'Düşman hukukuyla yargılanıyoruz'

Yalçın Küçük, "Suçtan değil, yapabileceklerimizden yargılanıyoruz. Düşman hukukuyla yargılanıyoruz" diye konuştu. Ergenekon davasında tutuksuz sanık Cumhuriyet Gazetesi yazarı Prof.Dr. Erol Manisalı son savunmasını yaptı.

18 Haziran 2013 Salı, 11:07
Abone Ol google-news

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri Cezaevi Yerleşkesi'nin bitişiğindeki salonda görülen davanın 317. duruşması yapıldı. Duruşmanın öğleden sonraki oturumunda uzun süredir ağır hastalığıyla mücadele eden Cumhuriyet Gazetesi yazarı Prof. Dr. Erol Manisalı, esas hakkındaki mütalaaya karşı son savunmasını yaptı. Manisalı savunmasına “Burada niçin sanık olarak bulunmak zorunda olduğumu bilmiyorum. Neyi savunacağımı da bilemiyorum. İddianamede ve mütalaada yer alan iddialarla en ufak ilgim yok” sözleriyle başladı.Mütalaada hakkında “hükümete darbeye teşebbüs iddiasıyla” ağırlaştırılmış müebbet hapis ve yakalama kararı çıkarılması istenen Manisalı “Hayatımda hiçbir örgütün içinde ya da kenarında olmadım. Bu asılsız iddialar yüzünden son 4.5 yılda manevi ve bedeni olarak kendimi çökmüş ve çökeltilmiş hissediyorum” diye konuştu.

Telefon görüşmelerinin örgütsel irtibat olarak değerlendirildiğine dikkat çeken Prof.Manisalı “Benim bir akademisyen olarak temaslarım, telefon görüşmelerim, aklınızın almayacağı kadar geniş boyutlardadır. Dünyanın her yerinden bana malzeme gelir. Belki bunların içinde incelense yüzlerce suç unsuru vardır. Bana gelen kitapları dergileri, konferanslarımı izleyenlere, öğrencilere dağıtırım” dedi. Bir bilim adamı olarak kitap, makale yazarak, ders vererek bilgilerini aktarmaya çalıştığını anlatan Prof.Manisalı “İddianamede ‘özel hayatla ilgili yayınlar bulundu’ diyor. Ben yayınevlerinin protokol listesindeyim. Gandi’nin hayatından Türkan Şoray’ın hayatına kadar kitap gelir bana. Kimsenin özel hayatına ilişkin özel bir çabam yoktur” diye konuştu.

 

'Erdoğan’a da öğütlerde bulunmuştum'

Tutuksuz sanık emekli orgeneral Şener Eruygur ile 2008 mayıs ayında Harbiye Orduevi’nde herkese açık ortamda yemek yediğini anlatan Prof.Manisalı “Eruygur Atatürkçü Düşünce Derneği’ne yeni genel başkan seçildiğinde davet etmişlerdi. Bir bilim adamı olarak ben bilgilerimi herkesle paylaşırım. Recep Tayyip Erdoğan, yeni belediye başkanı seçildiğinde Japon Büyükelçisi’ne verilen yemeğe beni de çağırmıştı. Erdoğan o zaman Refah Partiliydi. Erdoğan’a da öğütlerde bulunmuştum. İsmini vermeyeyim ‘O şahıs imajınızı bozuyor’ demiştim. Yanımda Yavuz Canevi de vardı” dedi.

Prof.Manisalı şöyle devam etti: “Ben bulunduğum her mekanda her kesime iyi niyetle bildiklerimi verebilmek için çalıştım. ‘Örgütsel ilişki’, ‘şununla bununla görüşme’ gibi iddialara şaşırıyorum. Ben bir bilim insanıyım. İddianame ve mütalaada benimle ilgili değerlendirme yapanlar nasıl bir şahıs olduğumu göz önünde bulundurmalıdır. Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan, Süleyman Demirel. Erbakan, Çiller, Aydın Menderes beni davet edip uzmanlık alanımdan yararlandılar”

 

Telefon görüşmeleri

İddianamenede kendisiyle örgütsel irtibatlı olduğu iddia edilen kişileri tanımadığını söyleyen Manisalı “İddianamede ‘telefon etti, etmedi’ gibi konular inanılır gibi değil. Bu konuda savunma yapmam bile azap verici bir şey. Kendi kendime yediremiyorum. Benim ne bir örgütle ilişkim var. Herkesle iyi niyetle bilim insanı olarak çalışır elimi uzatırım” dedi. 

 

20 bin öğrenci

Prof.Dr. Manisalı 1960’tan beri bütün hükümetleri ağır şekilde eleştirdiğini söyleyerek “Sağlık durumum bu haldeyken bunları anlatmak durumunda kalmak bana ıstırap veriyor” diye konuştu. Manisalı şunları kaydetti: “Ben bir bilim insanıyım, kitap yazarım, makale yazarım. Benim kitaplarımda makalelerimde yer alan görüşlerim kendi aralarında konuşmuş olabilirler. Bunu ben bilemem. Her düzeyde 20 bini yakın öğrenci yetiştirdim. Bu iddianamede yer alan hususlar, benim yanıma konamaz. Benden nefret eden, çaktırdıklarım dahi beni bu ididaların yanına koymaz.”

Manisalı savunmasının ardından kendisini iyi hissetmeyine sağlık ekipleri tarafından muayene edildi.

 

Küçük’ün savunması

Prof.Dr. Yalçın Küçük de son savunması için iki büyük çanta ile birlikte sanık kürsüsüne geldi. Çok sayıda dergi, kitap dosyayı çıkararak kürsüye ve ön taraftaki sanık sıralarına yayan Küçük “Bir savunma yapmam söz konusu değildir. Esas hakkındaki mütalaayı okumadım. Huzurunuzda sunuşlar yapacağım” diye konuştu.

 

Gezi parkı

Yalçın Küçük, Gezi Parkı olaylarına gönderme yaparak “Bugün Türkiye’nin her tarafından yükselen sesler, yeni bir Türkiye talebidir. Ben Türkiye Cumhuriyeti’ni savunuyorum. Bu imkanı bize siz verdiniz, bizlerin savunması kitlelere mal oldu” diye konuştu. “Bizde suç aramayın, biz suçuz” diyen Yalçın Küçük şöyle devam etti: “Biz geçmiş rejimin insanlarıyız. Ansiyan rejim, Farsça’da köhne anlamında... Eski düzenin insanlarını yeni düzenin hukukuyla yargılıyorsunuz. Hukuku yok aslında yanlış söyledim. Yaptıklarımız şeyler yaşadığımız rejime göre suç değildi. Bizi yeni bir düzende olduğunuz için yargılıyorsunuz. Ben ansiyan rejim kavramını ortaya attığım zaman sadık muhalifim Tuncay Özkan ‘Hayır, Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkıldığını kabul etmiyoruz’dedi. Yeni bir rejim, yeni bir düzen olduğunu bilmiyor”

 

Düşman hukuku

Alman hukukunda “düşman hukuku” kavramı olduğunu anlatan Küçük “Düşman hukuku ile ansiyan (eski) rejime uygulanan hukuk aynıdır. Düşman hukukunda sanık durumunda olanın suçuna, filine bakılmaz. Yapılabileceklerine bakılır. Huzurunuzda bir genelkurmay başkanı varsa ne yaptığına bakılmaz. Alman düşman hukukuna göre ‘Sizde darbe yapma kabiliyeti var’ denir. Cezası idamdır. Konunun esası budur” dedi.

 

İnsanlığa aykırı

Hakkında “hükümete darbeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis istenen Prof.Dr. Yalçın küçük “Ağırlaştırılmış müebbet hapis, insanlığa aykırıdır. Bunun yerine idamı tercih ederim” diye konuştu.

 

Ailece karar

Yalçın Küçük, ailesinde zor bir karar alınacağı zaman eşi Temren Küçük ile birlikte kararı oğulları Ömer Devrim Küçük’e bıraktıklarını belirterek şunları anlattı: “Avukatım ustat Hasan Fehmi Demir, tutuklanacağımı düşünüyordu. Oğlum ‘Yapacak hiçbir şey yok gideceksin, umudu kıramazsın’ dedi. Oğlum yurtdışında büyük inşaat şirketlerinde yöneticilik yapar. Ben tutuklandığımda ‘Ömer bey babanız tutuklandı, üzülmediniz mi’ demişler. ‘Üzüldüm ama benim babam dışında kalsa sevinemezdik’ diyor”. Küçük “Beni devlet buraya tıpkı Ortaçağ’daki gibi sanık kıyafeti giydirerek buraya oturttu. Bu dava kitlelere mal oldu. Beni buraya Devrim soktu. Beni buradan devrim çıkaracaktır. Hiçbir kuşkum yoktur” diye konuştu.

 

PKK iddiaları

Abdullah Öcalan ve PKK üzeride etkili olduğu iddialarına yanıt verirken İstanbul’daki avukatlar, basın ve ana KCK dava dosyalarını mahkemeye sunan Küçük “KCK iddianameleri, PKK’nin röntgenidir. Biz burada yokuz, Türk ordusu yok. Abdullah Öcalan 2005-2001 yıllarında Genelkurmay’ın kontrolündeydi. 2011’den sonra MİT ve AKP’nin kontrolüne alınmıştır” diye konuştu.

Genelkurmay’ın harddisklerine ilişkini rapora değinen Küçük şunları şöyledi: “Türk Genelkurmayı 2009 itibariyle Fethullah Gülen cemaati ve AKP arasında hiçbir ayrım görmüyor. AKP iktidarının ve Fethullah Gülen hareketinin beraber olduklarını ve Kürtlerle yapılacak anlaşmaya Türk Ordusu’nun müsaade etmeyeceklerini düşünerek Ordu’yu zayıflatma ve tasfiye etme hedefi güdüldüğünü saptıyor.”

 

Darbe yok

Küçük, Genelkurmay Başkanlığı’nın 2008 ve 2009 yıllarında Cumhuriyet’in tehlikede olduğunu net bir şekilde tespit ettiğini belirterek “Genelkurmay şüpheye yer vermeyecek şekilde askeri müdahaleyi kesinlikle reddediyor. Kimse subayları şu veya bu nedenle darbeyle suçlayamaz. Amerika desteği olduğu saptaması var. Ayrıca ekonomi iyi gittiği zaman halk tarafından desteklenen idareye de asker müdahale etmez” diye konuştu. Küçük, günümüzde ise şartların değiştiğinin altını çizerek “Amerika bu iktidarı desteklemiyor. Paralar dışarıya gidiyor. Halk bu hükümete karşı. O dönem hangi şartlar varsa bugün yok. Çok tehlikeli bir duruma gidiyoruz” uyarısını yaptı.

Davada tanık olarak dinlenen Abdullah Öcalan’ın eski avukatlarından İrfan Dündar’ın kendisini aradığını anlatan Küçük “Öcalan ile 4-5 yıldır görüşmediğini biliyorum. Beni aradığında ‘Ergenekon ile PKK bağlantısını kurdun’ dedim. İrfan Dündar ‘Yalçın Küçük'ün evine gitmedim’ dedi. Buna rağmen esas hakkındaki mütalaada benimle görüştüğü yazıyor. İşte bu siyasi dava kalıplarına uyuyor” diye konuştu.

 

Yan yan yürürüm

Nazım Hikmet’in yaşamından örnekler veren Yalçın Küçük “Ben hep duvarı arkama alırım, vurabileceğim korkusuyla. Ben hep mehter takımı gibi arkamda kimse var mı diye yan yan yürürüm. Yanımıza yaklaşanın ‘ajan’ olduğunu düşünürüz. Yine de bu toprakları bu kadar seviyor, bırakmıyoruz. Kaçmıyoruz tutukluyorlar, sonra da ‘kaçma şüphesi var’ diye tutukluluğuna devam kararı veriyorlar” dedi.