'Demirbaş'

12 Nisan 2010 Pazartesi, 05:56
Abone Ol google-news

Demirbaş tanımını, daha çok eşya için kullanırız. Özellikle de kamu kurumlarında, dolap, masa gibi. Uzun süreliğinden dolayı, başka örnekler de verilebilir. Demirbaş Şarl, yani İsveç kralı XII. Charles gibi. İsveç Başbakanı, geçen nisanda gelmişti ülkemize. Geliş nedeni, bizden gidenler. Vikingler ülkesine, 100 bin göç vermişiz. 30 bini, Konya’nın Kulu ilçesinden. Burada, 300 yıl öncesine inen dostluktan söz edildi. Bir fincan kahvenin hatırı da, kendi rekorunu kırdı. Biz o kahveyi İsveç kralına sunduk. 1709’da Ruslara yenilip, bize sığındığında. Her zamanki konukseverliğimizi gösterdik. Hatta onun için savaşa girdik. 1 milyon kuruş bile harcadık. Beş yıl ve üç ay kadar, uzun kaldı ülkemizde. Üstelik ülkesinin kralı olarak. Bu yüzden yeniçeriler ona “demirbaş” dedi, “değişmez konuk” anlamında.

Konya’daki dostluk söyleminin, yüzlerdeki gülümsemesi henüz kaybolmamıştı. Haber, Stockholm’den geldi. Ve kısa süre önce, İsveç de katıldı soykırımcılar kervanına. Yine, altın tartar gibi. 130’a karşı, 131 oyla. Konunun asıl üzücü yanı bu değil. Başbakan Reinfeldt’in telefon açıp, üzüntülerini bildirmesi. Oysa Avrupa’nın “A”sını bilen, şunu da bilir ki, duygusallığa yer yoktur. Politikasını, sevinç ya da üzüntü üstüne kurmaz. Kendilerince anlamsız bir perdeden seslenmesi, bizim için, işte o üzücü. Arap gezgin İbn Fadlan’ın, hurma ağacı gibi upuzun, sarışın ve al yanaklı diye tanımladığı, güzel insanlar. Boş yere üzülmeyin. Size üzüntü yakışmaz. Bu yarışta, Arjantin’i geçecek değilsiniz ya!

Hem biz, Demirbaş Baba’nızın katlandığı onca sıkıntıya üzülüyor muyuz? Noel gecesi yaklaşık; 130 milyon ev dolaşıyor, saniyede 5 bin 800 km. hızla. Avuç içi kadar kızağa, 100 bin ton armağan yükleyip, sekiz Ren geyiğine çektiriyor. Doğrusu, düşündükçe üzülmeden edemiyor insan! Siz aldırmayın, duygusal görüntümüze! Aslında biz, hiç üzülmeyiz ki... Üzülen, başka türlü davranmaz mı? Tarihsel kayıtlar bu denli açık, savlar böylesine dayanaksız. Üstelik Avrupa’da, milyonlarca yurttaşımız var. Bu değerleri hiçe sayışımıza, bakın, üzülüyor muyuz?

Asıl sorunu, siz de mi merak ettiniz? Sorun, demirbaş sorunu! Çoktan “tasnif dışı” olması gereken bir pasif duruş, Dışişleri’nin başköşesinde lök gibi oturuyor. Bu yel böyle eser, bu yağmur böyle yağarsa, işin ucu, Kuzey Kutbu’ndaki beyaz ayıdan Güney Kutbu’ndaki penguene kadar uzanacaktır.