Bir masal gibi...

Truman Capote Çimen Türküsü'yle, annesinin ölümü sonrası babasının kuzenlerinin yanına giden ve hayatı bir kez daha değişen Collin Fenwick'in yaşamından bir kesiti konu alıyor. Capote'nin geçmişinden izler taşıyan ve hayatın anlamını doğanın sesinde arayan kahramanlarla örülü romanda, yazarın hüzünlü anlatımı yine başrolde.

16 Eylül 2010 Perşembe, 08:52
Abone Ol google-news

Truman Capote'yi okuyanlar, onun hayata karşı farklı duruşuyla yüzleşir. Capote'nin yalnız bir şekilde tamamladığı hayatı, büyük skandallar ve sansasyonel olaylarla dolu aslında. Yaşayışından tutun da dostlarının sırlarını açıkladığı romanlar kaleme almasına kadar pek çok şey, yazarın nasıl bir hayat sürdüğünü gösteriyor.

Çağdaş Amerikan edebiyatında hatırı sayılır bir yere sahip olan Capote, zaman zaman kendi geçmişini anlattığı yapıtlara da imza attı. Bunlardan biri de çocukluk yıllarından izler taşıyan Çimen Türküsü.

Yeşil Türkü


Capote, romanı Collin Fenwick adında, on bir yaşındaki çocuk üzerine kurmuş. Annesinin ölümüyle babasının iki kuzeni; Verena ve Dolly Talbo'nun yanına gönderilen Collin'in hayatının bundan sonraki bölümünü konu alıyor kitap.

Collin, babasının, kuzenlerine uzak olduğunu anlatırken, özellikle Verena'ya bir borç para meselesi yüzünden dargınlığını dile getirir. Annesinin ölümüyle tamamen değişen, babasının kuzenlerinin yanına taşınmasıyla farklılaşan hayatına ve o yıllara dair bir şey daha söyler Collin: 'Ne güzel yıllardı onlar...'

O yıllarda, Collin'in aklına yer etmiş önemli imgeler var. Kasabanın insanları, ev ve elbette çimen tarlaları. Rüzgârlarla iki yana sallanan, kimi zaman savrulan, sararıp yeşeren türkülü çimenler. Dolly, Collin'e, çimenin türküsünün ayırdına varmasını öğretir: 'Duyuyor musun? İşte bu çimen türküsüdür. Durmadan bir masal söyler. Bu tepecikte yatan bütün insanların hayatını, şimdiye kadar yaşamış herkesin hayat masalını bilir. Biz ölünce bizimkini de söyleyecek.'

Dolly ve Verena'nın yanında geçirdiği yıllar, Collin'in çocukluktan ergenliğe, oradan da ilk gençliğe adım attığı yıllardır. Hızla büyür. Zaman da, kendisi gibi epey hareketlidir. Zamana bir de doğanın sesi eşlik eder. Tıpkı çimenin türküsü gibi. Collin, bu sesi işitmeye başlar.

Doğanın kollarında, bir ağacın tepesinde dostu Hakim'den şunları duyar: 'İnsanlar birbirinden kaçmak için ne kadar çabalar, çünkü içimizi belli etmeye korkarız. Ama işte şimdi içimiz dışımız belli oldu: Şu anda bir ağaçta toplanmış beş budalayız (...) Artık herkes bizi nasıl görüyor diye kafamızı yoracak değiliz. Artık kendimizin kim olduğunu anlamak için tamamen özgürüz.'

Böylesine olumlu bir havaya gölge düşüren soru ve sorunlar da vardır yürüyüşleri sırasında. Örneğin 'Dünya kötü bir yer midir?' sorusu zihinlerine tebelleş olur. Dolly kederlenir; soru, onun da kafasını kurcalar: 'Bunu şimdi bilsen daha iyi Collin, benim gibi yaşın geçtikten sonra öğrenmende fayda yok. Dünya gerçekten kötü bir yer.'

Art arda dizilmiş özgürlükten uzak halkalar

Derken Collin'le birlikte, onun anne ve babasının mezarı başında buluruz kendimizi. İkisinin ilişkisini hatırlayan; annesinin, babası yola çıktığında ağlayışından söz eden ve annesi ölünce babasının nasıl çırılçıplak sokağa fırladığını anlatan Collin... Onca kahpenin arasında 'iyi bir kadın' diye nitelenen annesi ve hemen yanı başında yatan babası. Collin, tuhaf duygularla çevrelenir, çimenin türküsü yeniden kulağını çınlatır.

Çimenin türküsü, yalnızca Collin'in geçmişini anlatmıyor, Dolly ile Verena arasındaki gerilimi de su yüzüne çıkarıyor. Hizmetçileri Catherine ile 'hep Verena için yaşadığını' söyleyen Dolly, sözleriyle kesif bir pişmanlığı Verena'nın suratına çarpar: 'Sadece senin uğruna yaşadık, şimdi yazık ettiğimizi anlıyoruz. Pişman olmak ne demek bilir misin?'

Ne Dolly ne de Verena mutlu ve huzurlu. Collin buna, ağaçlar ve çimenler arasında tanık olurken, Dolly'nin kendi kararlarıyla kuramadığı hayatının ne kadar çekilmez hale dönüştüğünü; onun benliğiyle nasıl hesaplaştığını da görür.

Collin'in önüne bir soru daha dikilir tam burada: 'Peki, kim bugüne kadar kendi hayatını yaşadı?' Collin, başkalarının isteğiyle Dolly ve Verena'nın yanına gelmişti; hani 'hafifletici' bir neden olacaksa, annesinin ölümü sonrası. Ama nasıl açıklanırsa açıklansın, hangi bahane öne sürülürse sürülsün Collin'in 'güzel yıllar' dediği zaman dilimi için Dolly'nin endişeli olduğu görülür, bunu da uygun anda itiraf eder: 'Ben senin buraya gelmeni istememiştim, bir alay kadın dolu evde erkek çocuğu yetiştirmenin doğru olmayacağını söylemiştim...'

Dolly'nin ölümünden sonra Collin, tüm hayatının bir özetini çıkarır: 'Bir zamanlar, geçmişle geleceğin bir yayı andırdığını, her bir parçasının birbirine bağlı olduğunu ve her parçanın bir sonraki parçanın ne olacağını haber verdiğini bir yerde okumuştum. Belki gerçekten öyledir ama benim hayatım birbiri ardına dizilmiş, yuvarlakları özgürlükten uzak, kapalı halkaları andırıyordu. Birinciden öbürüne geçmek için atlamam, sıçrayıp geçmem gerekiyordu. Asıl beni yıpratan da bu halkaların arasındaki bekleyiş, nereye, ne yöne sıçrayacağımı bilmemekti.'

Collin, tutunmayı başaramadığı hayatında eskiden kalma masalları toplayan çimen türküsü eşliğinde, geldiği bu yerden gitmek istediğini açık eder. Çimenlerin türküsünü, Dolly'nin zihninde yer eden sözleriyle dinler. Uzaklaşma zamanının geldiğini bilir artık. Capote'nin hüzünlü, şiirsel ve duru satırları, Collin'in dinginliğiyle sonlanır.