Ahmet Altan'ın iddiaları çürütüldü

Balyoz davasında yargılanan emekli Tümamiral Dr. Deniz Kutluk, Ahmet Altan’ın “Telaşa düştüğünü” öne sürdü ve avukatı Hüseyin Ersöz’ün açıklamasını gönderdi.

04 Mart 2015 Çarşamba, 22:41
Abone Ol google-news

Gazeteci Mehmet Baransu’nun tutuklanması üzerine, Ahmet Altan’ın yazdığı “Ben buradayım, benimle konuşun” yazısına tepkiler sürüyor. Dün de Balyoz davasında yargılanan emekli Tümamiral Dr. Deniz Kutluk, Ahmet Altan’ın “Telaşa düştüğünü” öne sürdü ve avukatı Hüseyin Ersöz’ün alttaki açıklamasını gönderdi. Avukat Hüseyin Ersöz’ün açıklaması şöyle:

BALYOZ DOKÜMANI GİZLİ BELGE Mİ?

Ahmet Altan, “Balyoz Planları devletin gizli kalması gereken bilgisi mi?” diye sormuş.

Sorunun mantığı “Darbe planı nasıl gizli olur?”

Cevabı basit: Hayır gizli değil.

Çünkü “sahte bir doküman” gizli olmaz.

Mehmet Baransu’nun suçlandığı “gizli belgelerin”, Balyoz Davası ile bir ilgisi yok.

Balyoz dokümanlarının hepsi imzasız, sahte dijital dokümanlar iken “gizli belgeler” imzalı ve gerçek.

Bunlardan en önemlisi “Egemen Harekât Planı.”

Bu “plan” Yunanistan’la karşılıklı yaşanacak bir askeri hareketlilik durumunda ordunun harekât tarzını konu alıyor.

Ancak bu bilgilerin Yunanistan Genelkurmayı’nın eline geçtiği ve kendi planlarını bu bilgiler ışığında güncelledikleri basına yansımış bir konu.

Şimdi biz soralım Ahmet Altan’a: “Gerçek belgeleri gördünüz mü? Okudunuz mu? Savcılığa teslim ettiniz mi? Bu bilgiler nasıl açık kaynaklarda dahi tartışılır duruma geldi?”

SAHTE BELGE DONANMA MERKEZİ’NDE NE ARIYORDU?

Ahmet Altan sormuş biz de cevaplandıralım.

Donanma Komutanlığı İstihbarat Şubesi’nde yapılan aramada Balyoz dokümanları çıkmış.

Madem belgeler sahteymiş neden Genelkurmay Başkanlığı açıklama yapmamış.

Bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir yorum daha...

Açıklayalım:

Sahte Balyoz Dokümanları, Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü’nün zeminindeki bir harddiskte kayıtlı olarak bulundu.

Kısacası yine imzasızdı.

Askeri bilirkişiler, TÜBİTAK uzmanları ve son olarak İTÜ öğretim üyeleri, bu (içeriğinde darbe iddialarının serpiştirildiği) dokümanların hepsinin, bulunmuş olan harddisk normal kullanımından kalktıktan sonra (hurda işlemi görmekteyken) başka bir bilgisayardan yüklendiği tespitini yaptı.

Bu konuda Donanma Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma var.

Genelkurmay Başkanlığı’nın da Balyoz, Oraj ve Suga’nın “askeri evrak olmadığı” yönünde açıklamaları da mevcut.

Şimdi biz soralım Ahmet Altan’a: “Askeri savcılığın soruşturmasından haberiniz var mı? Genelkurmay açıklamalarını duymadınız mı? Askeri bilirkişiler, TÜBİTAK uzmanları ve İTÜ öğretim üyelerinin bilirkişi raporlarını okumadınız mı?”

ENGİN ALAN’IN SEMİNERDEKİ KONUŞMASINI NE YAPACAĞIZ?

Ahmet Altan, 1. Ordu Komutanlığı seminerinde yapılan bir konuşmayı gündeme getirmiş ve darbe planının kanıtı saymış.

Öncelikle düzeltelim o konuşma Engin Alan’ın değil, başka birinin.

Üç güne yayılan seminerde tartışılan ana konu dış tehdit.

Ancak senaryoda, dış tehditle mücadele ederken cephe gerisinde yaşanan bir “ayaklanma” kısacası “iç tehdit” de konuşuluyor.

Kullanılan ifadeleri eleştirebilirsiniz. Bu eleştirilerinize ben de katılırım ama bunu dokümanların sahteliğinin karşısına koyacağınız bir argüman olarak lanse edemezseniz.

Ederseniz, sahte dokümanları gerçek olarak kabul ediyorsunuz demektir ki bu da akla ve bilime ters düşmek pahasına bilinç altınızdaki askerlere olan önyargının kâğıda dökülmesi sonucu olarak yorumlanır.

Şimdi biz soralım Ahmet Altan’a: “Açıklamanızda değindiğiniz konuşmayı Engin Alan’ın yapmadığını bilmiyor musunuz?

Onlarca bilimsel mütalaa ve bilirkişi raporuna karşın Balyoz Harekât Planı’nın gerçek olduğunu mu düşünüyorsunuz?”

SORUŞTURMA SÜRÜYOR

Savcılığın sahte belgelere ilişkin soruşturmasını sürdürdüğü anlaşılıyor.

Mehmet Baransu’ya “sahte belgeleri kimden aldığı” konusundaki soru da bunu gösteriyor.

Ahmet Altan’ın cevaplandırması gereken asıl sorular şunlar: Yüzlerce kişinin tutuklanması sonucunu doğuran, gerçek gizli belgelerinin etrafa saçıldığı bir faaliyet gazetecilikle açıklanabilir mi?

Sahtecilikler mahkeme tarafından yapılan incelemelerle ortaya konulmuşken “kaynağımı açıklayamam” gerekçesinin arkasına saklanabilinir mi?

Eğer sahte belgeleri teslim eden “şahsın ismi açıklanmıyorsa” bu, suçluyu kayırmak değil midir?

Bu dakikadan itibaren gazeteci - haber kaynağı ilişkisi kalmış mıdır?

Ahmet Altan bu soruşturma kapsamında savcı tarafından dinlenir ya da dinlenmez, bu beni ilgilendirmiyor.

Beni ilgilendiren bir gazetecinin doğruluğunu araştırmadan ve teyit etmeden sahte dokümanları gerçek kabul edip yayınlaması.

Bunun da ötesinde, her sahtecilik tespitine bir kılıf bulma telaşına düşmesi.

Bunun adı gazetecilikse eğer basın etik ilkelerini tamamen kaldıralım olsun bitsin.

GAZETECİLİĞİ YENİDEN Mİ TANIMLAYACAĞIZ?

Gazetecinin herkesten bilgi ve belge alması kadar doğal bir şey olmaz. Haber kaynağının kim olduğu önemli değildir. Bazen bir kamu görevlisi, bazen de yasadışı örgüt üyesi olabilir bu kişi. Haberde asıl olan, bilginin doğrulanabilirliği ve kamu yararıdır. Bu yüzden basın özgürlüğü, kaynağını açıklamama hakkını da kapsar. Ancak, haber kaynağı, başka kişilerin telafisi mümkün olmayacak şekilde mağduriyetine neden olmuşsa artık kamu yararından bahsetmek mümkün değildir.

Bireylerin uğradığı zarar, kamu yararının önüne geçmiştir. Balyoz davasında yaşanan tam olarak budur.

Artık, basın özgürlüğünün sağladığı güvencelerden yararlanmanız mümkün olmaz.

Gazetecinin işi suçluyu kayırmak değildir. Hukuk devletlerinde hiç kimseye böyle bir güvence tanınmaz, tanınamaz.

TELAŞA DÜŞTÜ

Balyoz davası sanıklarından Emekli Tümamiral Dr. A. Deniz Kutluk ise şöyle dedi: “Bu açıklama Balyoz davasını ‘habercilik’ adı altında önce basında kamuoyunun olayları yanlış algılamasının bir aracı yapan ‘gazetecilik’ yönetiminin şimdi silah olarak kullanmaya kalktıkları ‘hukuk mekanizmasının’ kendilerini sorgulamaya başladıklarında içlerine düştükleri telaş olarak anlaşılması gerekmektedir. Bu dava yeniden ve usulünce görülüyor. Ceza yargılaması hukuku kapsamında da tamamlanacaktır. Ancak bu davayı basın özgürlüklerini kullanarak yaratmış olanların maddi gerçekler ortaya çıktıkça ona tahammül edemedikleri ve kendi sabit fikirlerini, adeta davanın hem ihbarcısı, hem sorgulayanı, hem de kovuşturanı olarak görüp kendi önyargılarını basın yoluyla pazarlamaya devam ettikleri izlenmektedir. Cumhuriyet gazetesi saygın geçmişi, duyarlı ve düşünen okuyucuları adına bu işleme alet olmamalıdır. Bu dava ile ilgili son dört yılda yazılmış 53 kitap Ahmet Bey’in yanıltıcı beyanlarına yukarıda özetle Sayın Ersöz tarafından yanıtlanandan çok daha ayrıntısını ortaya koymuştur. Bilgi edinmeden fikir edinmiş olanların aydınlatılmasında onların yararlı olacağını belirtmekle yetinmek isterim.”

Ahmet Şık'tan, Altan'a yanıt: Hepinizin eline kan bulaştı

Ahmet Altan’a tepki yağdı