'Bir Başbakan samimiyse arşivleri açıklar'

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Dersim olaylarına ilişkin açılmayan arşivler olduğunu belirterek, "Bir Başbakan samimiyse arşivleri açıklar, hepimiz biliriz. Açıklanması gereken belgelerin hiçbirisi açıklanmadı. Devlet adamı, hükümet adamı samimi olur" dedi.

11 Aralık 2011 Pazar, 12:13
Abone Ol google-news

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TRT 1'de yayınlanan "Politik Açılım" adlı programda, Derya Sazak, Fehmi Koru, Prof. Dr. Mustafa Erdoğan ile Pof. Dr. Fuat Keyman'ın sorularını yanıtladı. Kılıçdaroğlu, internet üzerinden bir izleyicinin "Neden Türkiye'de muhalefet iktidarın belirlediği gündemin peşinden gider, neden kendisi gündem yaratmaz" şeklindeki sorusu üzerine, kendilerinin gündem belirleyebilmek için kamuoyunun desteğini almak zorunda olduklarını ifade ederek, "Kamuoyunun bizim söylemlerimize daha fazla kulak kabartması lazım; 'ne söylüyor bunlar' diye. Beklediğimiz sesi kamuoyundan yeterinde duyamıyoruz" dedi.

Kılıçdaroğlu, muhalefetin gücünün tek başına bir siyasal partinin gücü olmadığını, bütün sağlıklı demokrasilerde muhalefetin gücünün arkasında güçlü sivil toplum kuruluşları ve sendikalar olduğunu kaydetti. Bir muhalefet partisinin, iktidar partisinin olumsuzluğunu dile getirdiği zaman bunun kamuoyunda günlerce tartışılması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, "Ama bizim getirdiğimiz olumsuzluklar pek öyle tartışılmıyor, tartışılamıyor, ciddi bir baskı var, medya üzerinde baskı var. O baskılar nedeniyle de medya, ya da başka organlar seslerini çıkaramıyorlar" dedi.

'Dersim'de insanlık dramı yaşandı'

Kılıçdaroğlu, Fehmi Koru'nun Dersim'le ilgili tartışmalar devam ederken kendisinin stüdyoya biraz daha düşünceli geleceğini düşünürken, 'rahat ve neşeli' gördüğünü ifade etmesi üzerine, "Evet rahatım" dedi. Kılıçdaroğlu, Dersim konusundaki soruları yanıtlarken öncelikle CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ile bir akrabalıklarının olmadığını belirtti. Dersim konusunun kendisinin çok iyi bildiği konulardan birisi olduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, "Sayın Başbakan Dersim konusunu işleyerek CHP'yi sıkıştıracağını sanıyor. Ben siyasete atıldığım tarihten bu yana söylemlerinde tutarlılığıyla bilinen bir insanım, kendi iç dünyamda. MİT'in yasası plan bütçe komisyonunda görüşülürken ben bir öneride bulundum, dedim ki; her ülkenin tarihinde bilinmeyen gizli dokümanlar vardır. Ama bu ülkeler kural koyarlar, derler ki; 20 yıl sonra, 30 yıl sonra, 40 yıl açıklanacak belgeler. Niçin biz bunu yapmıyoruz? Hatta, örneğin Sayın Necip Fazıl Kısakürek'le, Nazım Hikmet'le, Aziz Nesin'le, Sabahattin Ali'yle ilgili, kim bilir dedim, metin arşivinde ne belgeler, ne fotoğraflar, ne dokümanlar vardır. Bunların açılması lazım. Bizim görmemiz lazım" dedi.

Bu konuda önerge de verdiklerini ancak AKP'nin oylarıyla reddedildiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, "Dersim konusunda bir tartışma var doğrudur, orada bir insanlık dramı yaşanmıştır, o da doğrudur. 'Hayır, öyle bir şey olmamıştır', kimse demiyor zaten. Bütün sorun neydi, arşivlerin açıklanması. Peki Sayın Başbakan 'ben arşivleri açıklayacağım' dedi mi? Hayır. Sayın Başbakan daha önce de seçimler sırasında, sözde beni biraz tehdit ederek, 'bak ha, o arşivleri açıklarım'. Ben dedim ki, 'buyur, açıklamazsan namertsin" diye konuştu.

'Açılmayan Dersim arşivleri var'

Tunceli'deki sürgün edilen aileleri gösteren, 6-7 ciltlik defterlere çok ulaşmak istediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "En son Sayın Bayındırlık Bakanıyla konuştum, bu defterleri ben görebilir miyim, diye. 'Ben bir bakim' dedi ama arkası gelmedi. Demek ki o gidip Sayın Başbakanla konuşmuş, 'verelim mi, vermeyelim mi?' diye, sonra öyle kaldı. Açılmayan Dersim arşivleri vardır, Bir Başbakan samimiyse arşivleri açıklar, hepimiz biliriz, kaldı ki bunları tarihçileri açıklayacak" dedi.

Başbakan Erdoğan'ın gösterdiği Dersim Raporu'nun, Jandarma Umum Komutanlığı'nın raporu olduğunu ve kendisinin öğrenciyken okuduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, "Türk Tarih Kurumu'nun kütüphanesine gidin o dönemde kitap isteyenlerin listesi de vardır, adımı da görebilirsiniz orada. Açıklanması gereken belgelerin hiçbirisi açıklanmadı. Devlet adamı, hükümet adamı samimi olur" dedi.

Başbakanın kendisini Dersimli olduğunu gizlediğine ilişkin eleştirdiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, "Devletin resmi kaydı gizlenir mi? Benim nüfus kağıdımda Tunceli doğumlu olduğum var. Tuncelili olmak ne zamandan beri suç olmaya başladı" diye sordu.
 

'Osmanlılar döneminde Dersim isyanları diye bir kitap daha var'

Kılıçdaroğlu, Koru'nun 'Dersim'de ne oldu gerçekten size göre?' şeklindeki sorusu üzerine, "Sahip olduğumuz bilgiler açısından Dersim'de pek çok olay oluyor zaten" derken, Dersim olaylarının 1935 yılında başlamadığını ifade etti. Kılıçdaroğlu, "Sayın Başbakan bilmez ama ben yine söyleyeyim buradan, Osmanlılar Döneminde Dersim İsyanları diye ayrı bir kitap daha var, Genelkurmayın, askerin yazdığı kitaplar. O bölge öteden beri merkezi otoriteler için sorun olan bir bölgedir, öyle algılanan bir bölgedir. O bölgeye ilk İngiliz seyyahlar gitmişlerdir, onlar bile aşiret ağalarından izin alarak gitmiştir. Dolayısıyla o bölge Cumhuriyet döneminde de sorun olmuştur. Mustafa Kemal Dersimliler askerilik yapmasın diye özel bir yasa da çıkarmıştır. Olayı makro, bütün ayrıntıyla alıp değerlendirmek lazım. Orada yaşanan insanlık dramı vardır. Çocukların, kadınların öldürülmesi bunlar bilinen olaylar. Bu olayları da ele alıp değerlendirmek gerekiyor, ama o günün koşullarında değerlendirmek gerekiyor; 'neden böyle olmuştu, kimler bunun kararını vermiştir, bunların belgelerinin açıklanıp tartışılması lazım" dedi.
 

'Çağlayangil ile Yalova'daki evinde görüştüm'

Kılıçdaroğlu, soru üzerine Dersim konusunda, 80'li yıllarda Dışişleri eski Bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil ile görüştüğünü belirterek, "Çağlayangil ile Yalova'daki evinde görüştüm. O dönemin koşullarına uygun olarak zor bela bir teyp bulmuştuk, onunla da anlatımı vardı. Daha sonra ben rahmetli Celal Bayar'la da görüşmek istemiştim, bir tarihçi dostum vardı. 'Ben Sayın Bayar'ın yanında olmazsam konuşmaz' demişti. Ben Ankara'dan gelmiştim Bayar'la görüşmeye, fakat bir gün önce hastalanıp hastaneye kaldırılmıştı. Sonra taburcu olamadı, maalesef hayatını kaybetti ve o görüşme olamadı.Ben dönemin en önemli canlı tanıklarıyla görüşmek istedim, bu tamamen bireysel bir hobi. O bölgedeki olayları aydınlığa çıkarabilir miyiz, diye. Ben sonra bunları kitap haline getirmek de istiyordum ama koşullar hiçbir zaman olanak vermedi, ben de elimdeki dokümanları bir başka tarihçi arkadaşa verdim" dedi.

Kılıçdaroğlu, "Hüseyin Aygün'ün yazdığı kitabı, belki siz yazacaktınız, ondan önce?" sorusuna da, "Belki olabilir, bilmiyorum ama o dönemin koşullarının tümüyle değerlendirilmesi lazım" dedi. Kılıçdaroğlu, Dersim'de ciddi bir insanlık dramının yaşandığını yineledi.

 

Bedelli askerlik

Kılıçdaroğlu, bedelli askerlik konusunda öneriyi ilk getirenlerin kendileri olduğunu belirterek, "Ancak bizim önerimiz ile bu öneri arasında fark var. Biz aynı konumda olan, yani bakaya kalmış herkesi için kısa dönem askerlik, ama maddi durumu iyi olanlardan bedel alınmasını öngörüyorduk, durumu iyi olmayanlardan bedel alınmayacaktı. Şimdi sadece 30 bin lirayı bastıran tezkere alacak, askere bile alınmayacak. Bizim bir arkadaşımız espri yaptı; 'bir teklif daha koyalım biz buraya, 30 bin lira bastıran askerlik alıyorsa, 50 bin dolar bastıran da teğmenlik rütbesi verelim, bir milyon dolar bastırana da general rütbesi verelim, askere gitmediği halde, ne olacak aynı şey" diye konuştu.

İç tüzüğe göre aynı konudaki yasa tekliflerinin birleştirilip meclis genel kuruluna indirilmesi gerektiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Bizim verdiğimiz bedelli teklifiyle, AKP'nin bedelli teklifini komisyon başkanı birleştirmedi. Görüştürmüyorlar, birleştirseler, bizimkini reddetmelerine, hadi deriz ki, 'görüşüldü, reddedildi'. Özellikle birleştirmek istemiyorlar ki, aynı konu genel kurulda görüşülmesin" dedi.
 

'AKP Grubu Başbakan'ın ağzına bakıyor'

Kılıçdaroğlu, şike yasasına yardımcı olmalarının nedeni de açıklarken, "Bizim hukukçu arkadaşlar oturdular dediler ki; 'bu yasayla, suç ile ceza arasında bir orantısızlık var, orantılı olması lazım. Oturuldu, tartışıldı uzun uzun, 'evet bizim buna destek vermemiz lazım' denildi. Suç ile ceza arasında belli bir orantının olması lazım" dedi.

Kılıçdaroğlu, şike yasasındaki olduğu gibi diğer tartışmalı konularda neden uzlaşılamadığını sorusu üzerine ise şunları dedi: "Demokrasimizde ciddi eksiklerimiz var. Koskoca AKP grubu bir kişinin ağzına bakıyor, Sayın Başbakanın. Başbakan bir şey demeği sürece o gruptan bir şeyin geçme şansı sıfır. Öneri mi oraya gidecek, hangi konu olursa olsun. Bakınız, uzun tutukluluk süresinden Cumhurbaşkanı, bazı bakanlar şikayetçi hatta HSYK birinci başkanı şikayetçi. Herkes şikayetçi aslında. O zaman soru şu, neden çözülmez bu? Sorun nedir? Bir kişi ikna edilmediği için; Sayın Recep Tayyip Erdoğan, o ikna edilemediği sürece bu yasa parlamentodan geçmiyor, niye birbirimizi kandırıyoruz?"
 

Kürt sorunu: Getirsinler çözümü destek vereceğiz

Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu'nun PM toplantısında üyelere sunduğu Kürt Sorunu raporu konusunda ise, bu raporun bireysel bir çalışma olduğunu belirterek, "İtiraz şuydu, CHP'nin raporuymuş gibi kapak olunca, 'bu CHP'nin raporu değil, bu bir arkadaşımızın düzenlediği rapordur, o nedenle böyle yazılması gerekir' dendi. Sayın Sezgin Tanrıkulu da 'Evet haklısınız, bu benim görüşümdür' dedi. Tartışma dersek bu, aslında tartışma da olmadı" şeklinde konuştu.

Kılıçdaroğlu, "Bu konu 30-35 yıldır çözülemeyen bir sorun. Bu sorunu çözme konusunda Hükümetin bu konudaki iradesi tartışmalı. Hükümet programı okundu. Bu sorunla ilgili bir cümle var mı bir yerde? Bir medya mensubu çıkıp da, 'ey hükümet bu sorunu çözmek için nasıl olur da programına bir cümle yazmazsın. Kimse söylemedi. Herkes kalktı CHP'yi eleştirdi. AKP'yi eleştirmek cesaret isteyen bir şey" dedi. Kılıçdaroğlu, Kürt sorunu konusunda, parlamentoda akil adamlardan oluşan bir uzlaşma komisyonu kurulmasını önerdiklerini belirterek, "Çünkü bu sorunun tek başına bir siyasal partiye ihale etmek, haksızlık olur aynı zamanda. Varsa bir cesaret, bütün siyasal partilerin, ortak 'evet biz bu sorunu böyle çözeriz' demeleri lazım. Getirsinler çözümü biz destek vereceğiz" dedi.

 

'Koşullar uygun olursa olur'

Ana muhalefet lideri olarak "özel gündemle" Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşüp görüşmeyeceğinin sorulması üzerine Kılıçdaroğlu, "Koşullar uygun olursa olur. Görüşebiliriz. Ülkenin var olan ciddi sorunları var. Bu ciddi sorunların çözümüne biz buna katkı vermeye hazırız. Biz bunu o kadar açık söyledik ki, kapalı kapılar ardında da değil medyanın önünde her türlü sorunun çözümüne hazırız. Her türlü sorunu çözmeye hazırız. Siyasetin varlık nedeni var olan sorunları çözmektir. Sorunları katmerleştirmek değil" dedi.

Ana muhalefet partisine en sert tepkilerin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan geldiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, "Ve biz aynı dili kullanmamaya özel önem verdik. 'Cibiliyetsiz' sözünden tutun da şerefsize kadar çok ağır eleştiriler geldi. Biz o sözleri hiç kullanmadık ama bu eleştirilere rağmen müsaade edin kendimizi savunalım. Bu doğru değildir diyelim. Doğru olmadığını da söylüyoruz zaten yanlış yaptığınız da söylüyoruz. Arada ciddi bir diyalog kopukluğu olduğu kesin. Bizim söylemlerimizin o cephede arzu ettiğimiz yankıyı bulmadığını da biliyoruz. Önyargılar var. CHP ne söylerse kesin yanlıştır. Bu algıyla yola çıkarsanız orada demokrasi olmaz zaten" dedi.
 

'Arap Baharı ekonomik kaynakların paylaşımıydı'

Suriye ve Arap Baharı konusundaki soruları da yanıtlayan Kılıçdaroğlu, "Arap baharı, özgürlük isteyen halkların talebiyse bunun başımızın üstünde yeri var. Sosyalist Enternasyonal'de Arap baharının eylemcilerinden 3-4 kişi katılmıştı. Mısır'dan, Libya'dan genç çocuklar katılmıştı. Onlardan birisi kürsüye çıkıp şunu söyledi 'Biz demokrasi ve özgürlük istiyorduk. Yaşlılar değil gençler artık yönetimde olmalı diyorduk. Ama hayal kırıklığına uğradık. Yine yaşlılar bizi yönetmeye başladı. Devredışı kaldık.' Aslında o gençlerin bilmesi gereken bir şey vardı. Arap baharı ekonomik kaynakların paylaşımıydı, bunun mücadelesiydi zaten" dedi.

'Başbakan 25 bin dolar ödülü nereye bağışladı?'

Libya'da yapılanın dış politika anlayışlarıyla da, insan haklarına da taban tabana aykırı bir olay olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, "Bizim Libya olayına bakışımız, gittik oraya, Sayın Başbakan gitti, güzel anlaşmalar yapıldı, ödüller verildi. Bu vesileyle soralım, Sayın Başbakan 25 bin dolar ödül aldı, onu bir yardım kuruma bağışlayacaktı nereye bağışladı? Açıklarsa biz de öğrenelim. İnsan hakları ödülünü alıyorsunuz, ilişkiler çok iyi. Bir sabaha kalkıyorsanız ilişkiler ters yüz olmuş" dedi.

Suriye konusunda ise, "Bu büyük senaryonun küçük parçası" değerlendirmesinde bulunan Kılıçdaroğlu, "Ortadaoğu'da İran'ı yalnızlaştırmak, Suriye'nin elini güçlendirmek. Bu senaryoyu niçin görmüyoruz biz? İran o bölgede yalnızlaşacak. Suriye'de insan kanı dökülüyor ama başka ülkelerde de var. Suriye'de demokrasi yok Arap birliği söylüyor. Çok özür dilerim ama hangi Arap ülkesinde demokrasi var ki, kalkmış da Türkiye'de demokrasi istiyor" diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde de çok gerilerde olduğunu belirtirken, "Hırvatistan anlaşmayı imzaladı. AKP, AB'yi kullandı, demokratik söylemlerini kullandı. Ama bugün geldiğimiz noktada artık AB'ye ihtiyacı olmayan bir siyasi anlayış çıktı ortaya. 'Ne demokrasisi kardeşim, ben bildiğimi okurum'" dedi.

'Yargıtay'ı alt üst ediyorsunuz'

Kılıçdaroğlu, HSYK ile olan tartışmayı da değerlendirirken, "İnsanlar adaleti nerede arar mahkemede. Yargıç karar verirken verdiği kararın kamu vicdanını tatmin etmesi lazım. Eğer o karar kamu vicdanı tarafından kabul edilirse doğru bir karardır. HSYK'nın eski yapılanmasını en çok biz eleştiriyorduk. Bu yapılanma doğru değildir diyorduk. Savcıların yargıçlarla aynı düzeyde değil avukatlarla aynı düzeyde olması gerektiğini söylüyorduk. Değiştirelim tamam, hayhay değiştirelim ama tam tersi bir tablo çıktı ortaya. Gene aynı komisyon ama iktidar ağırlıklı bir komisyon. Neden iktidar ağırlıklı bir komisyon diyorum. Seçim listesini adalet bakanlığı hazırladı, adalet bakanlığı gönderdi. Üstelik mahkeme yargıçları gelecekti, Adalet Bakanlığının bürokratları geldi. Hadi bunu da bir tarafa bırakıyorum. Bugün Turgut Kazan'ın Cumhuriyet Gazetesi'nde çok güzel bir yazısı var. Binlerce hakim arasından 6 binini seçmek için her dosyaya 8 saniye düşüyor. Demek ki önceden bir hazırlık var zaten. 8 saniyede bir dosyayı incelemek mümkün değil. 160 yargıç atandı yine itirazımız yok ama 160 yargıç ortak hareket ediyorsa burada bir yanlışlık var. Yeni seçilen 160 yargıç ortak hareket ediyorsa burada bir yanlışlık var. Ben 1 sefer boş oy kullanmışlar dedim, meğer 2 kez, kendilerini deniyorlarmış" diye konuştu.

Yeni atanan 160 yargıcın blok oy kullanmasının yargı tarihinde bir ilk olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, "Yoksa 50 kişi boş oy kullanabilir, 25 kişi boş oy kullanabilir. Bunlar ayrı. İkinci sefer farklı rakamlar çıkardı. Ama dikkat edin seçim yapıyorsunuz ve 160 kişi ortak hareket ediyor. Ve bu 160'ı yeni seçilen kişiler, kim tarafından seçilen yeni seçilen HSYK tarafından. O Yargıtay'ı altüst ediyorsunuz. Sayın Can Dündar yazmıştı. Bir karar var karar 4'e 1 çıkıyor. O daire tümüyle değiştiriliyor. Ve aynı dava yeniden geliyor bu sefer sonuç farklı çıkıyor. N.Ç. davası var Allah aşkına efendim bu isteyerek yaptığı için hafifletici neden diyorsunuz. Bunu dünyanın hiçbir yerinde anlatamazsınız. Böyle hafifletici neden olur mu" dedi.

'Samimi olarak masaya oturduk, umutluyuz'

Kılıçdaroğlu Yeni Anayasa konusunda da, ilk üç maddeye itiraz eden olmadığını belirterek, "Kesinlikle demokratik ölçütler olmalı. Bunlar konuşulmalı. Arkadaşlara talimatım var, kimse masadan kalkmayacak. Bizim amacımız Türkiye'ye çağdaş bir anayasa getirmek. Samimi olarak masaya oturduk. Umutluyuz" diye konuştu.