Çevre (Ekosistem) Kaynaklı Enfeksiyonlar...

25 Aralık 2011 Pazar, 07:08
Abone Ol google-news

İnsanların yaşamını tehdit eden ve yüzlerce, binlerce insanın ölümüne neden olarak uluslararası boyutta bilinen bu virüslerin ötesinde son 10-15 yıllık dönemde medyaya yeterince yansımayan ve uluslararası nitelik kazanmayan farklı birçok öldürücü salgın yapabilen yeni mikroorganizmaların olduğu bilinmektedir.

Son 10 yıldır insan yaşamı, çevre (hayvanlar, sular, sebze ve meyveler) kaynaklı enfeksiyon hastalıkları tarafından tehdit edilmektedir ve yüzlerce insan hayatını kaybetmektedir. Şöyle geriye dönük, fazla değil 10-15 yılı incelediğimizde, insanların ölümüne neden olan çevre kaynaklı birçok farklı enfeksiyon hastalığının 100’lerce insanı canından ettiği ve bunların yeni teknolojik tanı yöntemleriyle tanımlandığı görülmektedir.

İnsanların yaşamını tehdit eden ve yüzlerce, binlerce insanın ölümüne neden olarak uluslararası boyutta bilinen bu virüslerin ötesinde son 10-15 yıllık dönemde medyaya yeterince yansımayan ve uluslararası nitelik kazanmayan farklı birçok öldürücü salgın yapabilen yeni mikroorganizmaların (hantavirüs, tatarcık virüsü ve chikungunya virüs vd.) olduğu bilinmektedir. Burada belirtilen ve ölümlere neden olan salgın enfeksiyon hastalık etkenlerinin;

- Çevresel faktörlerle ( İklim, biriktirici konaklar ve taşıyıcı faktörler),

- Etkin antimikrobiyal tedavilerin olmaması,

- Aşılarının olmaması,

- Fatalite (öldürme) oranlarının çok yüksek olması,

- Nerede, ne zaman salgın geliştirebileceklerinin kestirilememesi gibi ortak özelliklerinin olduğunu görüyoruz.

Yüzyıllardır insan-çevre ve ekosistem ilişkileri belirli bir denge içerisinde giderken ne oldu da son 10-20 yılda çevre ve onunla ilişkili ekosistem onların bir parçası olan insanlara saldırmaya, sanki intikam almaya başladı? Burada insanlığın hiç mi suçu yok? Evet var. İnsanlığın yüzyıllardır bitmek bilmeyen açgözlülüğü, hırs ve talan zihniyetiyle;

- Vahşi yaşam alanlarının ve ormanların yok edilmesi,

- Vahşi kapitalizme bağlı yoksulluğun artması,

- Küreselleşme ile ticaret ve seyahatin artması ve bunun getirdiği insanlararası ya da insan-hayvanlar arası temasın sıklaşması,

- Küresel ısınmayla iklim değişiklikleri,

- Özellikle kuraklık,

- Tek kutuplı ve globalleşen dünyada sosyal devlet kavramının yerini alan bireyci ve sosyoekonomik güce dayanan sağlık politikalarının yürürlükte olması, kısacası sağlık sisteminin çökmesiyle hızlı ve etkin çözümlerin kamu yararına uygulanmaması.

Sonuç olarak, son 20-30 yılda teknolojik gelişmelerle ortaya çıkmayan ancak teknolojik gelişmelerle tanımlamaları yapılabilen öldürücü, salgın yapabilen ve çevre/ekosistemin bir parçası olan mikroorganizmaları, insan yaşamını tehdit eder halden çıkarmak için ulusal düzeyde;

1) Uluslararası ve farklı sektörel alanlarda işbirliğinin şart olduğunu,

2) Gerek akademik, gerekse kamu hizmeti yapan kurumlarda altyapıların geliştirilmesini, eğitim ve araştırmaya dönük teşviklerin arttırılması,

3) Ulusal veya uluslararası ilişkilerde üretilen bilgi ve teknolojilerin paylaşılması ve kamu yararı düşünülerek, aşırı kâr beklentisi içinde olunmamasını,

4) Öldürücü salgın hastalıklardan korunmada, kontrolde ve tedavide çok gereksinim duyulan bilim insanlarını, özellikle akademik ve bilimsel performanslarıyla Dr, doçent unvanı alan ancak hak ettikleri kadroları verilmeyen genç akademisyenleri küstürmemek, onları bürokrasi kıskacından kurtarmak ve daha çok kamu yararına bilim üretmelerinin yolunu açmak ve epidemiyolog, mikrobiyolog ve moleküler biyolog insanların iş bulmalarını sağlamak ve özellikle ülkemizde YÖK, ÖSYM, Üniversiteler Arası Kurul (ÜAK), TÜBA, TÜBİTAK gibi bilim-akademik kurumlarda ilişkili idari kurumları ideolojik kadrolaşmalardan uzak tutmak,

5) Ve en önemlisi sağlık, sosyal ve ekonomik alanlarda devlet politikalarının yeniden gözden geçirilmesi ve insan yaşamını yok eden yeni salgın hastalıklara maruz kalınmaması için insan yaşamının her şeyden önce geldiğini ve kutsal olduğunu net olarak kavramak gerektiğini düşünüyorum.