"AB için mecliste yine birlikte çalışmalıyız"

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, ''Biz, 45 yıl boyunca eline bahane verdiğimiz, koz verdiğimiz Avrupalılar'ın elinden bu kozları aldık, reformları geçirerek önlerinde bahane bırakmadık. AB, Türkiye'ye müzakere tarihi vermek zorunda kaldı'' dedi.

14 Ağustos 2009 Cuma, 13:41
Abone Ol google-news

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Kayseri Sanayi Odası, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği ve Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı'nın katkılarıyla düzenlenen ''Ortak Geleceğimiz Avrupa Birliği'' konulu panelin açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye'de AB sürecinin sadece 5 yıldızlı otellerde bir takım elit çevreler tarafından tartışılan bir konu olmaktan çıktığını söyledi.

AB projesinin artık Kayseri'de de, Yozgat'ta da, Siirt'te de, Artvin'de de, Edirne'de de tartışılan, konuşulan ve AB fonlarının Türkiye'nin 81 ilinde bir şekilde değerlendirildiği bir döneme girildiğini ifade eden Bağış, şöyle devam etti: ''Bugün Türkiye'nin çok farklı yerlerinde AB fonları ile altyapı çalışmaları yapılıyor, özürlü vatandaşlarımızın topluma kazandırılması, gençlerin, kadınların ekonomide daha fazla yer edinebilmesi için projeler geliştiriliyor, eğitim çalışmaları yapılıyor. Bunlar sadece büyükşehirlerimizde değil, Türkiye'nin dört bir yanında yapılıyor. Bu da AB projesinin artık Türkiye'nin tamamının ortak heyecanı haline geldiğini gösteriyor. Artık, kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla, askeriyle siviliyle, Kürdü'yle, Türkü'yle, Çerkezi'yle, Boşnak'ıyla, Alevisi ile Sünnisi ile, Müslümanı ile Müslüman olmayanıyla ülkenin bütün vatandaşlarının ortak heyecanı haline gelmiş bir projeden bahsediyorum. Gerek Selçuklu döneminde, gerek Osmanlı döneminde, gerek Cumhuriyet döneminde Anadolu bu konuda ortak heyecanı yakalamışsa o konuda başarılı olmuştur. Bu yüzden AB üyelik konusunda da başarılı olacağımıza yürekten inanıyorum. Gerçekten de AB projesini bir Anadolu projesi haline getirmiş bulunmaktayız. Bunda da TOBB'un bize verdiği çok önemli destek oldu, odalarımızın, sendikalarımızın veriği destek oldu.''

KOBİ'lerin ekonomik temel itici gücü olduğunu vurgulayan Egemen Bağış, küçük ve orta boy işletmelerin (KOBİ) rekabet gücünün geliştirilmesinin Türkiye'nin ekonomisi için öncelikle alanlardan biri olduğunu kaydetti. Bağış, KOBİ'lerin ele alındığı ''İşletmeler ve Sanayi Politikaları'' fasılının müzakerelerinin 2007'nin mart ayında açıldığını anımsatarak, bununla yakından ilgili olan vergilendirme faslını da geçen ay bir takım zorluklara rağmen açıldığını anlattı.
 

"Türkiye bölgesine ilham kaynağı oldu"

AB'ye katılım öncesi yapılan mali yardımın Türk sanayini ve ekonomisini üyelik sürecine hazırlayan önemli bir araç olduğunu dile getiren Bağış, şunları söyledi: ''Zira AB mali yardım kapsamında işletmelere fon sağlamanın yanı sıra, en iyi uygulamaların yaygınlaştırılmasına ilgili tarafların AB ülkelerindeki muhataplarıyla ilişkilerin geliştirilmesine imkan sağlanmıştır. TOBB'un yaptığı bir eşleşme projesi var ki ben burada özellikle vurgulamak istiyorum, bugün Türkiye'nin Hakkari'sini Liverpool ile, Van'ı Barcelona ile eşleştirebilen bir projedir. Bunlar Türkiye'de yeni bir anlayışın ortaya çıktığını göstermektedir ve katılım öncesi mali yardımlar çerçevesinde KOBİ'lerimiz gerek dolaylı gerekse direkt olarak birçok katkılar kazanmaktadır. Bu projeler çerçevesinde işletmelere yönelik hibe ve kredi destekleri, iş geliştirme merkezleri ki işte burada ABİGEM'in çalışmalarını görüyorsunuz. Suriye bile bu konuda Türkiye'den destek istiyor, buna benzer çalışmalar yapmak istiyor. Artık, Türkiye bölgesinde de gerçekten ilham kaynağı haline gelmiş bulunmaktadır.''

Bakan Bağış, yakında AB fonları ile Erciyes Teknopark Bölgesel İnovasyon Merkezi'nin kurulması projesinin gerçekleştirileceğini dile getirerek, bunun da yeni bir heyecan getireceğini söyledi. Türk özel sektörünün Türkiye'nin en önemli kozu olduğunu dikkati çeken Bağış, şöyle devam etti: ''AB sürecinde de biz hep birlikte bu süreci götürüyoruz ama özel sektörümüzle sendikalarımızla, sivil toplum kuruluşlarımızla, medyamızla, akademi dünyamızla el ele vererek bu süreci yürütmek istiyoruz. Çünkü, AB süreci hepimizin ortak süreci. Türkiye'de ortak veya çok farklı endişeleri olan kesimler AB sürecinde bir ortak huzura kavuşabiliyorlar. Farklı endişeleriniz olabilir, yarınlarla ilgili farklı çekinceleriniz olabilir, herkesin ürktüğü bir konu olabilir ama şu bir gerçek ki, AB sürecinde her şeyin standardı belli. Bugün AB üyesi olan 27 ülkeye baktığımız zaman hiç biri bölünmemiş parçalanmamış. Tam aksine hepsi AB'ye üyelik müzakereli sürecinde güçlenmişler, hem ekonomileri güçlenmiş hem bireysel hakları güçlenmiş, hem demokratik standartları yükselmiş, hem işçi hakları yükselmiş, hem işverenin hakları garanti altına alınmış. Türkiye'de de artık bir takım düzenlemeleri yapmaya başladık.''
 

"2 yıl içinde müzakere tarihi aldık"

Bağış, AB'den 45 yıl müzakere tarihi dahi alamazken, partilerinin iktidara gelmesinden sonra ortaya koydukları reform kararlılığı nedeniyle 2 yıl içinde müzakere tarihi aldıklarını belirterek, şöyle dedi: ''Oradaki tılsım, iktidarı ile muhalefeti ile mecliste el ele verip reform kanunlarını geçirmiş olmamızdır. Biz, 45 yıl boyunca eline bizim bahane verdiğimiz, koz verdiğimiz Avrupalılar'ın elinden kozları aldık. Reformları geçirerek önlerinde bahane bırakmadık. AB, Türkiye'ye müzakere tarihi vermek zorunda kaldı. Bundan sonraki süreçte de eğer Türkiye'nin AB'ye tam üyelik sürecinin hızlanmasını istiyorsak, mecliste yine hep birlikte çalışmak durumundayız. Biz muhalefetle işbirliği yapmak konusunda kararlıyız. Ümit ediyorum ki önümüzdeki dönemde Türkiye'nin huzuru için, kalkınması için, daha aydınlık, daha çağdaş yarınlara kavuşabilmesi için mecliste hep birlikte yine reform yasalarını beraber geçirebiliriz.''

 

"Siyasi ambargolar, vetolar..."

AB müzakere sürecinde Türkiye'nin önünde açabileceği çok fazla fasıl olmadığını belirtten
Bağış, bazı fasılların üzerinde bazı ülkelerin koyduğu siyasi ambargolar, vetolar bulunduğunu ifade ederek, şöyle devam etti: ''Siyasi engellemelerin olmadığı fasıllardan bir tanesi sosyal politikalar ve istihdamdır. Bu faslın açılış kriterlerinden biri sendikalar yasasının değişmesidir. Bugün Türkiye'deki sendika yasası, çalışma, koşulları Avrupa standartlarının çok gerisindedir, ama sendika yasası ne işçimizin hakkını korumaktadır ne işveren açısından çok güvence vericidir. Değiştirirken iki tarafın da kazanımları olabileceği gibi iki tarafından özveride bulunması gerekir. Biz geçtiğimiz dönem sosyal politikalar faslını açmak için bir girişim başlattık. O zaman ki Çalışma Bakanımız Faruk Çelik Bey ile birlikte bir toplantı da düzenledik. Toplantıya gecenin geç saatlerinde Rıfat Bey ve Mustafa Bey dediler ki (Türkiye hassas bir ekonomik dönemden geçiyor. Küresel bir ekonomik hassasiyet içerisindeyiz. Şimdi buna ellemeyin çünkü, aramızda anlaşamadığımız konular var.) Biz meclisten kanun geçirebilirdik, ama Türkiye'nin çıkarları, bizim işçimizin çıkarları, AB sürecimizin önündedir dedik ve kendilerinin taleplerine cevaben o faslı bir kenara koyduk.''

"Sendika yasası için ortak noktada buluşun"

Türkiye'nin ve dünyanın bu krizi yavaş yavaş geride bıraktığını dile getiren Bağış, şunları kaydetti: ''Ben buradan bir çağrıda bulunmak istiyorum, işverenlerimiz ve işçi liderlerimiz otursunlar, artık Avrupa standartlarında bir sendika yasası için ortak bir noktada buluşsunlar. Ama, iki tarafında özveride bulunması lazım. Eğer biz gerçekten Türkiye'de işçilerimize Avrupa standartlarında grev ve lokavt hakkı istiyorsak, o zaman Avrupa'da olmayan check off'tan da kıdem tazminatından da vazgeçmemiz gerekebileceğini düşünmemiz gerekir. Eğer işverenlerimiz Avrupa'daki işverenler gibi bir takım güvenceler istiyorlarsa onlara da sendikalarımızın bir takım anlayışları göstermesi gerekir. Ben inanıyorum ki ortak bir irade koyarlarsa bu iş bugün de çözülür ve bu dönem içerisinde ilk fırsatta bu konuda bir noktaya varmamızın zamanı geldi diye düşünüyorum. Gerçekten AB'yi istiyorsak bu konularda hepimiz biraz özveride bulunmaya, elimizi taşın altına koymaya hazır olmalıyız.''

AB sürecini arabanın modelini değiştirmeye benzettiğini dile getiren Bağış, ''Eğer 1980 model külüstür bir arabanız varsa ve son model, yeni, dinamik, hızlı bir arabaya binmek istiyorsanız, (Benim eski arabamın direksiyonunun bende hatırası var, buna monte edebilir miyiz?) derseniz yapamayız. Eski geleneklerimizden, eski alışkanlıklarımızdan vazgeçebilmemiz lazım'' dedi.

Bağış, bu dönem açmayı düşündükleri fasıllardan birinin de çevre faslı olduğunu belirterek, şöyle devam etti: ''Eğer biz gerçekten çevre faslını açmak istiyorsak ki üzerinde çalışıyoruz. Çevre Bakanlığımız 1400 sayfalık bir eylem planı hazırladı. Bunun üzerinde Avrupalı yetkililerin, Avrupa standartları ile karşılaştırmalarından sonra ikinci taslağı da Avrupa Komisyonuna bugün itibariyle sunmuş bulunmaktayız. O zaman Türkiye'de normalde dünya standartlarında sadece kırsal kesimlerde kullanılan, kırsal motorin olarak bilinen yakıtı şehir merkezlerinde toplu araçlarda kullanmamazı gerektirir. Belki bir takım maliyetler artacak, ama çocuklarımızın hasta olma ihtimallerini azaltacağız, bizlerin hasta olma ihtimallerini azaltacağız. Daha temiz su içeceğiz, daha temiz hava teneffüs etmeye başlayacağız, daha demiz denizlerde yüzeceğiz. Bu konularda sürecin kolay olmadığının farkındayız, ama doğru bir süreç olduğunu da görüyoruz. Çünkü, bu süreci geçirmiş olan ülkelerin hepsinin ekonomik olarak müreffeh, demokratik olarak da yüksek standartlara kavuşmuş olduklarını görüyoruz.''
 

"Yargı reformunu önemsiyoruz"

Bu çerçevede yargı reformunu çok önemsediğine dikkati çeken Bağış, şunları anlattı:
''Önümüzdeki dönemde inşallah Türkiye'ye yakışır bir yargı reformu stratejisi oluşturmak durumundayız. Hukukun üstünlüğü gerçekten çok önemli ve AB Genel Sekreterliğinin yeni teşkilat yasası ile yeni bir AB hukuk birimi kuruyoruz. Belki de devlette ilk defa, sadece AB hukuku üzerine uzmanlaşan ayrı bir dairemiz olacak. Ulaşım sektöründe yaşanan sıkıntılar gibi konularda çalışacak ve Türkiye'nin tezlerini hukuki boyutta tartışmaya açabilecek yeni argümanları kazanmamızı sağlayacak bu daire. Ümit ediyorum ki önemli bir kazanım elde edecektir, ama AB standartlarında hukuku kullanırken, Türkiye'nin standartlarındaki hukuku da önemsememiz gerektiğine inanıyorum. Türkiye'de artık hukuk yatırımların önünde bir engel değil, yatırımların güvencesi olmak durumundadır. Hukuk özelleştirme projelerini engelleyen değil, teşvik eden güvence altına alan bir kurum haline gelmelidir. Bu konuda da yine hep beraber el ele vermeliyiz, çalışmalıyız diye düşünüyorum.''
 

Demokratik açılım çalışması

Bağış, hukuk kuralları içerisinde, Türkiye'deki bütün legal kuruluşlarla, siyasi partilerle, odalarla, düşünce kuruluşları ile el ele vererek, yeni bir demokratik açılım üzerinde durulduğunu anlattı. Kimilerinin bunu AB zorlaması olduğunu söylediklerini belirten Bağış, şunları anlattı: ''Bunu ben komik buluyorum. Bu Türkiye'nin kendi huzuru, barışı için çok önemli bir süreçtir. Aynı zamanda Türkiye'de terörü kendisine rant kapısı yapmış bir takım insanların, bir takım çevrelerin o rantını yitirmek adına da çok önemli bir süreçtir. Bu sürecin sonunda inşallah Türkiye'de hiç kimse birtakım değerlerin arkasına saklanarak, insanların ırkını, etnik kökenini, dilini, inançlarını, kullanarak başkalarını istismar edememelidir diye düşünüyorum. Zor günde nasıl kenetlenebiliyorsak, iyi günümüzde de kenetlenebileceğimizi göstermenin vakti gelmiştir diye düşünüyorum. Bu çerçevede hiç kimsenin bizim düşüncelerimizi yönlendirme hakkı yoktur diye düşünüyorum. Türkiye'de artık hepimizin kardeş olduğumuzu, hepimizin ortak yarınlarda daha çağdaş bir ülkede, yüksek standartlarda yaşayabilmenin ortak hakkı olduğu inancıyla bu sorunların üstesinden gelebileceğimizi ümit ediyorum. Türkiye'deki herkesi bu sürece katkıda bulunmaya davet ediyorum.''

"Davos duruşuyla müzakereleri yürüteceğiz"

Bağış, bunu hükümet olarak önemsediklerini ifade ederek, ''Biz siyasi çizgileri korkutmak olanlarla hemfikir değiliz. Biz korkmuyoruz, insanlarımızın, halkımızın da korkmasını istemiyoruz. Biz yarınlara umutla yaklaşmak istiyoruz, korkuyla yaklaşmak istemiyoruz ve korkuyla yaklaştırmaya çalışanları da bu yüzden ayıplıyoruz'' dedi.

AB üyesi olan ülkelerin geçmişlerinde de buna benzer süreçlerin yaşandığını belirten Bağış, şöyle devam etti: ''Müzakerelerde tabii ki o dik duruşu sergileyeceğiz. Müzakere sürecinde Kayseri tekniği ile Kayseri vefasıyla, aynı zamanda Davos duruşuyla müzakereleri yürüteceğiz. Hiç kimse Türkiye'nin her önüne konulanı kabul edeceğini beklemesin, ama aklın yolu birdir. Türkiye'de de bir takım yanlışlıklar yapıldığını, bir takım değişikliklere ihtiyaç duyulduğunu hepimizin kabul etmesi gerekiyor. Eğer biz rahmetli Menderes 1959'da ilk başvuruyu yaptıktan sonra bu ülkede onca darbe yaşamamış olsaydık, demokrasimiz güçlü bir şekilde kök salmış olsaydı, bizim müzakere tarihi almamız 45 yıl sürmezdi. Demek ki bizim de hatalarımız var, demek ki bizim de kendi demokrasimize, kendi ekonomimize kendi insanımıza sahip çıkmamız gerekiyor. O çerçevede kararlı bir iktidarımız var, süreci çok yakından takip eden bir Cumhurbaşkanımız var, Türkiye'nin duruşu konusunda çok hassas, müzakerelerde her zaman arkamızda duran kapı gibi bir Başbakanımız var, Başmüzakereciyi de sizin yorumlarınıza bırakıyorum. Ama, Başmüzakerecinin arkasında da gerektiği gün destek veren, gerektiği gün eleştiren, onu takip eden sivil toplum kuruluşları var.''

Bakan Egemen Bağış, AB'nin cumhuriyetin ilanından sonraki en önemli çağdaşlaşma projesi olduğunu vurgulayarak, bu konuda ortak bir heyecanın, ortak bir paydanın da yakalandığını anlattı.

"Daha fazla riski üstlenmeye hazırız"

Eski Almanya Başbakanı Willy Brand'ın ''Eğer daha fazla demokrasi daha fazla risk ise biz o riski üstlenmeye hazırız'' sözünü anımsatan Bağış, şöyle devam etti: ''Bugün Türkiye'de de biz de daha fazla riski üstlenmeye hazırız. Çünkü bu ülkenin gerçek demokrasiye ihtiyacı vardır. Demokrasi oturtmuş ülkelerin fakir olmadığı bir tesadüf değildir. Gerçek demokratik ülkelerin her alanda ilerlemiş olmaları bir tesadüf değil, demek ki demokrasimize sahip çıktıkça, her alanda ülkemizin seviyesini artırdıkça Türkiye her alanda daha da güçlenecektir.''

Bağış, 100 bin sayfalık AB müktesebatının tek bir yerinde dahi ''imtiyazlı ortaklık'' diye bir opsiyonun olmadığını ifade ederek, şunları söyledi: ''Olmayan bir şeyi bizim burada tartışmamız birilerini ekmeğine yağ sürmekten başka bir şey değildir. Türkiye'nin tek hedefi vardır tam üyeliktir. Avrupa'nın bugün karşı karşıya kaldığı sorunlara baktığınız zaman, Türkiyesiz bu sorunları çözebilme ihtimali yoktur. Bizim AB'ye olan ihtiyacımız, AB'nin bize olan ihtiyacından azdır. Biz yeter ki kendi gücümüzün farkında olalım. Bakın Fransa'nın önde gelen firmalarından Renault 2008 yılında dünyada sadece Türkiye'de ve Romanya'da kar edebilmiştir. Diğer bütün tesisleri zarar etmiştir. Avrupa'da, Amerika'da dünyanın dört bir yanında bankacılık sektörü patır patır dökülürken, iflas ederken Türkiye'de tek bir banka bırakın zarar etmeyi hepsi kar etmiştir."