Anayasa Mahkemesi, Şule İdil Dere davası için yapılan başvuruyu reddetti

Anayasa Mahkemesi, Kadıköy’de hafriyat kamyonunun çarpması sonucu yaşamını yitiren Şule İdil Dere’nin ailesinin yaptığı başvuruyu reddetti. Anne Nesrin Aslan, “Umudum yoktu ama kararı duyunca öfkelendim. Umut, gereksiz ve lüks olurdu zaten” diye konuştu.

17 Mayıs 2021 Pazartesi, 04:00
Anayasa Mahkemesi, Şule İdil Dere davası için yapılan başvuruyu reddetti
Abone Ol google-news

Anayasa Mahkemesi (AYM), hafriyat kamyonunun çarpması sonucu yaşamını yitiren Şule İdil Dere hakkındaki başvuruyu “yargısal yollar tüketilmeksizin yapıldığı” gerekçesiyle reddetti. Dere’nin annesi Nesrin Aslan, “Kararı duyunca umudum olmadığı halde öfkelendim. Tesadüfen yaşıyoruz. Bayram, doğum günleri gibi neşeli telaşlar çok geride kaldı. Bana uğramıyor” dedi.

Üniversite öğrencisi Şule İdil Dere (23), 12 Mayıs 2016 tarihinde İstanbul Kadıköy’deki Yoğurtçu Parkı’nda yaya-bisiklet yolunda, Kurbağalıdere’den balçık taşıyan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) ait hafriyat kamyonunun çarpması sonucu yaşamını yitirdi. Kamyon şoförü Mümin Kılıç’a “Taksirle ölümüne neden olma” suçundan 3 yıl 10 ay 20 gün hapis cezası verildi. Kararda 4 sanık beraat etti, 2 sanık da adli para cezasına çarptırıldı. Dere Ailesi karara itiraz etmişti fakat henüz sonuçlanmadı. 

Hukuk mücadelesini sürdüren anne Nesrin Aslan sorularımızı yanıtladı. 

- AYM kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kim ne yaparsa yapsın değişmeyecek olanı çok iyi biliyor, yaşıyorum. Ayrıca hukuk sürecinin ilk adımı da değil, başından beri yeterince deneyim biriktiği için umut gereksiz ve lüks olurdu zaten. “Herkes aklı ne kadar eriyorsa ve kendine nasıl yakıştırıyorsa öyle davranır” diye sevdiğim çokça kullandığım bir söz var. Anayasa Mahkemesi de öyle yapmış. Hukuk, adalet, vicdan genel olarak ne kadar kaldıysa o kadar bile olamamış. Her adımda koca kurumların kural çiğnemesine öfkeyle tanıklık ederek nereye kadarsa oraya kadar, vazgeçmemi kimse beklemesin. Yaşanan sadece beni ağlatmasın. Bu büyük kurumların da “ne yapıyoruz” diye ağlaması gereken bir durumdan söz ediyorum.  Çok acıklı ama gerçek bu...

- İdil olsaydı bayram nasıl geçerdi?

Bayram, doğum günleri gibi neşeli telaşlar çok geride kaldı. Bana uğramıyor. Geçen yıla kadar gençlerden bile uzak duruyordum. Şu kadardı; İdil’le aynı yaşta kızını, oğlunu evlendiren sevdiğim arkadaşlarım bana sözünü bile etmediler. Elbette onları anladım ve daha çok sevdim.

İDİL’İN SEVDİKLERİ...

- Yokluğunda neler değişti?

İlk günlerde “nasıl yaşadıysam öyle devam edecek” demiştim. Sözümü de tuttum. Biz zor yaşıyorduk ve değişmesini hiç düşünmedim bile. Canımı çok acıtacağı için değişiklik istemiyorum. Kaçamadığım değişiklikler de oldu tabii. Tam bir yıl sonra bu süreç boyunca kahrımı çeken arkadaşım Aydoğan, karşı dairesi boşalınca “artık yeter” diye belediye aracıyla evimi taşıdı. Can acıtması konusunda haklıymışım meğer. Eve alışamıyorum. Artık “Yenir” diye yemek yapmıyorum, meyve almıyorum. İdil’in sevdiği hiçbir şeyi yiyemiyorum, yapamıyorum. Örneğin denize giremiyorum. Zorunlu olan dışında para harcamıyorum ve artık böyle olacağını hissettiğim için kendimi de zorlamıyorum. Mutfağımda uydurduğum hızlı şeyler geliştirdim. Kısaca hiçbir şey eskisi gibi değil ve olmayacak.

- Mücadelenize, tanık olduk. Adaletin yerini bulacağına inanıyor musunuz?

Bu olan biteni yaşayan bir yurttaş neye inanırsa ona inanıyorum. “Sürmekte olan bir davayla ilgili” konuşacak da değilim ama kısaca ve gönül rahatlığı ile şunu söylemek isterim: Bu konuda kurallara uygun davranmak bize düştü. Biz başından itibaren her evresinde öyle yaptık, yapıyoruz. Uymayanı da uyarıyor, uymaya davet ediyoruz. Böyle de sürecektir.