‘Beni Sevenler Listesi’ Altın Lale’yi hak etti!

İKSV 40. Uluslararası Film Festivali’nin Ulusal Yarışma’da Altın Lale’yi kazanan filmi “Beni Sevenler Listesi”ni seyretmemize daha vakit var. Yine de genç bir yönetmenin filmini herkes merak etti. Ortakoltuk.com yazarlarından değerli eleştirmen Erdoğan Mitrani, bütün filmleri olduğu gibi bunu da yarışma öncesi izleyip değerlendirmesini yazmıştı. İzniyle sizinle paylaşıyoruz:

20 Temmuz 2021 Salı, 02:00
‘Beni Sevenler Listesi’ Altın Lale’yi hak etti!
Abone Ol google-news

1990 doğumlu Emre Erdoğdu’nun yazıp yönettiği, ortak yapımcısı olduğu ilk uzun metrajı “Kar” (2017), o yıl Adana Altın Koza’da Ayris Alptekin’e En İyi Kurgu, Hazar Ergüçlü ile Halil Babür’e Umut Veren Kadın ve Erkek Oyuncu ödüllerini getirmişti. Erdoğdu, dört yıl sonra, yine yazıp yönettiği, “Kar”dan hem konu hem biçem olarak son derece farklı bir filmle “Beni Sevenler Listesi” ile karşımızda.

Çok başarılı ve çok sağlam bir iş çıkardıktan sonra bu başarının üzerine yatıp yıllarca aynı filmin çeşitlemelerini yapan bazı genç yönetmenin aksine, ilk önemli başarısını aşıp yeni bir şeylerin peşinde koşması, üstüne üstlük müthiş iyi bir film yapmış olması, yeni bir yaratıcı “auteur” kazandığımızı müjdeliyor. 

İlk karesinden itibaren farklı bir görselliği olduğu için önce biçemden söz etmek isterim. Film 4/3 formatında siyah-beyaz çekilmiş. Sinemanın neredeyse ilk 50 yılı boyunca kullanılmış bu biçem, günümüzde de özellikle dönem filmleri çekildiğinde arada bir kullanılıyor. İlginç olan, günümüz İstanbulu’nda, Cihangir’de geçen bir öyküye bu formatın cuk oturmuş olması. Sermet Yeşil ile Halil Babür, televizyonda bir klip ya da kısa film izlerken “neden siyah beyaz” - “neden olmasın” muhabbeti bir yana, “Beni Sevenler Listesi”ni, görüntü yönetmeni Emre Tanyıldız’ın başarılı siyah beyazının dışında tasavvur etmek gerçekten mümkün değil.

ÖYKÜ CİHANGİR’DE

Senaryoya gelirsek öykü, ünlülerin mahallesi Cihangir’de. Popüler sinemacıların, film ve dizi oyuncularının uyuşturucu tedarikçisi ve satıcısı Yılmaz’ın (Halil Babür) hikâyesidir. Yılmaz bu insanları müşterileri değil, yakın arkadaşları olarak görür. İstanbul’da başlayan uyuşturucu operasyonları yüzünden satacak uyuşturucu bulamayan Yılmaz zor durumda kalır. Mesleki sorumluluğu ona ihtiyaç duyacakları “mal”sız bırakmamayı gerektirmektedir.

Bilinçaltında ise herkesin kendisini çok sevmesinin asıl nedenini bilen Yılmaz’da uyuşturucu bulmazsa artık sevilmeyeceği paranoyası oluşmaya başlar. Bu paranoya ona her geçen gün daha büyük riskler aldırır, sevilmeme korkusu giderek Yılmaz’ı yok etmeye başlar.

Senaryo bu kısa özetten çok daha zengin ayrıntılardan oluşur. Emre Erdoğdu anlatı dokusunu kısa kısa anekdotlardan oluşturur. Bu anekdotlar, olaylardan çok karakterlerin derinine inerek birkaç dakika bile gördüğümüz kişileri yıllardır tanırmış gibi anlamamızı amaçlar. Bu yama işi gibi parçacıklı doku giderek benzersiz bir bütünlüğe erişir ve magazin haberlerinde izlediğimiz “ünlüler” toplumunun gerçekçi bir portresine dönüşür. Filmde Yılmaz’ın sevenlerini/müşterilerini Hayal Köseoğlu, Ahmet Rıfat Şungar, Nazlı Bulum, Sermet Yeşil, Sinan Arslan, Cem Uslu, Süreyya Güzel gibi oyuncuların yanı sıra gerçek yaşamda yönetmen olan Onur Ünlü, Can Evrenol, Özgür Sevimli, Burak Çevik’in de görünmeleri bu gerçeklik duygusunu daha da perçinler.

KAYIP HAYATLAR

Kendilerini çok önemseyen ama aslında kayıp hayatlar yaşayan bu kayıp insanların dünyası trajik bir dünyadır. Ve bu trajik dünyada yanlış bile olsa, hâlâ hissedebilen ve hissettiği için hâlâ yaşayan bir tek Yılmaz vardır.

Erdoğdu, bu dünyanın traji komik boyutuna arada bir hınzır bir mizahla da bakar. Enes (Ahmet Rıfat Şungar) ile Yılmaz’ın o benzersiz “yok” muhabbeti, göçmen sorununda söz edilirken, kendisi de Bağcılar’dan gelen Yılmaz’ın samimiyetle “göçmen olmak o kadar da zor değil” demesi hem müthiş komik hem de müthiş etkileyicidir.

Neredeyse filmin her karesinde oynayan, genç kuşağın çok önemli oyun yazarlarından, tiyatro, sinema, dizi oyuncusu, yönetmen, Halil Babür’ün Yılmaz yorumu tek kelimeyle mükemmeldir. Oyuncu olarak hep en iyisini yapmış olan Halil, bu kez en iyisinden bile iyidir.

Film başladığında elle yazılmış jeneriğinin mutlaka bir anlamı olduğunu düşünmüştüm. Haklıymışım. Erdoğdu, en sonda yine bu jeneriğe dönerek çok parlak finalinin bir öğesi olarak kullandı.

Dün bu yazıyı, hem “Beni Sevenler Listesi”nin Altın Lale’ye hem de Halil Babür’ün En İyi Erkek Oyuncu ödülüne en yakın isimler olduğunu belirterek bitirmiştim. Yarışma sonuçları yayımlandığında yanılmadığımı gördüm. Ulusal Yarışma’da “Beni Sevenler Listesi” Altın Lale, Halil Babür de En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini aldı. Hem bunlara hem de Fikret Reyhan’ın “Çatlak” ile En iyi Senaryo ve En İyi Yönetmen ödüllerine canı gönülden katılıyorum.