Çözüm: Atatürkçü kamusal ekonomide

Dünkü yazımızda Türkiye’nin kamusal ekonomiye girişi için, o günkü Rusya ile yaptığı teknik ve mali anlaşmalar üzerinde durulmuştu.

02 Nisan 2020 Perşembe, 06:00

KİT’ler satılıyor Sonunda Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı kabul edildi. Ülkenin sahip olduğu ve kendi ürettiği değerlerin işlenip katma değer yaratılması öngörülüyordu. 1930-1939 yılları arasında 9 yılda aşağıdaki tabloda görülen fabrikalar kuruldu. O dönemde dünya sanayi üretimi yüzde 19 artarken, Türkiye’de sanayi üretimi yüzde 90’lara ulaştı. Atatürk, Nazilli İplik ve Basma Fabrikası’nın açılış töreninde, fabrikadaki 20.000’i aşkın iğinin bir anda çalışmasından çıkan sesi duyunca “İşte bu bir musikidir” dedi. Kurulan fabrikalar sadece bir fabrika değil, o bölgeleri dönüştüren toplumsal araçlardı. Fabrikalarda kütüphane, sinema, tiyatro salonları vardı. Bu planlama çalışmaları sonunda, 1936 yılında İkinci sanayi planı yapıldı. Ancak, İkinci Dünya Savaşı’nın 1939’da patlak vermesi nedeniyle bu planın uygulaması zora girdi. Bu dönemde Sümerbank ve Etibank kuruldu. Tekstil, şeker, kağıt, demir-çelik, bakır, suni ipek, cam-porselen, kimya, Çimento sanayiinde büyük adımlar atıldı. Türkiye kendine yeten bir ülke durumuna geldi. Büyüme hızı, dünya rekoruna ulaştı.

1930’lardaki sanayileşmeyi öven Cemal Nadir’in ilginç bir karikatürü

ULUSALCI BİR POLİTİKA 

Bu dönemi sadece “Devletçilik” ya da “Devlet Öncülüğünde Sanayileşme” dönemi olarak nitelemek eksik olur. Çünkü planlı bir yöntemle ithal ikameci sanayileşme politikası uygulamaya konulurken demiryolu, su elektrik, havagazı, telefon, tramvay, tünel (İstanbul) gibi kamu hizmeti alanlarında faaliyette bulunan yabancı şirketler için 1928 yılında başlatılan millileştirme-kamulaştırma uygulamaları, 1931’den itibaren hız kazanmıştı. Ekonomiye devlet müdahalesinin en etkin aracı olarak iktisadi devlet teşekkülleri (KİT) uygulamaya konulmuştu. Böylece ülkenin sanayileşme hareketine hız verme olanağı doğmuştu. 1960’tan sonra kurulan Devlet Planlama Teşkilatı’nın hazırladığı beş yıllık planlarla Türkiye daha akıllı bir ekonomi politika izleme olanağını buldu.

NE OLDU? 

Küreselleşmeciler, Neo-liberalciler, başta Özal, onu izleyen Çiller, 1990’lardan sonra KİT’lerin satışına başladılar. Türkiye’nin en önemli kazanımları, birer birer elden çıkarıldı.

1930’larda kurulan fabrikalar

CUMHURİYET DENİLİNCE 

1990’lı yıllara gelinceye kadar Cumhuriyet denilince, sadece siyasal sistem değil, Cumhuriyetin ekonomik kazanımları, demiryolları, fabrikalar, sanayi atılımları da akla gelirdi. 1990’dan sonra KİT’ler birer birer satılmaya başlandı. Fabrikalar, Petkim, Tüpraş, Et Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, et kombinaları, tekstil fabrikaları satıldı. Fabrikaların arazileri ranta açıldı. 292 milyon dolara satılan tekeli alanlar 2 yıl sonra tekel fabrikalarını 810 milyon dolara sattılar. Bu yeni sahipler de aynı fabrikaları bir süre sonra 2 milyar 100 milyon dolara sattı. Böylece KİT’ler kimileri için rant kapısı zenginleştirme alanı oldu.

KORONA KRİZİ 

Kapitalist sistem, en büyük krizini 2008’de yaşadı. Bugün yaşanan sağlık krizi de liberal ekonomiyi sarmıştır. Adam Smith’in “piyasanın görünmez eli” kuralı çökmüştür. Krizin yarattığı ekonomik sarsıntıları tamir etmek için batıda ve doğuda bütün devletler kamusal ekonomik önlemler alıyorlar. Artık özellikle ekonomi alanında hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Ancak son kriz dünyanın aklını başına getirmektedir. Neo-liberalizm çökmüştür. Türkiye için tek yol vardır: Yeniden Atatürk’ün gösterdiği kamusal planlı ekonomiye dönüş yapılmalıdır.