Ayrılık zamanı...

Hüzünlü olur ayrılıklar. Bazı ayrılıklarda tekrar buluşma olasılığı olsa bile yüreği daralır insanın. Hele “Elveda” demek yürek yakar. İnsani bir duygudur kısacası ayrılığın hüznünü yaşamak. Elbette insanın sevdiklerinden ayrılırken yaşadığı duygudan söz ediyorum. Ama bazen kurtuluş da olabilir.

12 Eylül 2021 Pazar, 04:00
Ayrılık zamanı...
Abone Ol google-news

Başbakan Stefan Löfven, kasım ayında yapılacak parti kongresinde liderlikten ayrılacak. Yerine Maliye Bakanı Magdelena Andersson’un geçmesi bekleniyor. Ne fark eder. Sanayi ve ekonıomiden sorumlu bakan İbrahim Baylan da ayrılacağını açıkladı. Politikayı da bırakacakmış. İnsanın mutluluğu için uğraşmayan insanların ayrılığına üzülmenin manası yok. Neyse, niyetim insani ilişkilerden söz etmek değil. Eşyalardan ayrılmanın hüznünü yaşadığımdan söze öyle girdim. Aslında eşya demek de doğru değil. Duvarları dolduran kitaplardan ayırıyorlar beni. Derdim o.

 “Bu evde kitaplar yaşıyor, bize yer yok”, “Baba raflarda yer kalmamış, hiç değilse bazılarını at”, “Abi artık dijitale geç”. Sanki modası geçmiş sandalyeleri atmam isteniyor. Ne zamandır direniyorum. Adaletsiz sistemin bizi dar alanlarda yaşamak zorunda bırakmasından söz ediyorum. Engin toprakları olmasına rağmen, cimri konut politikasına boyun eğmemizin sistemi kabullenmemiz anlamına geleceğini anlatıyorum. Çevremdekileri isyana teşvik edip, teşebbüse davet ediyorum ama, nafile. Karşımdakilerin gözleri, yatağında “Yedi başlı canavar” hikâyesini dinlerken uyku ile uyanıklık arasında gidip gelen çocuğun gözlerini hatırlatıyor. “Anlat, anlat” der gibi bakıyorlar. Ne yaparsınız, çaresizlikten baskılara boyun eğdim. Hiç değilse çok uzun süre mücadele ettim. Buna “Şerefli yenilgi” dememe izin verirsiniz kanımca. Ne de olsa “Şerefli bir yenilgi de galibiyet kadar değerlidir” denir.

PEKİ, NEREDEN BAŞLAMALI?     

Kitap rafı, elma tezgâhı değil ki. Her birinin ayrı bir özelliği, lezzeti var. Elmanın al kırmızısıyla, pembesi arasında pek fark yoktur ama kitap öyle mi? Şiir kitabı ayrı bir lezzet, roman başka bir dünya, inceleme kitabı başka bir değerdir. Hangisine kıyıp çöp odasına götürmek üzere hazırladığım kâğıt torbalara koyacağım? En iyisi belki de araştırma, inceleme kitaplarına göz atmakla başlamak. 

Galiba doğru düşündüm. Ne kadar çok Avrupa ve AB ile ilgili kitap varmış meğer. AB Sözlüğü bile var. İsveç hakkında da öyle. Hele sosyal demokrasi kitapları. Tarihi, yakın geçmişi, bugünü, gelecek tasarımları. Moda olduğu zamanlarda önüne gelen yazmış. Çok kültürlülük ne kadar modaydı yakın geçmişte. Şu sıralar dil yakıyor gibi. Irkçılık üzerine çok yazılmış. Türkiye hakkında da bir hayli kitap görüyorum. Ne yapmalı? Hangisine kıymalı?

Büyük bir hayal kırıklığı olan AB’den başlamalı belki de. İdeale yakın bir toplum olan İsveç’i bu hale getiren AB’den bundan sonra hayır gelmeyeceği belli. Her alanda rekabet buyruğunda bulundu. İsveç’te sağlık hizmetleri çöktü. Eğitim o yüzden dejenere oldu. Konut piyasasında kamu şirketlerini cılızlaştırdılar. Yeni binalardaki dairelerin kirası astronomik rakamlara fırladı. Orta gelirliler için yeni konut edinmek hayal oldu. İsveç gelir dağlımında Avrupa’nın en iyisi iken, en kötüsü haline geldi. Öyleyse bize AB hayali şırıngalayan bütün kitapları çöpe atmalı. Haksız mıyım? Türkiye-Yunanistan gerginliğinde “Üyemiz olduğu için Yunanistan’ın tarafındayız” dediler. Demek ki adalet terazisi olmayan bir Avrupa’ymış. Tamamdır. AB kitapları çöpe. Irkçılık incelemeleri kalsın. Yıllar önce yazılan kitaplarda ırkçılığın nasıl hortlamakta olduğu anlatılıyordu. Herkes gördü sadece politikacılar görmedi. Ya da gördüler de aldırmadılar. Asıl iktidar ekonomiyi ellerinde tutanlarda olunca politikacı sınıfı çaresiz kalıyor. Onlara “gönüllü çaresizler” demek daha doğru. Çünkü besbelli ki onların dünyalar “kıyak emeklilik” kadar küçük. 

SOSYAL DEMOKRASİ KİTAPLARI

Bir daha geleceğini sanmıyorum. Küreselciler, sosyal demokrat partilerin üzerinden silindir gibi geçtiler. Willy Brandt, Bruno Kreisky, Olof Palme gitti, sosyal demokrasi bitti. Olof Palme’nin öldürülüşü de muhtemelen sosyal demokrasinin bitirilme kararıyla ilintili. Sonra giderek yükselen Davos çağı başladı. 30 yılda Great Reset (Büyük sıfırlama) eşiğine getirdiler. Dönüş yok, belli. Sosyal demokrat partilere müzelik gözüyle bakabiliriz. 

Peki, bu kitapları ne yapayım? Çocuklarımın ileride merak edip okuyacaklarını hiç sanmıyorum. Telefon okuma çağında kitaplara kim bakacak. Şimdi hiç yok ama geçmişte sosyal demokrat partilerin saygı duyulacak işleri var. Bugün ise saygı duyup, şapka çıkaracağımız hiçbir şey yapamıyorlar. Haaa, başbakan adayı Maliye Bakanı, emeklililere zam için bütçeden pay ayrılacağını açıkladı. Yıllardır konuşuyorlar, seçim öncesine rast getirdiler. Cüzdanıma 300 kron daha fazla girecek. Yılbaşından itibaren kolektif ulaşıma, enerjiye vs’ye gelecek zamların gelecek zammın çok üstünde olacağından eminim. Maaşa zam gelecek, fiyat artışlarından daha az etkileneceğim diye sevinmeli miyim? Böyle uyutmacalarla ömür tükettik. Sosyal demokrasi kitapları çöpe. Çöpe giden romanlardan, şiir kitaplarından söz etmek istemiyorum. Onları seçerken dijital platformlarda olanlara kıydım. Gene de onlardan ayrılmak hüzünlü oldu.

[email protected]