Cumartesi Anneleri 678. Hafta... "Hasan Ocak’ın katilleri yargılansın"

Gözaltında işkence ile kaybedilen Hasan Ocak için ‘adalet’ talebiyle gerçekleştirilen oturumda konuşan Maside Ocak, “Hasan’ın paramparça edilmiş yüzünde öfke vardı” dedi.

24 Mart 2018 Cumartesi, 14:49
Abone Ol google-news

 

Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak’ın “Oğlum için, tüm kayıplarımız için adalet istiyorum!” diyerek başlattığı oturumların 678.haftasında gözaltında kayıplara karşı başlatılan oturumların 678. haftasında kayıp yakınları, 21 Mart 1995’te gözaltına alınan ve 52 gün sonra kimsesizler mezarlığında cansız bedenine ulaşılan, Cumartesi Meydanı’nın sessiz çığlığının da fitili olan Hasan Ocak için bir araya geldi. Galatasaray’da “Failleri belli, kayıplar nerede?” yazılı pankart açan kayıp yakınları, pankartın üzerine ise Hasan Ocak’ın bağlamasını, sevdiği türkülerin kasetlerini, öğrenci kimlik kartını, fotoğraflarını ve dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Hacaloğlu ile ilgili gazete küpürlerini de iliştirdi.

“EMİNE ANA DAĞ GİBİ, HİÇ BOYUN EĞMEDİ..”

İlk olarak CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu söz aldı. Cumartesi Meydanı’nın çeyrek yüzyıl boyunca Türkiye’nin bir hafıza meydanı, cesaret meydanı ve dayanışma meydanı olduğunun altını çizen Tanrıkulu, ülkenin bulunduğu zor durumlardan ancak dayanışmayla aşılabileceğini kaydetti. Bu meydandan cesaret alan birçok kişinin olduğuna da değinen Tanrıkulu, “Burada çoğalarak cesaret vermeye devam edeceğiz. Mutlaka ama mutlaka bu zulme, bu zalimliğe son vererek adaleti sağlayacağız. Kimsenin şüphesi olmasın. Emine Ana dağ gibi duruyor burada. Hiçbir zaman boyun eğmedi. Biz de onun yolundan hiçbir zaman boyun eğmeden yürümeye devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.

KIYAFETLERİYLE BİRLİKTE DARACIK BİR YERE GÖMÜLMÜŞ

Hasan Ocak’ı arama sürecinde Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına süreci takip eden Nimet Tanrıkulu söz aldı. Hasan Ocak ile ilgili konuşurken hep zorlandığını belirten Tanrıkulu, 21 Mart 1995’te gözaltına alınıp kendisinden bir daha haber alınamamasından itibaren 52 gün boyunca Ocak’ı kimsesizler mezarlığı, adli tıp vs. akla gelebilecek her yerde aradıklarını ifade etti. Tanrıkulu gittiği yerlerdeki tanıklıklarını şu şekilde anlattı: “Adli tıpa gittik. Oradaki bütün cesetlerin fotoğraflarına tek tek bakıyorduk. Daha sonra morga gittik. O morga girmemiz bizim için çok özel bir zamandı. Kimsenin giremediği zamanlardı. Bir tanesinin Hasan olabileceğini düşünmek, olmaması için içinden haykırmak.. En son da kimsesizler mezarlığından çıkarıldığı anı hiç unutamıyorum. İki mezarın arasında çok dar bir yere, üstündeki bütün kıyafetleriyle birlikte konulmuş halde çıkardığımız gün.. Gözaltındaki bütün uygulamalar Hasan’ın üzerindeydi. Ellerindeki siyah mühürden tutun ayakkabısındaki bağcıklara kadar.. Bütün o işkence izleri üzerindeydi. O tanıklık bambaşka bir şeydi. “ Devletin insanları kaybetmesinin tanıklığının Hasan Ocak ile başladığına dikkat çeken Tanrıkulu, “Türkiye’de çok insan kaybedildi ama Hasan bunların arasında bu alanda oturmamıza, bu alanda kayıplar mücadelesi başlatmamıza, bir insanın kaybedilmesine ilişkin çok somut bir olaydı. Kaybedenlerin dünyanın her yerinde nasılsa burada da bir gün yargılanacağına ve sorumluların hesap vereceğine inanıyoruz. Bu alanda bulunmamızın sebebi de budur.” dedi.

1 YILDIR DAVANIN TEKRAR AÇILMASI BEKLENİYOR

Ocak ailesinin avukatı Gülseren Yoleri de söz aldı. Hasan Ocak’ı arama sürecinde 52 gün boyunca hukuki bir mücadelenin de verildiğini ve o dönem Ankara’ya giden ailenin uzun bir süre açlık grevi mücadelesi verdiğini hatırlatan Yoleri, Hasan Ocak’ın gözaltına alındığını kabul ettirmek, Hasan’ın durumu ile ilgili kamuoyu yaratmak ve Hasan’ın sağ salim eve dönmesini sağlayabilmek adına çok yoğun eylemlilikleri gerçekleştirildiğini kaydetti. O dönemin sorumluları hakkında yaptıkları çok sayıda suç duyurusunun takipsizlik kararıyla sonuçlandığını belirten Yoleri, AİHM’in konuyla ilgili ihlal kararı verdiğini vurguladı. Hasan Ocak davasının zamanaşımından düşürülmesiyle birlikte itiraz ettiklerini ve önemli gelişmeler yaşandığını aktaran Yoleri, buna rağmen 1 yıldır davanın tekrar açılmadığını belirtti.

“PARAMPARÇA EDİLMİŞ YÜZÜNDE ÖFKE VARDI..”

Meydandaki oturumların önünü açan Anne Emine Ocak da güçlükle kısa bir konuşma yaptı. 23 yıldır burada oğlunun katillerinin açıklanmasını ve yargılanmasını isteyerek oturduğunu belirten Anne Ocak, adalet istediğini vurguladı. Annenin ardından Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak söz aldı. Konuşmasına “Hasan’ın sofrasına hepiniz hoş geldiniz” diyerek başlayarak, bugün dinledikleri türküleri hep beraber dinleyebilmeyi çok istediğini aktardı. Maside Ocak şunları kaydetti: “Hasan ile evimizin neşesini aldıklarında, hepimizin sığındığı limanı, dostumuzu, yoldaşımızı, Hasanımızı aldıklarından bu yana bizim hayatımızı belirleyen iki tane fotoğraf var. Biri, elimizde tuttuğumuz Hasan’ın gülen yüzü, ailemizin gül yüzlü çocuğu. Bu meydanın etrafındaki her tiyatro ve sinema salonunda Hasan ile izimiz var. Bu kentin her sokağında Hasan ile anımız var. Bu kentin çocukları hala Hasan’ın cebinden çıkartıp da onlara sakız ve şeker dağıtmasını bekliyor. Hayatımızı belirleyen diğer fotoğraf ise, Hasan’ı bulduğumuzda paramparça edilmiş yüzünün fotoğrafıydı, işkenceden geçirilmiş bedeninin fotoğraflarıydı. O fotoğraflarda gördüğümüz şey öfkeydi. O paramparça edilmiş ceset o kadar çok şey anlatıyordu ki insanlığa, insanlığın bittiğini, vicdanın öldüğünü, hukukun işletilmediğini o kadar güzel anlatıyordu ki. İşte hafızalarımıza kazının bu iki fotoğraf bizim dünümüz, bugünümüz, yarınımız. Bizim yarınımız inat, adaleti yerine getirmeyenlere öfke, hala işlenen insanlık suçlarını görmeyenlere karşı öfke. Biz işlenen tüm insanlık suçlarının karşısında Hasan’ın o iki fotoğrafıyla birlikte duracağız.”

ERDOĞAN SÖZÜNÜ TUTMADI

Son olarak Hasan Ocak’ın abisi Ali Ocak konuştu. 23 yıldır burada adalet aradıklarını ve devletin işlediği suçlarla yüzleşmesini istediğini ifade eden Ocak, yıllar önce AKP’li Tayyip Erdoğan’ın kayıpları bulup devletin bu insanlık suçlarıyla yüzleşeceğine ilişkin taahhütte bulunduğunu hatırlatarak şu ifadeleri kullandı: “Her ne hikmetse bir kararname ile on binlerce insanı işinden edip binlerce insanı tutuklatan Cumhurbaşkanı’nın katilleri yargılamaya, sorgulamaya ve adaleti işletmeye gücü yetmiyor. Bu çaresizliğinin toplum tarafından sorgulanmasını istiyoruz. Cumhurbaşkanı’nın elini tutan ne? Adaleti niye tesis edemiyor? Veli Küçük, Mehmet Ağar neden adalete teslim edilmiyor? Tüm toplumun bunları sorgulamasını istiyoruz. 50 sene de geçse biz ömrümüz yettikçe burada adaleti, özgürlüğü, eşitliği ve demokrasiyi savunacağız.”

“HASAN’IN CANSIZ BEDENİNDEKİ VERİLER, İŞKENCE İLE ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜ DOĞRULUYORDU”

678.haftanın basın metnini Pınar Gayıp okudu. 678.haftada gözaltında kaybedilen oğlunu arama mücadelesi ile Galatasaray oturmalarının da önünü açan Emine Ocak’ın “Oğlum için, tüm kayıplarımız için adalet istiyorum!” çağrısına seslerini katmak için buluştuklarını kaydeden Gayıp, Hasan Ocak’ın kim olduğunu, başından geçenleri ve gelişen süreci şu şekilde aktardı: “Sosyalist kimliğiyle bilinen 30 yaşındaki Hasan Ocak İstanbul/Avcılar’da yaşıyordu. 21 Mart 1995 tarihinde annesini arayarak, “Akşam yemek hazırlama, balık alıp geleceğim” dedi. Ancak Hasan eve gelmedi ve ailesi bir daha onun sesini duyamadı.

Daha önce iki defa gözaltına alındığı ve son gözaltısında “Bir daha gelirsen buradan sağ çıkamazsın!” diye tehdit edildiği için ailesi hemen İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına başvurdu ama kendilerine “Gözaltına alınmamıştır.” cevabı verildi.

23-28 Mart 1995 tarihleri arasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltında tutulan iki kişi, Hasan’ı şubede gördüklerini söyledi. Yine Hasan Ocak’ın ismini gözaltına alınan kişilerin parmak izi listesinde gördüklerini açıklayan iki kişi daha vardı. Bir başka tanıksa, şubedeyken bir hareketlilik olduğunu ve polislerin "Hasan Ocak getirildi!” diye aralarında konuştuklarını duyduğunu söyledi.

Ocak Ailesi TBMM, Başbakanlık, Bakanlıklar, savcılıklar, hastaneler ve Adli Tıp nezdinde girişimlerde bulundu. Ancak başvurdukları her yerde “Bizde yok” cevabıyla karşılaştı.

Devletin tüm engellemelerine karşı, aylar süren ısrarlı bir arayışın sonunda Adli Tıp Kurumu kayıtlarından Hasan’ın izine ulaşıldı. Ailesi her yerde Hasan’ı ararken onun ağır işkence izleri ile dolu cansız bedeninin, tüm resmi makamlardan geçirilerek “Kimliği meçhul kişi” olarak gizlice Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı'na defnedildiği gerçeği açığa çıktı. Tüm veriler Hasan’ın işkence ile öldürüldüğünü doğruluyordu. Bu gerçek karşısında dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu “Toplumdan hükümet adına özür diliyorum” dedi.

Ocak Ailesi’nin tüm hukuki girişimleri sonuçsuz kaldı. Beykoz Cumhuriyet Savcılığı’nın 1995/1075 Hazırlık Numarasıyla takip ettiği dosyada, rutin yazışmalar dışında bir işlem yapılmadı. Dosya takipsizlik ve zamanaşımı kararlarıyla kapatılmak istendi. 29 Kasım 2016 tarihinde zamanaşımı kararına itiraz başvurusu yapıldı. İstanbul Anadolu 7. Sulh Ceza Hakimliği zamanaşımı kararını kaldırdı ve CMK 173/3 Maddesi uyarınca soruşturmanın genişletilmesine karar verdi. Ancak bugüne kadar dosyada kayda değer bir gelişme yaşanmadı.” 

Açıklamanın ardından oturum sona erdi.