Deniz Tezuysal: Korka korka hayat geçmiyor

"Bir şeylerin değişmesi için önce biz kadınların kendimizi değiştirmesi lazım. Biz kendimizi özgür bırakmalıyız bize dayatılan kalıplardan çıkmalıyız ki çevremiz de bize ayak uydurmak zorunda kalsın çevre de değişsin. Kimsenin o şunu dedi bunu dedi, ayıp bilmem ne bu kalıplara çok fazla takılmadan, neyi kendileri için uygun buluyorlarsa neyi doğru buluyorlarsa onu yaşamaları gerekiyor diye düşünüyorum."

04 Şubat 2021 Perşembe, 22:02
Deniz Tezuysal: Korka korka hayat geçmiyor
Abone Ol google-news

Deniz Tezuysal’ın yazıp başrolünde oynadığı BluTV dizisi Bonkis, yeni mini dizi olarak yayın hayatımıza girdi. Tezuysal’ın kendi hayatından süzerek yazdığı senaryoda, kadınlık hallerine dair pek çok trajikomik hikâye var. Bir kadın olarak izlerken, ‘anlatılan bizim hikâyemiz’ dememek elde değil. Dizinin baş karakterinin adı da Deniz. Deniz’in en yakın arkadaşını Vildan Atasever oynuyor. Deniz, (aynı gerçek Deniz gibi) mimarlığı bırakıp açtığı kafesi Bonkis’i ayakta tutmaya çalışırken aşk, flört, aile, para gibi konularda başına gelen ‘felaketlerle’ de boğuşuyor. Kafede umutsuzca müşteri bekleyişleri, anne ve babasıyla buluşacakken kendini eski sevgilisinin nişanında buluvermesi, anne ve babasından borç isteme provaları gibi... Tezuysal’la hem dizisini hem de bu devirde kafe açmanın zorluklarını, iki Deniz’in benzerliklerini ve farklılıklarını  konuştuk.  

BluTV’de başlayan diziniz Bonkis’te, kısa ama vurucu ifadeler var kadın olmaya dair... Nereden toplandınız bu hikâyeleri?

Ben iyi bir gözlemciyim. Yazarlık ezelden beri yaptığım bir iş, metin yazarlığı, blog yazarlığı yaptım. Kafam hep öyle çalışıyor yani hayatı hep kayıt altına alma durumum var çocukluğumdan beri. Defterin başına geçince de o birikimden bir şeyler akıyor. Çok da şöyle yapayım böyle yapayım diye dizayn etmedim. İnsanlarla sohbetimden kalanlardan böyle bir şey çıktı ortaya. Deniz karakteri ile benim çok alakam yok. Ben yedi yıllık evliyim, altı yaşında bir oğlum var. Ben böyle olmasam nasıl olurdu, nasıl bir hayat sürerdim diye düşündüğüm şeyler de Deniz'le ilgili bu hayalleri kurmama sebep oldu açıkçası. Hep şunu diyorum o bir paralel evren Deniz’i. Ben hayatımda bir gün belki başka bir tercih yapsam şu an o hayatı yaşıyor olurdum gibi düşünüyorum. Kadınlar üzerindeki standart baskılar bana da farklı türlü sirayet ediyor. Her türlü baskı var anne babadan, etraftan... Bunları anlatmak hoşuma gidiyor. Deniz’in başına gelenler birebir benim hayatım değil ama maruz kaldığımız durumlar evli de olsak bekar da olsak çoğu zaman benzer oluyor. 

İki Deniz arasındaki diğer farklar neler? O evli değil, çocuksuz... Başka?

Dizideki Deniz’in bir şeyi yapmayı kafasına koyduğunda içinden gelen hırsı ve inadı tamamen kendimden kattığım şey. Diziyi de bu inadım olmasa yapamazdım. O konuda çok benziyoruz ikimiz de çok inatçıyız. Ben biraz daha makul temkinli korkak bir insanım. O Deniz’in gözü kara, per şeyi yapabilir. Birazcık deli bir arkadaş kendisi. O yanı benim çok hoşuma gidiyor. Benim yapmaya cesaret edemeyeceğim çok şeyi o düşünmeden yapıyor. 

9 sene mimarlık yaptı. 36 yaşında. Bir ablası var. Dedesi Bostancı Emniyet Müdürü. 7-8 göbek İstanbullu biri aileden. Babası Ereğli Demirçelik Fabrikası’nda çalışıyormuş. Tezuysal orada doğmuş. Çok eğlenceli bir çocukluk geçirmiş: “En büyük şansım orada doğmak. İstanbul’da büyüseydim bu insan olamazdım. Binlerce kişinin oturduğu lojmanlarda büyüdüm. Güvenliydi, anne babalarımız bizi sokağa salardı, gece birlere kadar oynadığımı bilirim, iyi okullar vardı, iyi eğitimler aldık. Hepimiz müzik, spor aktiviteleri hiç eksik olmadı. Avrupai bir yaşantı vardı, açık hava, her yer yemyeşil...”

DOĞURUP TÜYDÜM!

Yazarlığa ne zaman adım attınız? Sizi biraz daha tanıyalım...

İTÜ mimarlık mezunuyum.  Üniversiteden beri edebiyat klüpleri, blog yazarlığı gibi şeylerle çok ilgiliydim. Sonra mimarlık yapmaya başladım, savrula savrula gece gündüz çalışıyoruz, başka hiçbir şey yapmaya fırsatım olmadı. Ama işi bıraktıktan sonra ben ne yapmak istiyorum diye sorunca yazarlık yapmak istiyorum dedim kendime. 30 yaşımı geçmiştim... Kendi kendime hikâyeler yazıyordum. Bartu Küçükçağlayan, arkadaşım, ‘bu yazdıklarını senaryoya dönüştürsene’ dedi bir gün. Bana yol gösterdi...  Sonra ben de ‘ben bu işi yaparım’ dedim. Baya çalıştım, gece gündüz demeden...

Kaç yıl mimarlık yapmıştınız?

9 sene olmuştur.

Bırakmanız büyük cesaret aslında...Çoğu kişi haya kurar ama bırakamaz, karar anı nasıl oldu?

Sekiz buçuk hamileydim. Hasankeyif’teki mağaraları otele dönüştürme projesinde çalışıyorduk... Karnım burnumda, gece dörtlere kadar iş, ‘ne yapıyorum ya ben’ dedim. Öyle bir sistemin içine giriyorsunuz ki, köleye dönüşüyorsunuz. Tamam projenin teslimi gecikmesin ama biz ölelim mi yani. Ne para var, her hafta ödeme bekle... Bunun sonu yok dedim, çocuk benim için kaçış noktası oldu, doğum yaptıktan sonra tüydüm!

 Anneliğinizin yazarlığınıza etkisi oldu mu?

Çok romantik bir annelik yaşamıyorum. Anneliği kutsal gören kadınlardan değilim. Daha doğal, hayatın akışında gelişen bir şey oldu benim için çocuk sahibi olmak. Çocuğu da oradan oraya sürükledim, yaptığım her şeye dahil ettim. Yazarlığımı besliyor mu emin değilim ama benim yazar olmam annelik şeklimi etkiliyordur, daha özgür bir birey yetiştiriyor olabilirim bu rahatlıkla. 

Diziden bir kare...

KAFE AÇILMAZ ARTIK! PEYNİR KAÇ LİRA?

 Kafe Bonkis’i de sormak istiyorum. Kafe açmak zor mu?

Ortak olduğumuz arkadaşım Öykü’nün (Karayel) bir hayaliydi, birlikte yapalım mı dediğinde deneyeyim dedim. Bir senedir evde oturuyordum. Sonra bambaşka bir hikâyenin içinde buldum kendimi. O aksiyon yazma isteği uyardırdı. 2016 yılıydı açtığımızda, yaklaşık üç senelik bir maceraydı... Çok zor bir iş. Hayaller ve gerçekler arasında uçurum var. İlk sene ellerim paramparça oldu bulaşık yıkamaktan. O iş mutlaka size kalıyor! Ve insanların bu kadar kaprisli olabileceği ölsem aklıma gelmezdi. Neler neler! Milyon çeşit insan varmış. Kimseyi memnun etmeniz mümkün değil. Birinin çok beğendiğini diğeri kafanıza atabiliyor. 10-12 saat ayaktasınız, alışveriş, derken eleman gelmez, dükkanın açılmasına beş dakika kala arar ‘hastayım’ der. Yataktan atlar, çocuğu sırtlar koşarsın dükkana, kepengi kaldırmayla boğuşursun... Pandemi öncesi dükkana alıcı çıkınca iyi ki kapattık yoksa iflas ederdik. Ben de yorulmuştum... Diziye de başlamak üzereydik...

Para kazanamadınız mı hiç?

Üç senenin sonunda ne zarar ettim ne de kâr. Kârım şu oldu bir sürü insanla tanıştım, bir sürü eğlenceli hikâyem oldu. Hiç pişman değilim.

 Nasıl hikâyeler mesela?

İlk açarken ruhsat için belediyeden geldiler, ‘tamam’ deyip gittiler. Bir ay sonra bir zabıta geldi, ‘sizin bir tuvaletiniz var.’ Koşturdum belediyeye. Yasa değişmiş, çift tuvalet gerekliymiş. Bir hafta kala depoyu tuvalete çevirdik. O kadar komikti ki ne gideri var ne başka bir şeyi. O tuvaleti yapışımızı asla unutamam, ruhsat alamayacağız diye... 

Kafe ortamı dışarıdan çok güzel görünüyor. Tezgahtan bakınca nasıl?

Mesela bazıları ‘hoşgeliniz’ deyip ilgilenince rahatsız oluyor, bazısı ilgi istiyor. Çok acayip, ne yapacağınızı bilemiyorsunuz. Ters ters bakıp geçip oturan oluyor. Biz bir noktadan sonra salmıştık (gülüyor.) İnsan memnun etmek zor. Kafe açılmaz artık, isteyen de varsa otursun oturduğu yerde. Ben açtığımda beyaz peynirin kilosu 35 liraydı, bir buçuk senede 75 sene çıktı. Biz o kadar zam yapamayız ki. Aynı paraya satmaya çalışıyorsun, kahvenin çekirdiğe 50 liradan 120 liraya çıktı... 

İki Deniz’in de ilham verici yönleri var. Kadınlar için ufuk açıcı. Öyle bir kaygınız var mıydı kadınlara mesaj vermek gibi...

Aslında doğal gelişti. Kadınların sesi olayım diye bir amacım yoktu. Kadın olmaya bakış açımız belli olduğu için aklımızdan çıkan hayaller de o şekilde oluyor. Feminist pavyon mesela... Neden olmasın? Diziyi izleyenlerden mesaj geliyor. Hoşuma gidiyor ve şaşırıyorum.

Feminist pavyon çok iyi fikir birileri açabilir!

Açsınlar, ben giderim (gülüyor.)

Aileniz ne dedi yeni yolu çizdiğinizde?

Bir tek annem ‘mimarlığa dönsen mi acaba’ diyor: “Eski ofisin belki eleman arıyordur.” Anne diyorum, “Şaka mı yapıyorsun.”

“2015'te çocuğum dünyaya geldiğinde bir sene izin aldım kaçış o kaçış, tüydüm” diyor. Başka hikâyeler var tezgahında. Başka bir dizi projesi üzerinde çalışıyor.Yeni dizisinde oynamayacak! Bonkis’te oynamasına herkes karşı çıkmış, yönetmen Emre Erdoğdu hariç. Şimdi geri dönüşlerden oldukça memnun. Oyunculuğun çok zor olduğunu söylüyor: “Deneme arzum var. Bir arkadaşım ‘bir yıl konuşmasak aradığımda doktor oldum diyeceksin diye korkuyorum’ dedi. (Gülüyor ) Seviyorum, bir şeylerin peşine takılıp gitmeyi, uğraşmayı.” 

Özgüveni yüksek biri misiniz? 

Kendime aşırı güveniyorum diyemem ama bir şeyi yapmak istersem cesaret ederim. En kötü ne olabilir? Başarısız olursun ne olacak. Dükkanda olduğu gibi... O başarısızlık da başka bir şeye yol açar. Korkmuyorum başarısız olmaktan. Bonkis’in vereceği bir mesaj varsa da o bu olmalı. Yapmak lazım ne istiyorsan. Denemek lazım. Korka korka hayat geçmiyor.

Neden mimarlık okumuştunuz?

Gözlemleyi, çizmeyi, dizayn etmeyi seviyordum o yüzden mimarlığı tercih ettim. Senaryo yazarken mimarlık bilgilerimden çok faydalandım. Bir tasarım nasıl oluşturulur? Hikâyesi ne olacak? Nerede geçecek? Bunları düşünürken mimarlık bilgilerim bana çok yardımcı oldu. İyi ki okumuşum. 

Bir günü nasıl yaşarsınız? Dizayn etme alışkanlığı olan biri günü de planlıyor olmalı...

Planlı olmayı seviyorum. Aşırı düzenli olmasam da her zaman planım bellidir. Kafama göre takılıyorum diyemeyeceğim. Dizideki Deniz’e gıpta ediyorum, o kadar özgür bırakamam kendimi. 

Kadınlara ne söylemek istersiniz peki?

Bir şeylerin değişmesi için önce biz kadınların kendimizi değiştirmesi lazım. Biz kendimizi özgür bırakmalıyız bize dayatılan kalıplardan çıkmalıyız ki çevremiz de bize ayak uydurmak zorunda kalsın çevre de değişsin. Kimsenin o şunu dedi bunu dedi, ayıp bilmem ne bu kalıplara çok fazla takılmadan, neyi kendileri için uygun buluyorlarsa neyi doğru buluyorlarsa onu yaşamaları gerekiyor diye düşünüyorum. Kimsenin ne dediğine bakmasınlar. Biz özgürleştikçe kadınlar dünyayı değiştirme yeteneğine sahip, bu bir gerçek. Dünyayı biz değiştireceğiz. Bizim evde her şey cinsiyetsiz. Yıl olmuş 2021 erkeklik ne arkadaşlar? Bırakın bunları bıktık.