CHP'li başkan Narin'in 30 Ağustos'taki Erdoğan protestosuna partisinden tepki

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda İstanbul'un Kadıköy ilçesinde düzenlenen törende, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın mesajının okunduğu sırada sırtını dönen CHP Kadıköy İlçe Başkanı Ali Narin'le ilgili, "Kadıköy ilçe başkanımızın yaptığını doğru bulmuyoruz'' dedi.

31 Ağustos 2021 Salı, 16:28
CHP'li başkan Narin'in 30 Ağustos'taki Erdoğan protestosuna partisinden tepki
Abone Ol google-news

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında parti genel merkezinde toplandı. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, toplantı sonrası parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.


Öztrak, bugün güne acı bir haberle başladıklarını ifade ederek, "Tiyatromuzun çok kıymetli bir ismini, Ferhan Şensoy’u kaybettik. Ferhan Şensoy'a Allah'tan rahmet, ailesine, sanat camiamıza ve ülkemize başsağlığı diliyoruz. Yine Kütahya'da öğle saatlerinde orta şiddette bir deprem oldu. Depremde can ve mal kaybı olmaması, en büyük dileğimiz. Tüm Kütahyalı hemşerilerimize geçmiş olsun diyoruz" dedi.

Ardından 30 Ağustos Zafer Bayramı'na değinen Öztrak, ağustos ayının tarihe altın harflerle yazılmış önemli zaferler barındırdığını belirtti. Öztrak, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda İstanbul'un Kadıköy ilçesinde düzenlenen törende, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın mesajının okunduğu sırada sırtını dönen CHP Kadıköy İlçe Başkanı Ali Narin'in hatırlatılması üzerine ise ''Kadıköy ilçe başkanımızın yaptığını doğru bulmuyoruz'' ifadelerini kullandı.

"BU AYMAZLIĞI MAZUR GÖRMEK MÜMKÜN DEĞİL"

Öztrak, Büyük Taarruzu büyük kılan sırrın milli bilinç ve yüksek tevazuda saklı olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:

"Zaferin başkumandanı bu büyük zaferi, ordusuna, milletine ve milletinin bağımsızlık ve özgürlük düşüncesine ithaf etmiştir. Bu yüksek tevazu ve anlayışı kavrayamayan bazı hastalıklı kafalar başkumandanını anmadan başkumandanlık zaferini anabileceklerini zannetmişlerdir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılan bu aymazlığı, milletimizin değerlerinden bu kopuşu anlamak, mazur görmek mümkün değildir. Diyanet en son cuma hutbesinde, Diyarbakır'ın İslam orduları tarafından fethini kumandanıyla beraber anmayı bilmiştir. Ama aynı hutbede Büyük Taarruzu ve Sakarya'yı, bu zaferlerin başkumandanın adıyla anmamıştır. Milletimizin yükselen tepkileri üzerine, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün adını 30 Ağustos için yayımladığı mesajda geçirmiştir. Ama sayesinde özgürce ibadet edebildiğimiz camilerde, milletimizin aziz atasının adını anmama aymazlığından vazgeçmemiştir."

Öztrak, eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın 17-25 Aralık Yolsuzluk soruşturması kapsamında çıkan ses kayıtlarının kendisine ait olduğunu kabul etmesine ilişkin şöyşle konuştu:

“MİLLET UNUTMADI: Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı, ‘17-25 Aralık tapeleri ve dosyamda ne varsa doğrudur’ dedi. Bir televizyonda, ‘Ne yaptıysam Erdoğan’ın talimatıyla yaptım’ diyerek istifasını açıklayan bu eski bakan, görevini kötüye kullandığını kabul etti. Yine AK Parti’nin kurucularından eski bir milletvekili, ‘AK Partililerin yüzde 90’ı yakında itirafçı olacak’ dedi. Bu millet, bakan çocuklarının evlerinden çıkan kasaları unutmadı. Sıfırlanmakla bitmeyen avroları, dolarları unutmadı. Ayakkabı kutularında ele geçirilen rüşvet paralarına faiz işletip, rüşveti faiziyle iade edenleri de unutmadı. Bu olaylar Yüce Divan’da aklanmadı. Majestelerinin milletvekillerinin oylarıyla, bu hesap yargıdan kaçırıldı. Şimdi Cumhurbaşkanı’nın Yüksek İstişare Kurulu üyesi, dönemin TBMM Başkanı Cemil Çiçek de ‘bu dosyalar, Yüce Divan’da görüşülmeliydi’ diyor. Tüm bunlar milletin vicdanında hala kanayan bir yaradır. Bu dosyalar milletin vicdanında kapanmamıştır. Şimdi bu itirafları, ucu nereye giderse gitsin, suç duyurusu kabul edip, bu bakanı ifadeye çağırabilecek bir cumhuriyet savcısı arıyoruz. Yaklaşan seçimlerden sonra, yapacağımız ilk iş devletin çökertilen adalet direğini ayağa kaldırmak olacak. Devlet yönetimindeki çürümeye, kokuşmuşluğa son vermek için Siyasi Ahlak Yasası’nı çıkaracağız. Kamu İhale Kanunu’nu, rekabet ve şeffaflığı sağlayacak şekilde, yeniden düzenleyeceğiz. Sayıştay’ı gerçek işlevine kavuşturacağız. TBMM’de Kesin Hesap Komisyonu kurup, başkanlığını muhalefete vereceğiz. Varlık Fonu ve benzeri paralel hazine uygulamalarına son vereceğiz.

BU SUÇLAMALAR KARŞISINDA BAŞIMIZ EĞİK Mİ DURACAĞIZ: İşte en son, Varlık Fonu’na aldıkları Ziraat Bankası’nın, Almanya’daki iştirakinde büyük bir skandal patladı. Alman Bankacılık Düzenleme Denetleme Otoritesi, Ziraat Bankası’nın Almanya’daki iştirakine, olağanüstü cezalar kesmiş. Yine kredi verme ve mevduat toplama sınırı da getirmiş. Gerekçe, Türkiye’deki Varlık Barışı uygulamaları kapsamında, sorgusuz, sualsiz Türkiye’ye para transferi yapılması, usulsüz krediler verilmesi. Alman Bankacılık Otoritesi, Türkiye’den atanan genel müdür adayları için tam dört kez ret cevabı vermiş. Almanya’nın Ziraat Bankası iştirakine, özel yetkili Genel Müdür atayacağı söyleniyor. Almanya’daki Ziraat Bankası’na kayyım geliyor. Bu uygulamanın hem Avrupa’da Türk bankacılığı için hem de Almanya bankacılık tarihinde bir ilk olduğu ifade ediliyor. Bu rezalet hakkında Ziraat Bankası’ndan da bizdeki bankacılık otoritesi Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’ndan da şu ana kadar gık çıkmadı. Bu suçlamalar karşısında başımız eğik mi duracağız? Bu suçlamaları kabullenecek miyiz? Peki, Ziraat Bankası’nın iştirakine kesilen bu cezalar, kimin cebinden çıkacak? Elbette Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi’nden, yani vergi mükelleflerimizden. Şunu artık herkes bilsin. İktidara geldiğimizde, tüyü bitmedik yetimin hakkını yiyenlerin kursaklarından yediklerinin hepsini söke söke alacağız. Ne yazık ki Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin hesap vermeden, sorgusuz, sualsiz yaptığı her işin bedelini, milletimiz ya cüzdanıyla ya da canıyla ödüyor.

TÜRKİYE’NİN HAK VE MENFAATLERİ PENCERESİNDEN HİÇ BAKMADI: Erdoğan daha düne kadar Afganistan’daki havalimanına, askerimizi nöbetçi yazmak için uğraşıyordu. Genel Başkan’ımız uyardı. ‘Tek bir askerimizin burnu kanarsa, sorumlusu siz olursunuz’ dedi. İşte bugün Kabil Havalimanı’nın yanı başında, her gün bombalar patlıyor, insanlar ölüyor. Peki, kim haklı çıktı? Yine biz haklı çıktık. Çünkü biz meselelere, Erdoğan’dan farklı olarak, sadece ve sadece Türkiye’nin penceresinden, ulusumuzun hak ve menfaatleri penceresinden bakıyoruz. Beyefendi mecbur kaldı. Genel Başkan’ımızın, Mehmetçiğimizi Afganistan’dan çekme talebini dinledi. İyi de oldu ama bunu hala hazmedemiyor. Şimdi çıkmış, ‘Afganistan konusunda, bizi ana muhalefetin, muhalefetin ne dediği ilgilendirmez, biz kendi irademize bakacağız’ diyor. Kusura bakmasın, onun sicili ortada. Beyefendi bölgesel meselelere, Türkiye’nin hak ve menfaatleri penceresinden hiç bakmadı. ‘Büyük Ortadoğu ve Genişletilmiş Kuzey Afrika Projesi’nin Eş Başkanı’ penceresinden baktı.  Şimdi nasıl oluyor da kendi iradesinden bahsedebiliyor?

ERDOĞAN, RÜZGAR NEREDEN ESERSE ORAYA DÖNÜYOR: Suriye’de yaşadıklarımız ortada. 5 milyon Suriyeli sığınmacı 10 yıldır Türkiye’de. Bu sığınmacılar için 40 milyar dolardan fazla para harcandı. Sınırlarımızda güvenliği sağlamak için binlerce askerimiz Sınırın öteki yanında… Yüzlerce askerimiz Suriye’de şehit düştü. Peki, Türkiye’ye tüm bu ağır bedelleri kim ödetti? Elbette Erdoğan ve Erdoğan’ın bitmek bilmez kibri… Ne yazık ki Erdoğan; 3-5 milyar avro finansı görünce, Türkiye’yi, Avrupa’nın mülteci gettosu yapmaya, hemen teşne oluveriyor. Daha dün ‘finansı iyi yönettiğimiz için yeni mülteciler alabiliriz’ diyen kimdi? Erdoğan’dı. Millet tepki gösterince çark etti. Erdoğan’ın dün dediği, bugün dediği tutmuyor. Rüzgârgülü gibi, nereden rüzgâr eserse, Erdoğan’da oraya dönüyor. Bir gün ‘Taliban ile görüşürüz’ diyor. Ertesi gün Taliban’ı terörist ilan ediyor. Sonraki gün de ‘Taliban ile masaya otururuz’ diyor. Erdoğan’ın küçük ortağının hali daha da perişan. 15 gün önce, ‘askeri unsurlarımızın Afganistan’ı terki düşünülemeyecektir’ diyen ufak ortak, bugünlerde, ‘askerimizin tahliyesi doğru bir tercih yerinde bir karardır’ diyerek, çekilme kararına alkış tutuyor. Hemen ardından da ‘Kabil emniyetli değilse, Ankara güvende olamaz’ diyerek, kendini bir kez daha yalanlıyor. Erdoğan’ın kuyruğuna takılırsan, sen de ufak rüzgârgülü olursun… Hakikaten, Kabil Havalimanı’nı bunlar için bu kadar vazgeçilmez kılan nedir? Afganistan’daki havalimanında bunları bu kadar cezbeden ne var? Afganistan’da şu anda en bol olan terör ve uyuşturucu. Türkiye’yi, böyle bir coğrafyaya sokmak için bu ısrar neden? Çıksınlar şunun sebeplerini millete bir anlatsınlar bakalım ama yapamazlar. Allah’a çok şükür, bizler ekşi yemedik. Bu nedenle de karnımız ağrımaz.

AVRUPA’NIN SINIRI KAPIKULE’DEN BAŞLAMAZ: Kontrolsüz göç ve sığınmacı sorunu, ne yazık ki Türkiye’nin en önemli beka sorunu olmuştur. Hatay’ın hemen yanı başında İdlib’de, dünyanın dört bir yanından gelmiş yüzbinlerce savaşçı, patlamaya hazır bomba gibi bekliyor. Buralarda işler bir kez daha kızışırsa, milyonlarca insan, İdlib’den sınırlarımıza akar. Bunların içinde de binlerce radikal ülkemize girer. Bu da bir kâbus olur. Yine İran, Afganistan’dan akıp gelen göçmenleri sadece seyrediyor. Bu gelenlerin içinde radikal birtakım unsurlar var mı, yok mu? Erdoğan dâhil, bunu kimse bilmiyor. Çok açık konuşalım. İdlib, Rusya’nın elinde, Afganistan İran’ın elinde, Türkiye’ye karşı kullanılabilecek stratejik bir koza dönüşmüştür. Avrupa ise ne yazık ki bu meselelere, ‘parayı veririm, Türkiye’yi göçmen gettosu yaparım’ anlayışıyla bakmaktadır. Bu ahlaksız teklifleri Erdoğan kabul etse de bizim kabul etmemiz, rıza göstermemiz mümkün değildir. Avrupalı dostlarımız şunu bilsin ki Avrupa’nın sınırı Kapıkule’den başlamaz. Gürbülak’tan başlar. Herkes planını bu gerçeğe göre yapsın.

BÖLGEDE KURULAN MASALARA OTURAMAZ HALE GELMİŞSİNİZ: İşte Irak’ta, ‘Bağdat İşbirliği ve Ortaklık Konferansı’ düzenlendi. Bu toplantıya; Fransa Cumhurbaşkanı, Katar Emiri, Mısır Cumhurbaşkanı, Kuveyt Başbakanı, Ürdün Kralı katıldı ama Erdoğan katılamadı. Uluslararası protokolde çok daha geride olan, Dışişleri Bakanı ülkemizi temsil etti. Sebep, Taliban ile masaya otururum diyen Erdoğan, Sisi ile beraber masaya oturamadı. Dış politikayı şahsileştirmenin sonucu ne yazık ki budur. ‘Bölgemizde bizden habersiz kuş uçmaz’ diye caka satarken, bir de bakmışsınız, bölgede kurulan masalara oturamaz olmuşsunuz.  Ülkemiz, bu diplomatik yalnızlığı mutlaka aşmak zorundadır. Bölgemizdeki meselelere bölge ülkelerinin çözüm üretmesi, inisiyatif alması esastır. Yoksa bölge dışı ülkeler, kendi çözümlerini dayatacak, ‘çözüm üretiyoruz’ diyerek, yeni sorunlar üreteceklerdir. Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da yaşadıklarımız, bunu bize öğretmiştir.

EN AZ DOĞRUDAN DESTEK VEREN ÜÇÜNCÜ ÜLKE: Pandemide milleti borca batırdılar. G-20’nin gelişen ekonomileri içinde, en çok kredi veren ekonomi Türkiye. Buna karşın aynı grupta, en az doğrudan gelir desteği veren üçüncü ekonomi de Türkiye. Bol kepçeden verilen kredilerle, büyümenin sürekliliğine ve sürdürülebilirliğine büyük darbe vuruldu. Şimdi bireysel kredilerdeki hızlı genişleme ve tahsilattaki sıkıntılar, ekonomi yönetimini de kaygılandırmışa benziyor. Bireysel kredilere sınır getirmekten bahsediyorlar. Yine başta esnafımız olmak üzere, çiftçilerimiz, KOBİ’lerimiz, pandemi döneminde aldıkları borçların, nasıl geri ödeneceğini kara kara düşünüyorlar. Hiç kimse merak etmesin. İktidara geldiğimizde pandemi nedeniyle alınan borçların, kolaylıkla ödenebilmesi için, gereken her tedbiri alacağız. Borçları mutlaka ödenebilir hale getireceğiz. Borçlardaki hızlı genişleme, sadece büyümenin sürdürülebilirliğine değil, kalitesine de çok ciddi darbe vurdu. Hem fiyatlar seviyesi sıçradı hem de konut başta olmak üzere bazı sektörlerde, ciddi balonlar oluştu. Eurostat verilerine göre son bir yılda, tüm Avrupa’da, konut fiyatlarının en hızlı arttığı ülke, Türkiye. Başta İstanbul olmak üzere, büyük şehirlerdeki konut fiyatları ve kiralarda çok ciddi sıçramalar var.

ŞİMDİ ‘YOKSULLAŞTIRAN BÜYÜME’ KAVRAMIYLA TANIŞTIRDI: Yüz yüze eğitim başlıyor. Özellikle üniversite öğrencileri ve öğrenci aileleri çok büyük sıkıntıda. Diğer tarafta da son bir yılda inşaat girdi maliyetlerindeki olağanüstü artış ve ekonomideki belirsizlikler, yeni konut yapımlarını tehdit ediyor. İşte İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu, çimento fiyatlarındaki fahiş artışlara dayanamayarak, 2 Eylül’de ‘Harç bitti, yapı paydos’ demeye hazırlanıyor. Türkiye tarihinde, böyle bir durumla ilk kez karşılaşıyoruz. TÜİK’in makyajlı verileriyle bile enflasyon yüzde 19. Dünya üzerinde en yüksek enflasyona sahip 12. Ekonomiyiz ama turpun büyüğü de heybede. Kuraklık bu yıl sadece ormanlarımızı yakmakla kalmayacak. Mutfaklarımızı da kavuracak. Gıda fiyatları üzerindeki baskı kışın daha da artacak. Hidroelektrik üretim düştüğü için ötelenen enerji zamları da dikkate alındığında ilerleyen günlerde elektrik fiyatları da hızla artacak. Türkiye’de, hâlihazırda 2,1 milyon aile, elektrik faturalarını ödeyemiyor. Bunu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı istemeden itiraf etti. Anlaşılan önümüzdeki günlerde bu sayı daha da artacak. İstihdam derseniz. O cephede de değişen bir şey yok. Pandemi döneminden hemen önce 2019’un son çeyreğinde, gerçek işsiz sayımız 6,4 milyondu. Bugün 9 milyon. Onca krediye rağmen, işsizlik zirvede dolaşmaya devam ediyor. Bu arada kamuda engelli memur açığı bir türlü doldurulmuyor. Engelli yurttaşlarımız bu kadrolara atama bekliyor. Bir yandan artan hayat pahalılığı, Bir yandan artan işsizlik milleti yoksulluk girdabında bunaltıyor. Erdoğan Türkiye’yi, ‘istihdamsız büyüme’ kavramıyla tanıştırmıştı. Şimdi de ‘yoksullaştıran büyüme’ kavramıyla tanıştırdı ama Erdoğan’a sorarsanız, Türkiye yeni bir şahlanış içindeymiş. Ne demiş atalarımız, ‘Olsayı bulsaya vermişler, hiç doğmuş.’ Erdoğan’ın durumu tam da bu.

GÖRMEMİŞ ATA BİNİNCE BEY OLDUM SANIR: Düne kadar, ‘IMF defteri kapanmıştır, bir daha açılmayacaktır’ diyen kerameti kendinden menkul ‘IMF bizden beş milyar dolar istedi’ hikâyeleriyle övünen Erdoğan; şimdi çıkmış, IMF’den gelen 6,3 milyar dolar parayla caka satıyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? IMF tüm ülkelere destek verdi ama IMF parasıyla övünen bir tek AK Parti Genel Başkanı Erdoğan oldu. Ne diyelim, ‘görmemiş ata binince bey oldum sanır, şalgam aşa girince yağ oldum sanır.’ Bunların durumu da ne yazık ki bu…

ERDOĞAN YANGINI BIRAKMIŞ, AFAD’A PARA TOPLAMAKLA MEŞGUL: Son olarak, bu yıl doğal felaketler ve bunlar karşısında aciz kalan Erdoğan Şahsım Hükümeti, ülkemizi perişan etti. Güneyimizde orman yangınları, kuzeyimizde seller hepimize acı üstüne acı yaşattı. Şu anda Tunceli’de orman yangınları devam ediyor. Genel Başkan Yardımcı’mız Veli Ağbaba başkanlığında, milletvekili arkadaşlarımızdan oluşan bir heyet, çalışmaları yerinde izliyor. Arkadaşlarımızın bölgeye intikalinden sonra, yangına havadan müdahale başladı. Ancak bu müdahalelerin son derece yetersiz olduğunu da görüyoruz. Erdoğan ise yangını bırakmış, AFAD’a para toplamakla meşgul. Bu arada bizi de AFAD’a toplanan paralardan rahatsız olmakla suçluyor. Atalarımızın dediği gibi; ‘kurda kuzu emanet edilmez.’ 15 Temmuz paraları, Beşiktaş’taki saldırılardan sonra toplanan paraların akıbetini, milletimizle şeffaf bir şekilde paylaşmayan sizsiniz. Milletimiz adına bu paraların peşinde koşan da biziz.

Öztrak, basın mensuplarının sorularına da yanıt verdi. 

"UMARIM SEZGİN BARAN KORKMAZ İADE EDİLİR"

Sezgin Baran Korkmaz’ın iadesi hakkında gelen soruya Öztrak, “Sezgin Baran Korkmaz suç işlemiştir ve ülkemize iadesi söz konusu olacaktır. İade kararı doğrudur ama benim bildiğim süreç henüz tamamlanmamıştır. Umarım Amerika’ya verildiğinde bu ülke ve yöneticileri ile ilgili yeni bir kol bükme konusu haline gelmez ve Türkiye’ye iade edilir” yanıtını verdi.

"KENDİSİYLE İLGİLİ ELEŞTİRİLERDEN RAHATSIZ"

Sosyal medya düzenlemesine ilişkin gelen soruya Öztrak, “Mevcut iktidarın, sosyal medya konusunda yapacağı düzenlemelere bugüne kadar yapmış oldukları ışığında bakmak lazım. Bu iktidarın sürekli otoriterleştiğini gösteriyor. Kendisi ile ilgili eleştirilerden rahatsız. Önlemek için de düzenleme yapmak istiyor. Ne yaparlarsa yapsınlar millet bunları görüyor, notlarını veriyor” karşılığını verdi.

“NE KADAR EYLEM PLANI AÇIKLARLARSA AÇIKLASINLAR, UYMUYORLAR”

Öztrak, İnsan Hakları Eylem Planı ile ilgili soru karşısında ise “Bir ülke düşünün, ana muhalefet parti lideri ‘hak, hukuk, adalet’ diyerek dünyanın en uzun yürüyüşünü yapmış. Mevcut hükümetin çok ciddi ihlalleri olduğu açık. Ne kadar eylem planı açıklarlarsa açıklasınlar, hiçbirine uymuyorlar” dedi.

"SARAYDAN YAZILMIŞ SORULARI SORMAYA ISRAR EDECEKLER"

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın ittifak çağrısı yaptığı iddiasına ilişkin gelen soruya Öztrak, “ATV ve havuz medyasının bu sorulardaki ısrarcılığını anlamakta güçlük çekiyorum. HDP Eş Başkanı’nın yapmış olduğu konuşmaya dahil anlamı kendileri vermeye kalkıyorlar. Onlar saraydan yazılmış soruları sormaya ısrar edecekler biz de onlara daha önce verdiğimiz cevapları söylemekte ısrar edeceğiz. Daha önce verdiğimiz cevaplar aynen geçerlidir” yanıtını verdi.

"YARGI KARARI OLMADAN ATILAN HERKESİ İADE EDECEĞİZ"

Öztrak, KHK’ler ile görevlerinden ihraç edilen kişilerin iadesi ile ilgili olarak, “Genel Başkan’ımızın söylediği son derece açıktır. Yargı kararı olmadan, işinden edilen herkesi görevine iade edeceğiz. Yeter ki teröre başlamamış olsun” değerlendirmesini yaptı.

"MİLLET SEÇİM BARAJI DEĞİL SANDIĞI BEKLİYOR"

Yüzde 7 barajına partinin bakış açısının sorulması üzerine Öztrak, “Cumhur İttifakı’nın getireceği seçim barajı yüzde 5 olsa ne olur, yüzde 7 olsa ne olur? Millet seçim barajını değil, sandığı bekliyor. Bir iktidar seçim yasaları ile oynamaya başladıysa sonu gelmiştir. Milletin gerçek gündemi geçimdir. Yangın, sel felaketleri ile hükümetin yönetim beceriksizliği milletimizi yaralamıştır. Artık geçim içinde seçimin bir an evvel yapılması ve yönetme kabiliyetini yitirmiş kadroların iş başından gitmesi gerekmektedir” yanıtını verdi.

"ESKİ BAKAN'IN DAHA NE SÖYLEMESİ GEREKİYOR"

Erdoğan Bayraktar’ın yaptığı yorum farklılıklarına ilişkin gelen soruya Öztrak, “Nedenlerinin ipuçları var. Bu skandallar ilk patladığında Bayraktar istifa ettiğini açıklamıştı. ‘İmar planlarının büyük bölümünün Erdoğan’ın talimatıyla yapıldı, ben istifa ediyorum, Erdoğan’ın da istifa etmesi gerekir’ demişti. Şimdi başka önemli konu, yürekli savcının harekete geçmesi için eski Bakan'ın daha ne söylemesi gerekiyor” diye yanıt verdi.