Deniz Seki: Hatalarım da oldu, ama ders çıkardım

Deniz Seki'nin, şarkılarına, sesine, gözüne yansıyan o eşsiz pırıltıyı görmemek mümkün değil. Seki, hatalarım da oldu, ama ders çıkardım, hayat döve döve öğretti diyor.

27 Mart 2021 Cumartesi, 16:01
Deniz Seki: Hatalarım da oldu, ama ders çıkardım
Abone Ol google-news

Deniz Seki, güzel ve güçlü kadın. Sezgileriyle, kalbiyle, tutkularıyla yaşayan bir sanatçı. Biraz Carmen, biraz Notre Dame’ın Esmeralda’sı. Shakespeare’in Hırçın Kız’ı, Arzu Tramvayı’nın Blanche’ı. Öyle bir karışım, öyle bir büyü var onda. Şarkılarına, sesine, gözüne yansıyan o eşsiz pırıltıyı görmemek mümkün değil. Hatalarım da oldu, ama ders çıkardım, hayat döve döve öğretti diyor. 

- Hadi şarkınızla başlayalım: Savaş ve Aşk. Adı da çok güzel. Fikir nasıl ortaya çıktı, süreç nasıl gelişti?

Şarkının kıymeti bende çok büyük. Sözler Gökhan Şahin, müzik Nezih Önen’in. Aranjeyi de Alper Atakan yaptı. Bu şarkı benim önüme şans eseri düştü. Kendi değişimimle birlikte yapım şirketimi de değiştirdim. Yolum Toy Production’la kesişti. Yapımcım Polat’la konuşuyoruz, “Elimde birkaç şarkı var, bir dinlesene” dedi. Hepsi güzeldi ama kalbim buna vuruldu. Sanki ben yazmışım gibi. Lafları, bestesi, tam oturdu. Şarkıyı çok sevdim, bunu yapalım dedim. Herkes belki benden daha hızlı birşeyler bekliyordu, ama ben duygu kadınıyım. Zaten savaş demek aşk demek, aşk demek savaş demek. Öyle değil mi? Yalan mı?

- Vallahi doğru herhalde! Duygu kadınıyım diyorsunuz Deniz, ben röportajdan önce sizi biraz çalıştım. Zaten takip ederdim. Pek sevmediğiniz, istemediğiniz şeyleri de yapmadınız sanki.

Hiç bir zaman sevmediğim şeyi yapmadım. Kimse istemediğim şeyi bana yaptıramaz.

- Bu güç nereden geliyor peki? Maddi kaygılar veya kötü olmamak adına birçok insan uyum göstermeyi, alttan almayı seçer çünkü. Sizin bir eyvallahı olmayan havanız var. Çok da hoşuma gidiyor bu tarzınız.

Kalbimin sesi. Çok inanırım. Önemli bir sözleşme öncesinde de bir gece uyurum, kalbime sorarım, o bana hep en doğru cevabı verir. Tabii ki mantık ve akıl çok önemli, ama kalp sesi insanı hiçbir zaman yanıltmaz. Benim hayat görüşüm bu. Ne mutlu oldum bunu duyduğuma ayrıca. Ben popçu değilim. Kendime özgü bir müziğim var. Kendi müziğini yapan, kendi yağıyla kavrulan, duygularını akıtan, dinleyicisiyle dertleşen bir müzisyenim, sanatçıyım. Kimse bana dayatarak iş yaptıramaz; ancak kalbim onaylarsa ortaya doğru iş çıkıyor. Hayatımda hep böyle oldu, çocukluğumdan beri. Aklım yatarsa, kalbim onaylarsa ben bir işi yaparım. Gönlüm sevmezse, kimse bana birşeyi zorla yaptıramaz. Bu duruşumdan da çok mutluyum.

- Size yakışıyor.

Mesela herkesin taklidi çıkar, benim yok. Adımdan, soyadımdan türeme de yok. Deniz Seki bir tane var, o da benim.

- Bu dönem nasıl geçiyor?

Çok zor bir dönemden geçiyoruz Fatih’çiğim. Allah hepimize kolaylıklar ihsan eylesin. Annemin sesini duyorum, gidip elini ayağını öpüyorum. Allah ömrünü versin. Çok acı haberler alıyoruz, daha fazla acı haber, ölüm haberi almak istemiyorum. Bugünümüze hamdolsun.

- Deniz siz aslında çok genç yaşta hayatın tüm yüzlerini gördünüz. Çarpıcı, acı yüzler. Hapis var, ihanet var...

Ben o bahsettiğin ilk kelimeyi hiç kullanmıyorum. Ben oraya Maldivler diyorum. Onlar gerilerde, çok gerilerde kaldı. Herkesin hayatta imtihanları var; benim de imtihanlarım böyleymiş. Atlattım çok şükür. Tabii ki geçiyor, ama delip de geçiyor.

- Bu denli zorlu sınavlardan sonra insanda bir kaygı kalıyor mu acaba?

Kaygıları atlatmazsan yaşam devam edemiyor maalesef. Umutla, ümitle yaşam oluyor. Her güne, güneşin doğduğu her sabaha şükretmekten başka çaremiz yok. u İnsan keşkelerinden, kaygılarından, iç hesaplaşmalarından nasıl vazgeçer acaba?

Lafını kestim, bir kere benim hayatımda hiç keşke yok. Yaşadığım herşey Allah’ın bir sınavıydı. Herkes hata yapar hayatta. Hatalarından ders alırsın. Aldığın zaman, ak bir yüzle çıkarsın. Alamazsan da karabatağa batarsın. Bu kadar basit. Tevekkül etmek, şükretmek gerekiyor.

- Ben neden başarılı oldum, şöhret sahibi oldum, neden başarılı oldum demiyoruz da, taşa takılıp tökezleyince, düşünce, isyan ediyoruz hemen. 

Yok, ben öyle diyenlerden değilim. Taytay duran çocuğu düşünsene. Düşüyor, kalkıyor. Emekleye emekleye, yürümeyi öğreniyor. Bu da öyle. 

- Böyle düşünüyor olmanız ne kadar özel bir durum aslında.

İyi ki bunlar olmuş, keşke olmasaydı değil. İyi ki olmuş, bana kendimi tanıtmış, içime döndürmüş, Deniz’in kim olduğunu öğretmiş.

- O tanıdığınız Deniz’i de sevmişsiniz...

Sevdim. Ama bir zamanlar hiç sevmiyordum. Sevmiyormuşum. Önce canan, sonra can diyenlerdenmişim. Şimdi önce can, sonra canan.   

- Son zamanlardaki değişiminiz hakkında çok şey söylendi, yazıldı. Ben de inceledim, gerçekten de yüzünüzün ifadesi bile değişmiş.

Vücudun değişince, özgüvenin yerine gelince, bakışın bile başka türlü oluyor. Ben bunu Şeyda Coşkun’a borçluyum. Benim yaşam koçum o. Birlikte çok emek verdik, çok zor bir yolculuktu, ama başarıyla tamamladık. Ben çok iradeli ve sabırlı bir insanmışım, zaten bunu daha önce bulunduğum o yerde öğrenmiştim. Sabır ve meşakkat, bulunduğun yerde durabilmenin birinci temeli. Sabrı da sevgiyle kucaklamak gerekiyor. Kaygı yok, akışa bırakacaksın. O kadar güzel kapılar açılıyor ki o zaman... İnsanın kendisi bile mucizelere şaşırıyor. 

- Prenses Diana “İnsan hiçbir zaman yeterince zayıf, yeterince şöhretli ve yeterince zengin olamaz” demiş. Doğru mu demiş?

Doğru demiş. Burada da işin içine tevekkül giriyor. Tevekkül için de Mesnevi’yi okumak gerekiyor.

- Ne zaman başladınız okumaya?

Maldivler’de başladım, hani adını söylemediğim durumdayken. Orada başlamıştım. Başlanması gereken bir yerde başlamışım. Hayatta herşeyin bir zamanı var. Hiçbir şeye kaygılanmayacaksın. Bir yılı aşkın bir zamandır evde oturuyoruz mesela. Bazen “acaba şarkı söylemeyi unutmuş muyumdur” diyorum kendi kendime. Yok ayol, bisiklete binmek gibi birşeydir bu.

- O ilk mikrofonu elinize alıncaya kadar bence.

İşte o ilk sahnemi çok merak ediyorum. 

- Derinliğiniz çok görünüyor, çok ortada Deniz. Sıklıkla gördüğümüz insanlara hiç benzemiyorsunuz.

Çok teşekkür ederim. Benim yaşadıklarım da çok kolay değildi. Herhalde onun mükafatı olsa gerek.

- Nasıl zayıflamışsınız, nasıl fotoğraf çektirmişsiniz konularında da sonsuz yorum yazılıyor.

Yok photoshop diyorlar, yok bilmem ne. Kim ne derse desin. Ben kendimi biliyorum. Fotoşopsuz motoşopsuz aslan gibi bir kadın oldum. Ben zaten kendini güzel hisseden bir kadındım.

- Her zaman çok güzeldiniz ayrıca.

Çok teşekkür ederim. Annemin rahatsızlığıyla kilo almıştım. Karşıma Şeyda Coşkun çıktı, sonra çok küçük dokunuşlar yaptırdım. Artık her kadın yaptırıyor. Yaşım da artık 51. 

- Rahatsızlık duymadan yaşınızı söylüyorsunuz.

Hiç gocunmam. Ben yaşsız bir kadınım. Takvim yapraklarına asla inanmam. Ruh yaşım 19. Şeyda, Tuğba, Çiğdem; onlar benim çok kıymetlilerim. Benim ailem onlar. İyi kalpli bir kadın olduğum için, Allah benim karşıma iyi insanlar çıkartıyor.

- Teknolojiyi, sosyal medyayı çok fazla aktif kullanmıyorsunuz, değil mi?

Aslında sosyal medyanın gücüne inanıyorum. Ama sanal alemde çok fazla dolaşmayı da sevmiyorum. O yüzden profesyonel bir ekip kurdum kendime, onlarla beraber yürütüyoruz. Biraz kendimden bahsediyorum. Öyle tik tok falan, öyle şeylerle işim yok. Kötüye kullanan insanlara çok kızıyorum. Bilinçli ve akıllı bir şekilde kendini ifade etmen lazım. Cahil ve öğrenmemek isteyen bir kesim var. Kitap okumayan, oturduğu yerden klavye kahramanlığı yapan bir kesim var. Onlara hiç bakmıyorum, gülüp geçiyorum. 

- Şimdinin hayalleri neler?

Bir best of albümü hazırlıyoruz. 25. yılımda, 25 şarkılık bir best of albümü. Alper Atakan’la çalışıyoruz. Onun heyecanı içindeyim. Bu yapılana kadar da her ay dinleyicilerimize birer şarkı hediye edelim dedik. Yeni single’ın okumasını da iki gün önce yaptım. 

- Çok güzel bir proje olmuş.

O şarkılar, "best of"takiler, benim takvim yapraklarım. Genç kızlığım, aşklarım, acılarım, güzel anılarım, vesaire, vesaire. Çok güzel bir albüm olacak. Bir de başka arkadaşlarıma verdiğim şarkıları da okuyacağım.

- Ne eklemek istersiniz bu röportaja?

Hayatımdaki en samimi, en çok içimi döktüğüm röportajım oldu. Artık insanları gördüğüm anda üç dakikada içlerini görüyorum. MR’ını çekiyorum neredeyse. Uzaklaşmam gerektiğini hissettiğim insandan hemen uzaklaşıyorum. Hayat bana döve döve öğretti bunları. İnsanların hislerini, kalplerini görüyorum. İyi insansa sokuluyorum. Bunlar da büyük dersler, büyük öğretiler bana göre.