çocukları parmaklarında yüzükle okula gitmesin” diye...

İlk olarak bir öğrenci kulübü olarak hayata geçen sonrasında ise yardımları Türkiye’nin 64 iline uzanan “Bir Çocuk Bir Umut Derneği”, yardıma ihiyacı olan köy okullarına projeler gerçekleştiriyor.

07 Mart 2020 Cumartesi, 13:03
Abone Ol google-news


İlk olarak bir öğrenci kulübü olarak hayata geçen sonrasında ise yardımları Türkiye’nin 64 iline uzanan Bir Çocuk Bir Umut Derneği”, yardıma ihiyacı olan köy okullarına projeler gerçekleştiriyor. Çocuklara maddi yardımdan çok, üniversite bilinci aşılamak için uğraşıyor. “8.sınıfta kız çocukları parmaklarında yüzükle okula gitmesin istiyoruz” diyen Dernek Başkan Vekili Sema Bozkurt ile hem derneğin çalışmaları hem de çocukların hayalleri ile ilgili konuştuk.

"HİÇBİR İDEOLOJİYE BAĞLI DEĞİLİZ"

Bir Çocuk Bir Umut Derneği nedir? Neler yapıyorsunuz?  

Dernek, 2010 yılında kurucumuz Muhammet Erkam Avcı tarafından Marmara Üniversitesi'nde bir öğrenci kulübü olarak kuruldu. İlk başta 2 ayda bir proje yapılıyordu, zamanla gönüllüler arttı. Önceleri sadece İstanbul içi okullara gidilirken, daha sonra üniversite desteği ile İstanbul dışı okullara da gitmeye başladık. Üniversite, ulaşım konusunda bize yardımcı oluyordu. Ancak şu an o da yok. Yaklaşık 4 yıldır, ulaşım masraflarını kendimiz karşılamaya çalışıyoruz.

Zamanla her bölümden üniversite öğrencisini içimize katarak genişlemeye başladık. Bizim bağlı olduğumuz bir ideoloji, dini veya siyasi oluşum yok. Tamamen gönüllük esasıyla hareket ediyoruz. Biz o otobüse bindiğimizde bütün kimliklerimizden sıyrılıyoruz. Kırmızı çizgilerimizden biri de bu. Tam da bu yüzden maddi olanakları çok kolay sağlayamıyoruz. 2010 yılında başladı serüvenimiz. Her ayda 2 köy okulu ve 1 yatılı ilköğretim bölge okulu olmak üzere projelere başladık. Bu sene 10.yılımız.

"BİR ÜNİVERSİTENİN 70 BİN KİŞİLİK OLDUĞUNU SÖYLEDİĞİMİZDE İNANAMIYORLAR"

Bir proje süreci nasıl geçiyor?

Ayda 1 defa proje yapıyoruz. 2 tane köy okulu, 1 tane yatılı ilköğretim bölge okulu. Genellikle cuma akşamları otobüsle yola çıkıyoruz, 45 gönüllü ile. Ve bu 45 gönüllümüz Mühendislik Fakültesi, Fen-Edebiyet Fakültesi, Eğitim Fakültesi gibi çeşitli fakültelerden oluyor. Cumartesi sabahı ilk gideceğimiz okula varıyoruz. Sabah 9 gibi, ilk önce çocuklarla tanışıyoruz, bir sevgi çemberi oluşturuyoruz. Sabah sporu yapıyoruz. Daha sonra eğitim komisyonumuzun programladığı bilimden, sanata farklı farklı etkinliklerimizi gerçekleştiriyoruz, yaklaşık 4-5 saat boyunca. Öğle arasında çocuklarla beraber yemek yiyoruz, veli sunumlarımız oluyor. Etkinliklerimiz, atölye çalışmalarımız bittikten sonra çocuklarla vedalaşıyoruz. Fakat bu veda sürecini çok uzun tutmuyoruz. Çünkü çocuklar bu kısa sürede gerçekten çok bağlanıyorlar. Daha sonra çıkıp, yatılı ilköğretim bölge okuluna gidiyoruz. Oradaki çocuklarla da en az 2-3 saat bilimden sanata farklı etkinlikler yapıyoruz. Üniversiteyi anlatıyoruz, burslardan bahsediyoruz. Çocuklara "Sizce üniversite kaç kişilik?" diye soruyoruz. "50, 100, 150" gibi cevaplar geliyor. 70 bin kişilik olduğunu söylediğimizde inanamıyorlar, hayal edemiyorlar. Okul büyüklüğünde kütüphane var dediğimizde şok oluyorlar. Kampüsten bahsediyoruz, fotoğrafları gösteriyoruz. Cumartesi akşamı yatılı bölge okulunda konakladıktan sonra, Pazar günü diğer okula geçiyoruz ve aynı etkinlikleri orada da yapıyoruz. Bu arada etkinliklerimizin içeriği, Marmara Üniversitesi hocaları tarafından kontrolden geiyor.

"HER OKULA BİNE YAKIN KİTAP GÖTÜRÜYORUZ"

Biz projelere gittiğimizde çocuklardan 3 tane söz alıyoruz. Birincisi "okuyup bizden daha iyi yerlere geleceksiniz" diyoruz. İkinci olarak "kütüphanelerine getirdiğimiz kitapları okuyacaksınız" diyoruz. Yaklaşık 250 kitapla başladık, bugün ise yaklaşık her okula bine yakın kitap götürüyoruz. Aldığımız üçüncü söz ise "içimizden istediğiniz kişiye mektup yazabilirsiniz" oluyor. Çocuklarla mektup arkadaşı oluyoruz. Çocuklar mektup yazacağı kişiyi kendi seçiyor. Hiçbir gönüllü, çocuk kendisine mektup yazmadan bir çocuğa mektup yazamıyor. Kurallarımızdan biri de bu. Ayrıca, çocukların bizleri kişisel sosyal medya hesaplarımızdan eklemelerine de izin vermiyoruz. Çünkü sonuçta orada kendi düşüncelerimizi, görüşlerimizi paylaşabiliyoruz. Çocuklar ister istemez bizim düşüncelerimizden etkilenebilir. Bunu hiç istemiyoruz. Bu yüzden bir diğer kuralımız da bu. En iyi iletişim aracı bu açıdan "mektup" oluyor.

Proje öncesi izin alma süreci nasıl oluyor?

Gideceğimiz il ve ilçeyi belirledikten sonra oranın İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri'ni arıyoruz. Projemizden bahsediyoruz, tanıtım dosyamızı gönderiyoruz. Bazı İlçe Eğitim Müdürlükleri buna yanaşmazken, bazıları da direkt kabul ediyor. Ardından bize, ihtiyaçları olan ve nüfusu fazla olan bir köy okulu söylemelerini istiyoruz. Olabildiğince kalabalık okullara gitmeye çalışıyoruz ki, faydamız bir o kadar büyük olsun.

"ÇOCUKLAR 'BENİM BİR HAYALİM YOK' DİYORLAR"

Çocuklarla tanışırken ilk önce onlara "En büyük hayalin ne?" diye soruyoruz ve çoğu "Benim bir hayalim yok" diyor. Günün sonunda kafanda bir hayal canlanırsa bizimle paylaş diyoruz ve bize bir sürü çocuk dönüş yapıyor. Bu bile bizim için çok önemli. Oradaki çocuklardan biri "Ben çoban olacağım" diyorken, ki bu asla kötü bir şey değil, gün sonunda hedefini bir tık bile yükseltip "Ben mühendis olacağım" diyorsa bu bizim için çok büyük bir şey.

"TARLADA ÇALIŞMAK İSTEYEN ÇOCUĞA ZİRAAT MÜHENDİSLİĞİNİ ANLATIYORUZ"

Etkinliklerinizin içeriği nasıl?

Yaklaşık 20 etkinliğimiz var. Bunlardan biri de "Çocuk Edebiyatı Etkinliği". Çocuklar bu etkinlikte yer, zaman ve kişilerle bir hikaye oluşturuyorlar. Bu etkinlikten sonra bize mektup yazan bir çocuk, "Ben bir yazar olduğumu anladım" demişti. Gittiğimiz köy okullarından mezun olup üniversiteyi kazanan ve şimdi de gönüllümüz olan kişiler de var. En basitinden, "ben tarlada çalışacağım" diyen bir çocuğa, "İstediğin mesleğin üniversitede bir bölümü var" diyoruz, ona Ziraat Mühendisliğini anlatıyoruz. O çocukta "Ben bununla ilgili bir üniversiteye gidebilirim" algısını oluşturmamız bile çok önemli. Örneğin Samsun'da da projemiz vardı ve bizde kötü izler bıraktı. Çünkü çocuk işçiler vardı... "Büyüyünce ne olmak istiyorsun" dediğimizde "inşaat sıvacısı" yanıtını alıyorduk. Bizler hem çocuğun kararına saygı gösteriyoruz, hem de aynı zamanda babasına şunu sormasını istiyoruz "İnşaat sıvacısı ile İnşaat mühendisi arasında nasıl bir fark var? Hangisi daha iyi?".

Gönüllüler nasıl seçiliyor?

İnternet sitemizde ve sosyal medya hasaplarımızda 2 hafta öncesinden bir başvuru formu yayımlıyoruz. Bu başvuru formunda gönüllüleri eleyecek sorular yer alıyor. "Bu projeye neden katılmak istiyorsunuz?", "Bu projenin size katacakları ve sizin bu projeye katacaklarınız neler?" gibi belli başlı sorularımız var. Cevaplara göre, biz o insanın hangi amaçla gelmek istediğini zaten anlıyoruz. Ayrıca gönüllülerin farklı bölümlerden olmasına da çok önem veriyoruz. Amacımız çocukların farklı farklı meslekler görmesi. Bir projeye yaklaşık 200 kişi başvuruyor, aralarından 46 kişiyi seçip projeden 1 hafta önce onları bir eğitim toplantısında buluşturuyoruz.

"KADINLAR MAKYAJSIZ, ERKEKLER SAKALSIZ GİDİYOR"

Belli başlı kurallarınız var. Nasıl kurallar bunlar?

Çocuk bizle temasa geçmeden biz onunla temasa geçmiyoruz. Örneğin köy sınırlarına girdiğimiz andan itibaren sigara kullanılmıyor. Makyaj yapmıyoruz. Takı yok, saç tokası bile yok. Çünkü bütün çocuklara veremeyeceğimiz bir şeyi kesinlikle kullanmıyoruz. Çünkü gerçekten o yaştaki çocuklar bunları isteyebiliyorlar. Erkeklerde de sakal ve bıyık yok, tıraş oluyorlar. Bizi kendilerinden biri olarak görmelerini istiyoruz. Zaten geri dönüşler de böyle oluyor, "siz de bizim gibiymişsiniz" diyorlar. Kafalarındaki "İstanbul algısını" bu şekilde kırmak istiyoruz.

ATKI VE BERELERİ ELLERİMİZLE ÖRÜYORUZ

Doğu Anadolu'ya ne kadar sıklıkla gidiyorsunuz?

Yılda bir kere Doğu Aradolu'ya gidebiliyoruz. Bu da genelde maliyetle alakalı. Çünkü Doğu projeleri uçaklı projeler oluyor ve maliyet yüksek oluyor. O yüzden şu an için yılda bir kere gidebiliyoruz. Doğu'da gidemediğimiz illere de yıl içerisinde atkı ve bere gönderiyoruz. Ve en önemlisi onları da satın almıyoruz, bütün gönüllüler ellerimizle örüyoruz. Atkı berelerde bile tek tipliğe, aynı renk olmasına, modelli olmamasına dikkat ediyoruz.

"BİR VELİ YANIMIZA GELİP 'EŞİMDEN ŞİDDET GÖRÜYORUM' DEDİ"

Aynı zamanda velilerin hayatına da dokunuyoruz. Edirne projesinde, bir kadın sunumdan sonra yanımıza gelip bizimle konuşmak istedi. 2 tane çocuğu olduğunu, eşinden şiddet gördüğünü söyledi. Ve kadının başka kimsesi yok. Görücü usulü evlenmiş. Bize "Çocuğum mektup yazdığında, ben de onunla beraber size mektup yazabilir miyim?" diye sordu. Böyle şeylerle de karşılaşıyoruz. Bu tip olayları dernek içi avukatlarımıza bildirmeye çalışıyoruz.

Derneğin başka ne gibi faaliyetleri var?

Örneğin "Anadolu Postası" diye bir projemiz var. Liselerde, özellikle meslek liselerinde sunumlar yapıyoruz. Meslek liselerini seçmemizin sebebi, oradaki çocukların daha kayıp çocuklar olması. Orada onlara üniversiteden bahsediyoruz, gönüllülükten bahsediyoruz yaptığımız sunumlarla. Ayrıca "Gönüllü Eğitimleri" projemiz var. Her ay bir tane eğitim düzenliyoruz. Eğitimlerimizi 3 başlığa ayırdık. Birincisi proje bazlı eğitimler, ikincisi gönüllünün kişisel gelişimini hedef alan eğitimler, üçüncüsü ise eğlenceli ve keyifli atölyeler. 10 kişiyle başladık, bugün 30 kişiyiz. Aynı zamanda 2 senede bir "Çocuk Şenliği" yapıyoruz. Gittiğimiz köy okullarındaki çocukları buraya davet ediyoruz. Yaklaşık 100'e yakın öğrenci geliyor. Biraz geri planda kalmış bir projemiz daha var, "Bir Çocuk Bir Kalem". Bir Çocuk Bir Kalem isimli bir internet sitemiz var. Burada çocukların yayımlanmasını istedikleri şiirleri, resimleri, yazıları, hikayeleri yayımlıyoruz, hem de isimleriyle.

GÜLÜMSEYEN BİR ÇOCUK, YIRTIK AYAKKABILI BİR ÇOCUKTAN DAHA AZ İLGİ GÖRÜYOR

Bir kişinin yardımda bulunabilmesi için illa gönüllü mü olması gerekiyor? Başka bir seçenek yok mu?

Elbette var. Bir sürü yardım kabul ediyoruz. "Bir el de sen uzat Anadolu'ya" diye adlandırdığımız köy okulları projesi dışında başka projelerimiz de var. Gittiğimiz her okula bine yakın kitap bırakıyoruz. İnsanlar o kitaplığı kendileri kurabilirler. İsterlerse bize o kadar sayıda kitap gönderebilirler, yapılırken başında olabilirler. Ya da bunun karşılığı olarak 3 bin TL para bağışında bulunabilirler. Biz de yapılan kütüphaneye, yaptıran kişinin ismini veriyoruz. Spor malzemeleri de götürüyoruz, bu konuda sponsor olanlar oluyor. Maliyeti yaklaşık bin 500 TL tutuyor. En büyük sponsor ihtiyacımız ise ulaşım, yani otobüs. Bu konuyu istismar etmiyoruz, bizim bir farkımız da bu. Bu yüzden sesimizi duyurmakta zorlanabiliyoruz. Örneğin yırtık ayakkabılı bir çocuğun fotoğrafı paylaşıldığında 2 bin beğeni gelirken, gülümseyen bir çocuğun fotoğrafı paylaşıldığında aynı ilgiyi alamıyor. Biz ise bu yöntemi kullanmak istemiyoruz.

Aynı zamanda banka hesap numaralarımızdan da yardımda bulunabilirler, ürünlerimizden alabilirler. Ayda 25 TL gibi bir ücretle dernek üyemiz de olabilirler.