"AKP, Türkiye'de Türk olmaktan utanıyor"

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, AKP Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı'nın, "Türklük ifadesi Anayasa'dan çıkarılmalıdır" sözlerini anımsatarak, AKP'ye, "Sen kendini ne zannediyorsun?" diyerek sert çıktı.

08 Aralık 2009 Salı, 12:49
Abone Ol google-news

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, son PKK saldırıları ve dün Tokat ilinde 7 askerin şehit edilmesiyle sonuçlanan saldırıya değinirken, Hükümetin açılıma devam etmesini "hıyanet" olarak değerlendirdi. Baykal, "Büyük kaygılar yaşarken, Tokat'ta bir tuzak 7 askeri şehit eden bir saldırı. Türkiye'de gerçekleri görmeyen insanların gözüne gerçekleri dayatmaya başladı. Bu süreçten sonra bu yola devam etmek. Gaflet ve delalet olarak çıkmakta, Mustafa Kemal'in dediği gibi bir 'hiyanete' dönmek üzeredir. Türkiye'de yaşanan bu olayları hazmetmek kabul edilebilir değildir" dedi.

Baykal, Meclis'te CHP Grup toplantısında yaptığı konuşmada, son PKK saldırılarını değerlendirdi. Baykal, Türkiye'nin çok büyük bir tehditle karşı karşıya olduğunu belirterek, ülkenin tarihin en vahim sıkıntılarını yaşadığını söyledi. Bu sıkıntıların yaşanan ekonomik sorunları da önüne geçtiğini kaydeden Baykal, "İnsanların devletine, hukukuna güvenerek onurlu başı dik yaşama hakkının yavaş yavaş ortadan kalktığını görüyoruz. Türkiye derin bir ayrışmaya gidiyor. Türkiye kendi kendisinden kaygı duyar bir kuruma sürükleniyor. Bunun altında Türkiye'yi bir süreden beri çok tehlikeli istikamete sokmuş olan iktidarın anlayışı yatmaktadır" dedi.

Baykal, AKP Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı'nın, "Türklük ifadesi Anayasa'dan çıkarılmalıdır" sözlerini anımsatarak, AKP'ye, "Sen kendini ne zannediyorsun?" diyerek sert çıktı. Baykal şöyle dedi: "Geçen bir hanımefendi, AKP Grup Başkanvekili 'Türk milleti' sözünü 'anayasadan çıkarırız' Nasıl çıkaracaksın bir gör bakalım? Bunlar kendini ne sanıyor? Başka ülkelerin anayasasında millet adları kaç kere geçiyor bir bak bakalım. Alman anayasası, Fransızlar, 'Fransız'olmaktan utanmıyor. Ama AKP Türkiye'de Türk olmaktan utanıyor... Bu niteleme tarihin içerisinden gelmiş, geneli kabule mazhar olmuş. Tarihin bu gelişimini sahiplenerek gelen bir tanım. Bu tanımın arkasında başka bir anlam aramak ırkçılığın kendisidir... Hepimiz bu milletin parçasıdır. Yanlış iktidarın yanlışıdır. Ortadan kaldırılması gereken iktidarın kendisidir. Ne cambazlıklar yapılıyordur? Hazmettire hazmettire kabul ettirecekler Serap'ın arkasından 7 şehidin arkasından bütün Türkiye yaş döküyor."

 

"Açılım başka açılım"

Baykal, Hükümetin başlattığı, "Demokratik Açılımın" gerçekte farklı bir açılım anlamı taşıdığını öne sürerek şöyle dedi:
"Bu açılım gerçeklerin halka söylendiği bir açılım olarak gerçekleşmemiştir. Böyle bir politika dayatılmaktadır. Türkiye'de sorumsuzluk ülkemizin her yanına yayılmaya başlamıştır. Herkesin maruz kalacağı can tehlikesi yaşanmaya başlamıştır. Sokak hukukun dışına çıkmaya başladı. Devlet, hukuk iktidar aciz kaldı. Demokratik açılım, gizli saklı gölgeli gerçek hedefi bir türlü ifade edilmeyen, hazmettire hazmettire içeriğinin ne olduğu bu işin sahipleri tarafından dahi açıklanamayan bir politikaya dayanıyor. Bu politikadan giderek artan huzursuzluk, şiddet silah hemen herkesin can tehdidiyle karşı karşıya. Devletin güvenlik güçleri bu durum karşısında aciz kalmıştır. Bu tablo hepimizi kaygılandırıyor, ortaya çıkan her ölüm vahim sonuçlar ortaya çıkarabilir."

Baykal, bu olayların kendilerini kaygılandırmaya devam ederken, buna engel olmak lazım derken, bu olayların, gittikçe yaygınlaşması çok daha büyük kaygılar ortaya çıktığını anlattı.

"Madımak gibi mi olacak derken Serap öldü"

Artık, sivil hedeflerin seçildiğine işaret eden Deniz Baykal, "Sivil hedefler iş yerleri seçilmeye başladı. İşyerlerine saldırı kendisini gösterdi. Evlere saldırı kendisini gösterdi. Minibüsler otobüsler yakılmaya başlandı. Cankurtaranlar yakılmaya başlandı. Araçlar yakılmaya başlandı. Öğretmen evleri sarıldı. Panik korku 'madımak gibi olacak mı?' derken, maalesef bir çocuk öldü. Maalesef Serap Eser yandı, kurtulamadı. Evladımız bir hain saldırının esiri oldu" diye konuştu.

7 askerin şehit olması

Baykal, dün Tokat ilinde 7 askerin şehit edilmesiyle sonuçlanan saldırıya değinirken, Hükümetin açılıma devam etmesini, Mustafa Kemal Atatürk'ün, "Hıyanet olur" sözleriyle değerlendirdi. Baykal şöyle dedi:
"Bu acılar derken, Tokat'ta bir tuzak 7 askeri şehit eden bir saldırı. Türkiye'de gerçekleri görmeyen insanların gözüne gerçekleri dayatmaya başladı. Bu süreçten sonra bu yola devam etmek. Gaflet ve delalet olarak çıkmakta, Mustafa Kemal'in dediği gibi bir hıyanete dönmek üzeredir. Türkiye'de yaşanan bu olayları hazmetmek kabul edilebilir değildir. Bu açılım durduk yerden tarihi bir fırsat olarak ifade edildi.Sayın Cumhurbaşkanı, 'hiçbir can ve mal kaybı yaşamadan Türkiye'yi bu terör belasından kurtarmanın' mümkün olduğunu söyledi. Bunların üzerinde daha bir kaç ay geçti. Durum ortada. Bu duruma gelmemizin sorumluluğu bu tarihi fırsatı açıklayanların omzuna değil midir? Biz bir anlatın dedik. Ne dediklerini sorduk... İncelenebilir tahkik edilebilir bir model dinlemedik. 'O da var bu da var' dediler. Gemilerine binmek istemedik. Rotasını bilinmeyen gemiye binmek istemeyiz dedik."

"Bu sürecin arkasında AKP-PKK işbirliği var"

Demokratik açılım sürecinin arkasında bir AKP-PKK işbirliğinin yattığını öne süren Baykal, Habur Sınır Kapısı'nda PKK'linin Türkiye'ye geliş şeklini bir kez daha dile getirerek, AKP iktidarına sert suçlamalar getirdi.
Baykal, "Şimdi geldiğimiz nokta açıkça ortadır. Bu politikayı ortaya atanların yeni bir durum değerlendirmesi yapması gerekir. 'Nerde neden yanlış ' yaptıklarını müzakere etmelidirler. 'Tarihi fırsat çözüyoruz ' diye Türkiye'yi ayağa kaldırıp ardından birkaç ay sonra, can güvenliği ortadan kalkmaya başlamış vatandaşlar arasında kuşkuya şüpheye dönüşmeye başlanmış bir Türkiye ortamına gelmiş olmamız, acaba, Türkiye tarihi bir fırsat içinde yola çıkmayı önerenlerin omzunda değil midir" dedi.

Bunlar ortaya atılırken, "CHP olarak bir dakika hele durun bakalım" dediklerini hatırlatan Baykal, "Nasıl bir sonuç ortaya çıkacak, Sonra ne oldu sürpriz bir şekilde Habur'da Türkiye'nin İçişleri bakanlığının müsteşarları, genel müdürleri valisi bir süre sonra savcı ve hakimleri orada hazır bekliyorlar kime bekliyor. Kandilden gelen misafirleri bekliyorlar" diye konuştu.

Baykal, Hükümete "Kandilden gelenler kimin talimatıyla geldiler?" diye sorarak konuşmasına şöyle devam etti:
" İmralı'nın Öcalan'ın talimatıyla geldiler.,İçişleri bakanlığı yetkilileri,ı valiler, kaymakamlar, kimlin talimatıyla gittiler. Sınırda teslim olan teröristler, 'Apo'nun talimatı ile geldik' dediler. Savıcısı, hakimi kim gönderdi. Devlet olarak sen muhatap oldun. Bunlar silahı bırakalım demek için mi geldiler? 'Biz buraya barış elçisi' diye geldiler. Madem öyle silah niye var? AKP, PKK ile silah bırakmadığı halde müzakere ediyor. PKK belki hedefini projesini değiştirdi. Ortaya çıkan bir temel gerçek şudur. Talimatla o insanları buraya göndermiştir. O insanlar PKK'dan koparak mı geldiler, 'silahlı mücadeleyi bırakıyoruz' diye mi geldiler, ne demişlerdir; 'biz buraya Öcalan'ın talimatıyla geldik."

"PKK hedefini projesini değiştirmiştir"

Baykal, "PKK kendisini kapatacak mı? Hayır, PKK silaha devam edecek. PKK silahı bırakmadığı halde, AKP PKK' ile müzakere ediyor, olabilir. PKK projesini mi değiştirmiştir?, PKK hedefini değiştirmiştir. Çıkma kararını almıştır" iddialarını yineleyerek, "Dağdan inerek sanki dağda mücadeleden vazgeçtiler anlamına gelmemiştir. Bu olaylarla bunun silah bırakmak olmadığı ortadadır. Bu dönemlerin hiçbirisinde hiçbir devlet onlar silahı bırakmayı net kabul etmeden müzakere etmemişlerdir. İlk kez Türkiye'de AKP, bir elinde kaleşnikof olanlarla müzakereye başlamıştır teröristle. PKK projesini yapamamıştır. Ayrışmayı becerememiştir. Çünkü; Türkiye'de yaşayan insanların, Kürtlerin ezici çoğunluğu ayrışma istemiyor" diye konuştu.

AKP'nin bu süreçte hata üstüne hatalar yaptığını öne süren Baykal, "AKP sanki Kürtlerin temsilcisi PKK imiş gibi bir politikanın içerisine girdi. AKP geldiğimiz noktada paniktedir. AKP umutla bu istikamete PKK projesini değişmediğini bile bile girmiştir. AKP ucu açık demiştir. Sen kafandan neler geçiriyorsan, uzlaşırız demiştir.. Bu aşamada Anayasa değişikliği talep edilmiştir. Burada temel anlayış Türk milleti anlayışını kaldırmaktadır" dedi.

 

"Başbakan'ın da hesap vereceği o özlemin içersinideyiz"

Baykal, Meclis'te partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Ergenekon Davası süreci ile ilgili gelişmeleri değerlendirdi. Emekli üç kuvvet komutanının dava ile ilgili ifadeye çağrıldıklarını ardından da serbest bırakıldıklarını anlatan Baykal, bu süreçte kim olursa olsun hukuka saygılı davrandığını belirtti.

Hukukun da hiç şüphesiz işleyeceğini kaydeden Baykal, Türkiye'de insanların, belge ile iddianame ile mahkum edildiğini, davaların yıllarca sürdüğüne dikkat çekti. Baykal, "İnsanlar içerde aylarca yıllarca bu süreci beklemektedir. Daha sonra aklansan da aklanmasan da yargı gerçeği göremez hale gelmiştir" dedi.

Baykal, Ergenekon Davası kapsamında emekli komutanların Cumhuriyet Savcılığı'na verdikleri ifadeleri de değerlendirerek, "Kimsenin parası diploması üniforması asaleti nesi varsa var herkes hesabını verecektir. Bu çerçevede 2004 yılındaki komuta kademesinin savcılığa ifade vermiş olmaları hukuk gereğidir. Bu çerçevede de hukuka saygılı davranılmıştır. Ama diğer taraftan Türkiye'de bütün bu komuta kademesi çağrılıyorsa, nasıl bir travmanın içerisindeyiz. Neyse gidildi, sohbetler yapıldı. Çaylar içildi. Serbest bırakıldılar. Delilleri karartma şüphesi yok diye kaçamayacakları için geri salındı" diye konuştu.

Komutanların ifadesinin alındıktan sonra serbest bırakıldıklarını belirten Baykal şöyle dedi:
"Daha sonra 'tekrar delil çıkarsa yeniden soruşturma açılabilir' dediler. Bu süreçte karşımıza nasıl bir durum çıkabilir nasıl bir hukuk çıkabilir? düşünün. Bütün yargı süreci insanların masumiyetini koruyan bir amaca hizmet etmeli. Komutanların ifadesi hukukun üstünlüğüne dair bir işarettir. Ama esas önemli olan başbakanların da savcının karşısına çıkıp hesap vereceği o özlemin içerisindeyiz, Komutanlar veriyor, başsavcılar veriyor. Mesela bir başsavcı kamelya yapmış ondan suçlanıyor. Bunlar yargının parçalanmış olduğunu gösteriyor. Bunlar acı ve gerçek olan olaylar, yargı ona o türlü buna bu türlü işlemeyecek. Herkese eşit muamele yapılacak."

Islak imzaya ne oldu?

Baykal, konuşmasının bir bölümünde "Islak İmza" tartışmalarına da hatırlatarak, "Türkiye bir dönem belgeyi konuşuyordu. Ne oldu? Başbakan il il nutuklar attı. Ne oldu? Türkiye'nin görevde bir albayı getirildi götürüldü. Türkiye ayağa kalktı Şimdi o belge fotokopi dediler davayı bıraktılar.4 ay sonra ıslak imzalı belge çıktı. İfadeye de hazırım dedi. Hani neden ifadesini almıyorsunuz? " değerlendirmesinde bulundu.

"Başbakan'ın kendi takdiri"

Baykal, grup toplantısının ardından gazetecilerin, Tokat'ta 7 askerin şehit olmasıyla sonuçlanan saldırının ardından, Başbakan Erdoğan'ın, "ABD gezisini yarım bırakıp Türkiye'ye dönmesi gerekir mi?" şeklindeki bir soruya, gezisine devam edip etmemenin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın takdirinde olduğunu söyledi. Tablonun ve Türkiye'nin halinin ortada olduğunu belirten Baykal, "Tarihimizin en acı dönemlerinden birisini yaşıyoruz. Böyle bir durumun ortaya çıkması doğrudan Başbakanın sorumluluğu altında gerçekleşmiştir. Başbakan, vicdanı, anlayışı eğer izin veriyorsa, elbette takdir ettiği gibi programını tanzim eder. Ama Türkiye, vatandaşlarımız, (devlet nerede, hukuk nerede, iktidar nerede, can güvenliği nerede) diye feryat ediyor. Böyle bir manzara içinde Cumhurbaşkanın ve sayın Başbakan'ın Türkiye'yi buraya getiren süreç ile ilgili bir ciddi değerlendirme yapmalarına ihtiyaç vardır. Bir durum değerlendirmesi yapılmalı. Takdir Başbakanın kendisinindir. Durum ortada. Türkiye yangın yerine dönmüş. Yani böyle bir durumda eğer vicdanı, anlayışı bunu izin veriyorsa devam edebilir. Takdir onundur" dedi.