'Batı'nın da kendi eksenini tartışması lazım'

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Türk dış politikasının ekseninin kaydığı iddialarının ''palavra'' olduğunu ifade ederek, ''Türk milletinin rotası bin yıldır değişmemiştir, bu rotayı değiştirmeye ne kimsenin niyeti vardır, ne de değiştirmeye kimsenin gücü yeter'' diye konuştu.

15 Haziran 2010 Salı, 10:27
Abone Ol google-news

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Ege Sanayici ve İşadamları Derneği (ESİAD) ile Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfı ve Philip Morris/Sabancı'nın ortak girişimiyle 2005'te başlatılan ''Ege Fikir Önderleri AB Eğitim Programı''nın 5. yılını tamamlaması dolayısıyla İzmir Swiss Otel Grand Efes'te düzenlenen ''Avrupa Birliği'ne Katılım Müzakereleri: Bugün ve Yarın'' konulu toplantı ve panelin açılışında konuştu.

Türkiye'nin AB sürecinin dün başlamadığını, sürecin partisini İzmir'de kuran Adnan Menderes tarafından 1959'da başlatıldığını hatırlatan Bağış, sürecin başladığı 1959 tarihinden 2004'a kadar geçen süre zarfında Türkiye'nin müzakere için tarih alamadığını, bunun da gereklilikleri yerine getirmemekten kaynaklandığını kaydetti. Bağış, 2004'e uzanan zaman dilimine kadar Türkiye'nin standartlarını AB standartlarına yükselterek, üyelik için yapılması gerekenler konusunda çaba göstermediğini belirterek, ''2002-2004 arasında iktidar muhalefet el ele verip reform yasalarını kararlılıkla geçirince, yasalarımızda AB standartlarını yakalayınca, AB'yi adeta tarih vermeye mecbur bıraktık. Bugün de bir tıkanıklık varsa, çözümü reform yapmamızdır. AB'nin yolunun geçtiği bir ortam varsa, o da TBMM'nin Genel Kurulu'dur'' dedi.
 

'Eksen kayması' tartışması

Türkiye'nin ekseninin kaydığı yönündeki tartışmalara katılanların, Avrupa'nın eksenini de sorgulaması gerektiğini belirten Bağış, şöyle konuştu: ''Türk milletinin rotası bin yıldır değişmemiştir, bu rotayı değiştirmeye ne kimsenin niyeti vardır, ne de değiştirmeye kimsenin gücü yeter. Zamanında Viyana kapılarına kadar gittik, bugün de hedefimiz Brüksel. Barış için, demokrasi için, bir barış projesi olan AB'nin parçası olmak için. Eksen kaydığı iddiaları sadece palavra. Bu noktada, bu süreci baltalamak için çaba gösterenleri de doğru teşhis etmeliyiz.''
 

'AB, nutuk atmakla bize yaklaşmayacak'

Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin 13. faslı olan Gıda Güvenliği konusuyla ilgili Gıda Güvenliği ve Veterinerlik Yasası'nın TBMM'de her aşamada muhalefetin direnciyle karşılaştığını anlatan Bağış, şunları kaydetti: ''Şimdi sormak istiyorum, bu yasaların geçmesini engelleyenler mi Türkiye'yi Batı'dan uzaklaştırıyor, yoksa bunu geçirmek için sabahlara kadar mücadele eden iktidar partisi mi? Samimi olmak gerekir. AB, nutuk atmakla bize yaklaşmayacak. Reform yaparak, yasalarımızı AB standartlarına taşıyarak ilerleyeceğiz. Siyasetçiler Türkiye'nin üyelik hedefini iç siyasette malzeme yapmaya kalkarken bizi suçlayacaklar, eskiden olduğu gibi devletin çeteler tarafından yönetilmesini savunanlar bu süreci kilitlemeye çalışacaklar, ondan sonra da Türkiye'nin ekseni değişiyor mu? Yok öyle şey.''

''Batı'nın da kendi eksenini tartışması lazım'' diyen Bağış, bazı AB üyelerinin her müzakere faslında siyasi engeller koyduklarını belirtirken, AB'nin ve ABD'nin Orta Doğu bölgesine yaptıkları yatırımların Türkiye'nin çok üzerinde olduğuna işaret ederek, ''Batılı ülkeler, Orta Doğu ülkeleriyle her türlü ticari ilişkilere girecek, ama Türkiye'ye gelince 'Ekseni mi kayıyor' diyecekler'' dedi.

 

'Zor olan Türkiye'yi AB rayına oturtmaktı'

Türkiye'nin ticaretinin büyük bölümünün AB ülkeleri ile olduğunu, AB dışındaki tüm Avrupa kurumlarında varlık gösterdiğini belirten Bağış, ''Müzakerelere başlayıp da bitiremeyen tek ülke yok. Zor olan Türkiye'yi AB rayına oturtmaktı'' dedi. Bağış, müzakere sürecinde hızlanma ve yavaşlamaların olabileceğini, ancak bir gün konjonktürün Türkiye'nin üyeliğini kaçınılmaz hale getireceğini belirterek, kendilerinin görevinin de Türkiye'yi ''o randevuya hazırlamak olduğunu'' söyledi. Türkiye'nin askeri bir anayasayla AB üyesi olmasının mümkün olmadığını ifade eden Bağış, şöyle konuştu: ''12 Eylül günü tarih tekerrür edecek. Tarihimizde bir leke olan 12 Eylül, bir kutlama günü olacak inşallah. Çok büyük tarihi tesadüfle büyük Türk milleti tarafından bu gerçekleştirilecek. Halkının kararından korkan siyasi partilerin demokrasi kültüründeki yerini sizlere bırakıyorum. Biz bu süreçte kararlılığımızdan hiçbir şey kaybetmiş değiliz. Türkiye önünde sonunda AB'nin saygın, onurlu bir üyesi olacaktır. Doğrusu, muhalefetin, AB sürecindeki en önemli adım olan anayasa değişikliği konusunda gösterdiği direnç, beni sükutu hayale uğrattı. Umarım bu hatadan dönerler.'' TBMM'deki siyasi partilerin temsilcilerine çağrıda bulunan Bağış, ''Türkiye'nin Batı misyonuna ilişkin iddianız samimiyse, hodri meydan, gelin bu yasaları beraber geçirelim'' dedi.

 

İsrail ve İran ile ilişkiler

Eksen kayması tartışmalarıyla bağlı olarak, Türkiye'nin İsrail ve İran ile ilişkilerine de değinmek istediğini ifade eden Bağış, ''İsrail'in yaptığı güpegündüz korsanlık. Uluslararası sularda, sivil gemilere saldırmasının başka izahı yok'' dedi. Oluşan krizin Türkiye ile İsrail arasında ikili bir diplomatik kriz olmadığını, İsrail ile uluslararası toplum arasında sorun olduğunu, bu nedenle Türkiye'nin derhal uluslararası kuruluşlar nezdinde girişimlerde bulunduğunu ifade eden Bağış, ''İsrail'den beklentimiz özür, kayıpların tazmini ve Gazze ambargosunun kalkmasıdır'' diye konuştu.

Bağış, İsrail-Filistin çatışmasından bahsedildiği sürece Ortadoğu'da barıştan söz edilemeyeceğini belirterek, şunları kaydetti: ''Siz başkalarının eksenle ilgili tartışmalarına bakmayın, Türkiye barışın eksenidir. Bosna-Sırbistan, Somali-Eritre, Pakistan-İsrail, İsrail ile Filistin Lübnan Suriye arasında eş zamanlı barış görüşmelerini yürüten tek ülkedir. Bir yere kaydığımız yok. Tarih boyunca bizi hep köprü olarak algıladılar. Peki bir köprünün bir bacağı sağlam, bir bacağı sakat olursa, o köprüye kimse güvenir mi. Doğu ile Batı ayağını eş zamanlı güçlendirmek gerekir. Türkiye AB idealinden hiç bir zaman vazgeçmemiştir. Ancak doğuyu ihmal etmenin, oradaki ekonomik potansiyeli görmezden gelmenin kimseye faydası yoktur.''

Türkiye ile Brezilya'nın BM Güvenlik Konseyi'nin iki üyesi olarak İran konusunda büyük çaba gösterdiklerini, bazı ülkelerin varılan anlaşmayı yeterli görmeyerek İran'a yaptırım kararı çıkartdıklarını belirten Bağış, ''Türkiye ve Brezilya aylarca süren çabasını yok sayıp evet oyu verseydi, o zaman dünyada itibarımız da kalmazdı. ABD, Avrupalı liderler bile bunu anlayışla karşılıyor ama Türkiye'de hala bunu anlamakta zorlananlar var'' dedi.

 

Açılış konuşmaları

Toplantının açılışında konuşan İzmir Valisi Cahit Kıraç, AB üyeliğinin Türkiye'nin modernleşme projesi olduğunu ifade ederek, müzakere sürecinin uzun ve zorlu olacağının başlangıçtan bilindiğini, herkesin bu sürece sahip çıkması gerektiğini kaydetti. Kıraç, AB üyeliği yolunda merkezi yönetim kadar, yerel yönetimlere, sivil toplum kuruluşlarına da görevler düştüğünü belirtti ve ''Kapsamlı bir gayret ve koordinasyon gerekli'' dedi.

ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sıtkı Şükürer de ''Ege Fikir Önderleri AB Eğitim Programı''nın 5. yılını doldurmasının kendilerini mutlu ettiğini belirterek, bu kadar istikrarla uygulanan programın nadir olduğunu söyledi. Şükürer, ''İnanıyoruz ki, çalışmalarımız, bundan sonra Ege Bölgesi'ndeki ajanslardan gelecek proje çağrılarına da cevap verecek, birçok projeye ilham kaynağı olacaktır'' dedi.

Philip Morris/Sabancı Murahhas Aza ve Genel Müdürü Turhan Talu da 5 yıl önce başlayan programın, AB konusunda önemli bir iletişim ve tartışma platformuna dönüşmesinin sevindirici olduğunu kaydetti. Açılış konuşmaları ve Bağış'ın sunumunun ardından, moderatörlüğünü Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Emre Gönen'in üstlendiği panele geçildi.

 

'AİHM'den çıkacak karar belliydi'

Panelden ayrılırken gazetecilerin Büyükada'daki Rum Yetimhanesi ile ilgili AİHM kararına ilişkin sorusunu yanıtlayan Bağış, şunları söyledi: ''Bu kararın çıkacağı belliydi, sadece yazılı hale dönüştürüldü. Patrik'le de konuştuk, buranın uluslararası bir çevre enstitüsü olması konusunda herkesin daha kabul edebileceği bir formül konusunda uzlaşıldı. Bütün dünyadaki çevre konusunda araştırma yapan üst düzey araştırmacıların akademisyenlerin çalışma yapabileceği bir yapı haline dönüşecek. Çok ciddi bir çöküntü halinde yıllarca terk edilmiş elden geçmesi gerekiyor. Bittiği zaman da dünyanın en görkemli yapılarından biri haline gelecek. Bu konuda Patrikhane'yle yakın çalışma içindeyiz. Türkiye de çevre konusunda büyük bir merkeze kavuşacak.''