Etliye sütlüye karışmam diyenden korkacaksın!

Melek Mosso, "Ahmet Kural’ın hiçbir işini izlemiyorum artık, hiçbir şeyine bakmıyorum. Hiç alakam bile yok. Bundan sonra Ozan Güven için de aynı şeyi düşüneceğim. Rubato’nun solisti Özer Arkun yine aynı şekilde. Videosunu izledim, yerdeki kanları siliyor. Bu insanlara yaptırım uygulamazsan, başka bir kefeye koyarsan işimiz iş. Herkes için ciddi yaptırımlar olmalı. Bir 7 ay içeri at bakalım, bir kendiyle kalsın düşünsün" diyor. Halasının kızını, arkadaşı Değer Deniz'i erkek şiddeti yüzünden kaybetmenin acısını yaşıyor...

20 Temmuz 2020 Pazartesi, 17:55
Abone Ol google-news

  
Melek Mosso, şarkı söylemek için müzik öğretmenliğini bırakmış, her şeyi sıfırlamış. Sokaktan yola koyuluyor, hiçbir aranjöre eyvallahı yok çünkü... Vapurda yan flüt çalıp şarkı söylüyor en güzel İstanbul manzaraları eşliğinde. ‘Bir liralarla’ geçen günler sonunda, tam her şeyi bırakıp Hindistan’a gidecekken, bir yarışmaya katılıyor ve yıldızı parlıyor. Sözleri kendisine ait olan Kedi şarkısıyla çok güçlü bir giriş yaptı sektöre. Yeniden yorumladığı Yıldız Tilbe şarkıları çok sevildi. En son Tilbe’nin Yâr adlı şarkısını paylaştı. Yeni normalde konser vermeye bile başladı. 22 Temmuz’da Ayvalık’ta, 15 Ağustos’ta Side’de, 16 Ağustos’ta Antalya’da, 17 Ağustos’tü büyüdüğü şehir Denizli’de sahnede olacak. Mosso ile Kadıköy Yeldeğirmeni’nde buluştuk. Güçlenerek büyüyen bir kadının hikâyesinden bir bölüm aktarabildiğimiz...“Dokuz on yaşıma kadar köydeydim, inek nasıl sağılır, tarla nasılır biçilir, orada öğrendim, oyuncu taklitçi bir çocuktum, ilk bestemi yedi yaşımda yapmıştım, ilkokul dörtte, beşte yaptığım şarkılar var. Sonra sürekli yazmaya başladım, şiirler, küçük hikâyeler... Monolog yazıyorum. Takdir ettiğim sanatçılar gibi olmak istiyorum 20 yıl sonra, Sezen Aksu, Nazan Öncel, Nilüfer, Nüthet Duru gibi... Adını şimdi sayamadığım muhteşem sesli kadın vokallerden biri olmak istiyorum, yazan, üreten, sahip çıkan...” diyor.


"Kızlar ne giymek istiyorsanız giyin, ne konuşmak istiyorsanız konuşun, kimsenin nasıl davranmanız gerektiğini söylemesine ihtiyacınız yok, kendi kanatlarınız var uçun, aksini söyleyenlere de babayı alırsınız deyin." Babayı Alırsın, Mosso’nun bir şarkısı. “Bu bir sahne şovu, büyütüp başka bir yere koydular şahsen benim de hoşuma gitti, usluba takılsalar da...” diyor. Mosso bu sözleri geçen yaz bir konserinde söylediği için hedef olmuştu. O günlere gönderme yaparak 'open' yazısı önünde poz verdik... 

Fotoğraflar:Kaan Sağanak

İstanbul’a geldikten sonra neler oldu?

Aslında Kayseriliyim, beş yaşımda ailemle Denizli’ye taşınmışız, 18 yaşıma kadar ordaydım. Denizli’de olunca İzmir’e sık sık gidiyorsun, üniversitedeyken de çok gidiyorduk İzmir’e. Aydın’da müzik öğretmenliği okudum. En son İzmir’e yerleştim, okula İzmir’den gelip gitmeye başladım. İzmir’den geldiğimde burası benim için biraz korkutucu bir şehirdi. Biz doğa ile iç içeydik, İzmir’in kadınlara olan saygısını bilirsiniz... Orada kıyafetlerimizle hiç yargılanmazdık. İstanbul’a geldiğimde kuzenim bana ‘bu kıyafetleri mi giyeceksin, hemen bunları kaldır, daha usturuplu kıyafetler al kendine’ demişti. İlk duvara tosladığım durum oydu. Aradan birkaç hafta geçince anladım zaten. Gittiğim herhangi bir yerde bana sorulan ilk soru ‘İzmirli misin?’ oluyordu. O özgüven, o enerji demek ki insanlara böyle hissettiriyor diye düşündüm ben de...
 

İzmir’in kızları diye bir efsane var tabii...

Evet... O kadar özgüvenliyim ki, ayaklarım yere basıyor, gözlerimden ateş çıkıyor. Yapacağım işi de biliyorum, şarkı söylemek istiyorum, ilerlemek istiyorum. Ateş çıkıyordu gözlerimden. Ve ‘İzmirli misin’ sorusuyla sık sık karşılaşıyordum. Bir yıl boyunca sürdü bu... Bir süre sonra ben de o davranışlarımdan biraz istekli, biraz isteksiz uzaklaştım...
 
Enerjinizi söndürdüler yani...

Ben asi biriyimdir. Ruhum öyle. Bir şeye inat ettiysem onu yaparım, inatçıyımdır da. Ama baktım ki orta yol bulamıyorum. Bir yandan da işimde ilerlemeliyim. Onu baskılamak değil de bir süreliğine sakinleştirip, bir rafa koydum. ‘Seni oradan çıkaracağım gün gelecek, sen şimdilik orada tatlı tatlı dur.’ Bence bu bir taciz. Rahatsız edici. ‘İzmirli misin?’ Özgüvenli oluşum, kendimi güzel hissetmem, güçlü hissetmem, başka bir şeyler mi ifade ediyor? İnsanlarla ilişkilerimi kötü bir boyuta getirmemek adına, kavga etmemek adına bir süre dengeyi gözettim. Oranın dilini biliyordum ama İstanbul’un dilini bilmiyordum, öğrenmem gerekiyordu. 
 
İstanbul ne söylüyor şimdi?
Her semtinde farklı bir dili var bence. Her semte göre davranmak gerekiyor diye düşünüyorum. Kadıköy bambaşka bir yer, Cihangir öyle. Beykoz’a gidiyorsun bambaşka bir yer... 
 
Şimdi İstanbul’un en çok neresini seviyorsunuz?
Moda’yı çok seviyorum ama daha çok orman istediğim için Sarıyer’i de çok seviyorum. İstanbul’da doğayı arıyorum diyebilirim ama sosyal hayatın olduğu en sevdiğim yer Kadıköy. Beykoz taraflarına taşınmayı düşünüyorum, üretime daha çok odaklanmak için. 
 
Bir şeyler birikti anlaşılan...
Evet, evet. Şimdi onların çıkma zamanı. Yeni şarkılar var. Ama ruhum biraz karanlıktır, ne kadar pozitif, tatlı görünsem de üretim alanımda biraz karanlık olabiliyorum. Pandemi de hepimizi kısıtlayınca çıkan şeyler çok pozitif olmadı. Biraz beklemem gerekecek... İnsanlar beni dizi müziklerinden de tanıyorlar, bu tarz projeler olacak gibi... YouTube projem var. Çok fazla fikir oluştu bu süreçte...

KEDİLERİ ÜZMEYİN!
 
Kedi şarkısı nasıl çıkmıştı, merak ettim?
Önce nakaratı çıktı. Sonradan şarkıya dönüştürdüm. Benim Haşi diye bir kedim var. Hikâyedeki gibi aslında. Kapıyı çarptı, rakıyı döktü, ağzını bozdu, Haşi’yi üzdü... Yaşandığı an yazdım nakaratını. Sevgili Cenk Erdoğan’la kaydettik, klipteki herkes arkadaşım, sevgili Çağatay Kıray yönetmenliğini yaptı. Giydiğim elbiseyi mahalle terzimiz dikti, her şey basitçe çözüldü, içime sindi, kendimi Fatih Akın filmlerinden bir sahnede hissettim...
 
Muhatabı dinlediğinde ne dedi?
Bir şey demedi çünkü çoktan o limandan uzaklaşmıştı. 
 
İnsan azıcık da olsa bir şey der, dinleyince...
‘İyiymiş’ dedi. Şu an evli, çocuğu var... Aşk şarkılarını yazıyorsun, insanlar hayatına giriyorlar, çıkıyorlar, yazdığın şarkıları duyuyorlar ya da duymuyorlar önemli değil. Bir noktadan sonra o şarkı herkesin şarkısı oluyor. Kedi şu an onun şarkısı değil, herkesin şarkısı, kedi severlerin şarkısı, kedileri üzmeyin diyorum.

“Hasankeyf’i yok olmadan önce gördüğüme çok seviniyorum. Ağlamıştım. Niye oraya beton dökersin niye? Dağ keçilerini avlamaktan vazgeçmişler şükürler olsun, ava giden avlanır inşallah! Ben doğayla bütünleşince sağlığıma kavuşuyorum. Herhangi bir ağacın dalına verilmiş zarar sanki bana verilmiş gibi dokunuyor bana...”

 Şarkı söylemek için doğdum diyenlerden misiniz?
Üretmek için doğdum. Ürettiklerimi sesimle daha iyi ifade edebiliyorum, annem oyuncu olmamı isterdi. Ufak tefek bir tiyatro geçmişim de var evde yine kendi kendime çalışmaya başladım. Dairo Fo’nun Kadınlar tratlarını çalışıyorum, oyuncu arkadaşlarım destek oluyor. İlerleyen zamanlarda da oyunculukta bir şeyler yapacağımı düşünüyorum. En çok istediğim şey sinema.
 
Hangi rollerde görmek istersiniz kendinizi sinemada?
Daha kılçık, ayrık rollerde görüyorum, asi kızlar gibi...

Anneniz müzisyen olmanıza ne demişti?
O da aslında şarkıcı olmak istiyormuş. Onun hayalini ben yaşıyorum. Anadolu... Abilerinden korkmuş... 9 kardeşler, 5 abisi var. Dayılarım da sonra demişler ki ‘bacım olsaymışsın, biz sana hiç birşey demezdik ki...’ Ama o kendi kendini sindirmiş... Öyle bozlaklar söylerdi ki evde yemek yaparken, öyle bir sesi vardı ki... Babam da şiir yazar. Halamın da sesi güzel... Ben aile karmasıyım diyebilirim.

"Üniversitede müzik bölümünü seçmiş öğrencilerim var. Konserlerime gelen öğrencilerim var. Özel dersler verdim. Öğretmenlikle başlayan o hikâye zordu, inişli çıkışlı, maddi olarak çok zordu. Kendimi çok kapattım, insanlarla uzun süre diyalogda olmadım, kendi iç dünyamda kendimi deştim ve bu beni çok güçlü kıldı. Kozamı çok sağlam ördüm ve dışarıya çıktığımda bir sürü renk vardı kanatlarımda diyebilirim."

BİR ANNENİN VE BABANIN YAPACAĞI EN İYİ ŞEY...
 
Aileniz sizi her koşulda destekledi değil mi?
Her zaman hayallerimin arkasında durdular. Bazı noktalarda, her aile gibi ‘öğretmenliğe devam mı etsen’ dedikleri oldu ama psikolojik olarak nasıl bir pozisyonda olduğumu gördüler. Onun bana zarar vereceğini anladılar. Beni asla zorlamadılar. Ömrüm boyunca teşekkür borçluyum aileme. Her zaman gurur duydular. Annem beni sahnede dinlerken köşede ince ince ağlar...  Anadolu’da yaşıyoruz, daha ataerkil bir toplum içerisinde. ‘Sizin kızınız çok açık, gecelerin körüne kadar şarkı söylüyor, alkollü  masalara meze oluyor’ gibi lafların hepsine göğüs gerdi annemle babam. Sustular, yuttular... Biz bunlarla boğuştuk, onlar bana güvendiler, kızlarının arkasında durdular, kimseye laf ettirmediler. Bir annenin ve babanın çocuğu için yapabileceği en doğru şey budur diye düşünüyorum.
 
İlk hayırı babanıza söylediğinizde kaç yaşındaydınız?
Ortaokulda falandım. Kadın olmaya başladığımda, vücumdaki değişimler başladığında, sokakta yürürken bir erkeğin bana baktığını anladıklarında işin rengi değişmişti. Ben hiçbir zaman savaşmaktan vazgeçmedim. Toplum baskısı, akraba baskısı, “senin kızın var ya” lafı... O da istemiyor ama onlardan gazı alıp bana dönüyor ama ben de onun kızıyım, en az onun kadar sert bir kayayım. O savaşta ben kazandım. Açık giyinme, gece dışarıya çıkma, erkek arkadaş hayatta olmaz... Küçücük çocuğum... 12-13 yaşındayım. Bir de sedef hastasıydım, vücudumu yaralar sarmışt. Doktorlar “bu kızı salacaksınız ne istiyorsa yiyecek, giyecek” dediler. “Yaralarının olduğu yerler açık kalacak” dediler. (gülüyor) Yaralar göbek bölgemde, bacaklarımın üst taraflarında. Yaralısın aslında göstermek de istemiyorsun... 16-17 yaşımda Almanya’dan bir doktorun tedavisiyle iyileştim, şu an saçımın içindeler... Öyle olunca da bana yüklenmemeyi öğrendiler, sonra birbirimize hiç yüklenmedik. Her şeyi söyledim. Hiçbir şekilde yalan söylemedim. Başım sıkıştığında da söyledim annemle babama...

BAZILARI NATO KAFA NATO MERMER
 
Sokak müzisyenliği zamanları...
Taşın üstünde oturup taşın taş olduğunu anladım ben. Uzaktan baktığında olmuyor, dokunman lazım, soğukluğunu hissetmen lazım. O yaşanmışlıklar olmasa ben de ben olamazdım. Pandemiden önce alıyorduk enstrümanları Moda’ya gidiyorduk. Hikaye atıyordum, arkadaşlar dinlemek isteyen gelsin diye...
 
Pandemi demişken koronavirüs sizce insanları değiştirdi mi?
Nato kafa nato mermer diyorum ben. Bazı insanları ne yaparsan yap değiştiremezsin. Görüyoruz, hâlâ aynı kafa. İnsanların bir şeyi koruduğu, kolladığı yok. Ama belli zeka seviyesinin üzerindeki insanları değiştirdiğine inanıyorum. Beni değiştirdi, bir şeyleri sorguladım. Alternatifler yarattım kendime, iş ve bakış açısı olarak. Fikirler buldum. Okumadığım kitapları okudum... 
 
Kendinize acımasız mı, toleranslı mısınız?
Biraz acımasızım. Mükemmelliyetçi bir tavrım var, öğretmenlikten de geliyor bu, karakterimden de. Bir şey olacaksa ya hep ya hiç.

HATANIN CEZASI KESİLMEK ZORUNDA
 
O sözünüz yani ‘açmak istiyorsanız açın, konuşmak istiyorsanız konuşun’ sözünüz, ‘ana sözü’ oldu ne hissediyorsunuz?
Her konserde söylüyordum. Kimsenin kanatları altında durmaya ihtiyacımız yok bizim kendi kanatlarımız var istediğimiz gibi uçarız. Erkek için de bu böyle. İnsanız, cinsiyetlere bölünmek nedir? 21. yüzyılda nelerle uğraşıyoruz. Cinsel yönelimlerine karışıyoruz insanların, kadın döven, hayvanlara işkence eden sapkın zihniyetli insanlarla uğraşıyoruz. Bunun ünlüsü, ünsüzü, normali, anormali bir de... Birinin sanatçı olması onun bir kadına şiddet uygulayabileceği anlamına gelmiyor. Ciddi yaptırımlar olmalı ki artık değişmeli.
 
Ne olmalı mesela? 
Yapılan hatanın cezası kesilmek zorunda. Yer vermeyeceksin, ayağını kaydıracaksın ki kendine gelecek. “Ne yaptım” diyecek, hatasını kabullenecek. Kesinlikle bu insanlar bu işten paçasını kolay sıyıramamalı. Her şeyini etkilediğinde, yaptığı şeyin ne kadar büyük bir yanlış olduğunu, bunu bir daha asla yapmaması gerektiğini öğrenir insan.

AHMET KURAL, OZAN GÜVEN, ÖZER ARKUN...


Deniz Bulutsuz’un vücudunun mosmor olduğu fotoğraflar özellikle kadınları derinden yaraladı...
Şiddetin nasıl bir şey olduğunu biliyoruz, nasıl bir darbenin onu o hale getirebileceğini biliyoruz. Kafamda canlandırabildim o anı, ürperdim. Evde tek başınasınız, çıkmanıza izin verilmiyor, bayılana kadar darp ediliyorsunuz, karşınızdaki insan halk tarafından sevilen bir sürü projesi izlenen birisi... Ben Ahmet Kural’ın hiçbir işini izlemiyorum artık, hiçbir şeyine bakmıyorum. Hiç alakam bile yok. Bundan sonra Ozan Güven için de aynı şeyi düşüneceğim. Rubato’nun solisti Özer Arkun yine aynı şekilde. Videosunu izledim, yerdeki kanları siliyor. Biz de onların bir programına katıldık, şarkı söyledim onlarla. Bu insanlara yaptırım uygulamazsan, başka bir kefeye koyarsan işimiz iş. Herkes için ciddi yaptırımlar olmalı. Bir 7 ay içeri at bakalım, bir kendiyle kalsın düşünsün. Öfkeni kontrol edemiyorsan git tedavi ol. Kabul edilemez bir şey. Bu zorbalığı kimse kimseye yapamaz. Pişkinlik yapmaları çok çok ayıp. . Sinirliydim, alkollüydüm, şöyle dedi, o saldırdı... Senden güçsüz bir kadın sana saldırsa ne olur? Bir sürü seçenek var, neden şiddet? En üzücü olan da kadınların yazdığı negatif şeyler... "İşin aslını astarını bilmiyorsunuz" diyen kadınların olması...

Maalesef...
Aslı astarı olsa ne olur olmasa ne olur? Kimse kimseye el kaldırmamalı. Adamı içeriden çıkarıyorlar, çıktığı gün kadını öldürüyor. Benim kuzenim kocası tarafından öldürüldü, 32 yerinden bıçaklanarak. 2011 yılında. İki küçük çocuğunun gözleri önünde öldürüldü halamın kızı. Elimizden geleni yaptık, ama çocuklarımı bırakamam durumu var ya... 20 dakika içinde oluyor, yetişemiyorlar, kurtaramıyorlar. O acıdan kendimi kurtarmam üç dört yılımı aldı. 22 yaşımdaydım. Müzisyen Değer Deniz arkadaşımdı. İlk geldiğimde evinde kalmıştım, o kadar tatlı bir insandır ki. Yoga yapar, kendi halinde, naif... Onun vefatını okulda derste öğrendim, öğretmenlik yaparken. O günden sonra pencerelerimi kapatmadan, kapımı kilitlemeden asla yaşayamadım. Artık ara sokaklardan yürüyemiyorum, ana caddelerden yürüyorum. Saat geç olduğunda mutlaka  kardeşim alıyor, arkadaşlarım alıyor. Bizi niye buna zorunlu bırakıyorlar? Hâlâ oramızı buramızı çekiştirmek, yürüyüşümüze dikkat etmek “aman gülmeyeyim, çok güzel görünmeyeyim” bunlarla uğraşıyoruz. Gaziosmanpaşa’ya git bakalım şortunla?


Gitmelisin...
Gidebilmelisin ama sözle, gözle taciz ediliyorsun... Adam türkü söyleyerek üzerine yürüyor, klasik bütün kadınların yaşadığı tacizdir bu... Diziler tecavüzlü, kadın dövülen mafya dizileri... İnanılmaz boyutta. Sigara içmeyi, alkolü, LGBTİ’nin gökkuşağını bile yasaklamak için bir yerlerini yırtıyorsun ama tabancayı düşünmüyorsun. Niye biz güçlü kadın karateri görmüyoruz, neden?
 
Aslında kadınlar güçlü...
Bence erkeklerden çok daha güçlüyüz. Ben aslında feminisit değil de daha çok kadıncıyım. Feminizm eşitlikten yana. Ben kadının üstün olduğuna inanıyorum. Ben anaerkil bir dünyada yaşamayı istiyorum, diliyorum. Dünyanın anaerkil olduğunu düşünüyorum. Niye doğa ana diyoruz? Niye var eden biziz?

 “Birileri bizi güçsüz kılmaya çalışıyor ama yenilmeyeceğiz onlara. Asla öyle bir şey olmayacak. Ben ağzıma geleni söylüyorum, ne yapmak istiyorsam yapıyorum, istersem çıplak gezerim bu kimseyi de ilgilendirmez. Kimsenin bedensel formlarına uymak zorunda değilim, kilo da alabilirim, oram buram sarkabilir, istersem estetik yaptırırm, bu benim tercihim... ”

HOCA HANIM SİZE SERBEST!
 
Sokak müzisyenliği anılarınızdan paylaşır mısınız bizimle?
Neşelendiren çok şey var. Vapurda çalarken İstanbul’un en güzel manzaralarını gördüm. Doğaçlama şarkılar söyledim. İki buçuk yıl sürdü. Kötü bir anım şöyle, kısa bir şort ve tişört var üzerimde. Bir adam fotoğrafımızı çekip Şehir Hatları’na gönderiyor. Şortlu bir kız Ramazanda müzik yapamazmış, ayıpmış. Ben bir lira için uğraşıp hayatımı kazanmaya çalışırken beni işimden ediyor. Bizim başımızdaki abi, “gelmeyen başka kızlar var, ben seni onlardan biri gibi gösterip çıkardık diyeceğim” dedi. Sapık, fotoğrafımı çekiyor, beni işimden edecek... Artık bırakın şortumuzu, bikinimizi, istediğimizi giyelim manyak herifler...
 
Film gibi bir yolculuk sizinki, dinleyince...
İlk başı çok zordu. 2012’den, 2015’e kadar... Öğretmenlikte de mobbing yedim. Müdür ayağıma vuruyor, “bu ayakkabıyla okula gelinir mi?” 1850 TL maaş veriyor, ayakkabı alacak param yok, o maaşla ben yaşamaya çalışıyorum. Giydiğim kıyafetler ikinci el... Ben de yırtık biriyim, “Verdiğiniz parayla ayakkabı alamıyorum hocam” demiştim. Biri bunu bana söylese gider ayakkabı alırım ona. İnsanlık bunu gerektirir. Mobbing derken, yıl sonunda bir gösteri çıkardım, iyi bir öğretmenim, çocuklarda ne var görüp orayı besliyorum... Sonra geldi (taklidini yapıyor) “Hocam bundan sonra siz ne giymek istiyorsanız, size serbest.” (gülüyor) Okulu da bu nedenlerle bir yıl sonra bıraktım. Bazı derneklere üye olmanızı istiyorlar, taraf tutmanızı istiyorlar...  
Üniversitede müzik bölümünü seçmiş öğrencilerim var. Konserlerime gelen öğrencilerim var. Özel dersler verdim. Öğretmenlikle başlayan o hikâye zordu, inişli çıkışlı, maddi olarak çok zordu. Kendimi çok kapattım, insanlarla uzun süre diyalogda olmadım, kendi iç dünyamda kendimi deştim ve bu beni çok güçlü kıldı. Kozamı çok sağlam ördüm ve dışarıya çıktığımda bir sürü renk vardı kanatlarımda diyebilirim.

İNSAN OLMAK İÇİN...
 
Neyi arıyordunuz içinizde?
Yalnızlığımla yüzleştim. İnsanın yalnız olduğunu ve bu yalnızlığın negatif olmaması gerektiğini, özel ve güzel bir şey olduğunu öğrendim. Şunu sordum“Neden şarkı söylemek istiyorsun, amacın ne?” Sonra dedim ki “Öğretmek istiyorsun, örnek olmak istiyorsun, iyiliği çoğaltmak istiyorsun.” Kendime sorduğum sorular bu cevaba götürdü, sonra her şey kendiliğinden olmaya başladı, doğru insanlarla karşılaştım. Doğru yollardan gitmeye başladım... Amacımın iyiliği yaymak, çoğaltmak olduğunu buldum.
 
Hayattaki en büyük korkunuz ne?
Tek korkum sevdiklerimi kaybetmek...
 
Sizin en çok dikkatimiz çeken tarafınız söz söylemeniz, itiraz etmeniz...
Etliye sütlüye karışmam diyen tipten korkacaksın. Olmaz onlardan çünkü. İnsan olmak bence yanlış giden şeylere karşı ses çıkarmakla ilgili, öbür türlü yaşar gidersin bir varlık olarak.
 
İz bırakmak çok önemli...
Bir söz söylüyorsam başka bir şeyi kötülemek istemiyorum. Bir tarafı yerip bir tarafı gökyüzüne çıkarmak da adil gelmiyor. Sözün neyse onu söyle. İyiliğe fısılda. Kötülükle uğraşmayı bırak o orda küçülecek... Şeytanına fısıldarsan kötülük büyür, meleklerine fısıldarsan iyilik büyür. Sen ayrık otlarını kopart çiçeklerini sula. Kimseye kötü demek istemiyorum kötülükle uğraşacak halim yok benim iyiliğe ihtiyacım var.

ÇABUK ENTER TUŞUNA BASIYORSUN!
 
Yıldız Tilbe şarkılarını uçurdunuz resmen...
Bu kadar olacağını ben de düşünmemiştim. “Sesin güzel de biraz şey” derlerdi: “Köşeli, sert...” Kimse bana “iyisin” demedi, iyi dostlarla karşılaşana kadar. Kendime inanmam bir yılımı aldı. Vursalar Ölemem’i kaydettik YouTube’ye yükleyeceğiz, Veyis’i (Veys Çolak) aradım, “Stresim sesime yansımış, acaba koymasak mı’ dedim. “Melek çabuk enter tuşuna basıyorsun” dedi, bastım ve hikâye buralara geldi.
 
Çok da güzel oldu... Sahnede olmak nasıl bir his?
Şarkı söylüyorum, diyelim adam yanındaki kadına zorbalık ediyor, orda o lafı o adama sokmadan o konserden çıkmam. Görürüm herkesi, ışıkçımla konuşurum, görebileceğim kadar bir ışık olur insanların üzerinde, göz göze gelmeden olmaz. Herkesin gözünün içine bakarım. 

Kaçamıyorlar zorbalar...
Hayır kaçamazlar, sahnede biraz elim maşalı olabiliyor. Nasıl dönüştüğümü ben de bilemiyorum, birden oluyor ama altı boş değil... Ah be Aysel’deki Aysel Gürel gibi bir kadın, Sezen Aksu gibi derin acılar yaşamış, paso aşık olmuş bir kadın, Yıldız Tilbe gibi kendiyle uğraşmış, Nazan Öncel gibi ben sokak kızıyım diyen asi, Umay Umay gibi şiirsel bir kadın... Ben monologlarımda onlarla hemhal oluyorum. Sahneden tümünün kombosunu yaratıyorum. Konser sonrası üzerimden tır geçmiş gibi oluyor. Videoda izlediğiniz beş katı bir duyguyu veriyorum. “Keklik Gibi”yi söyledikten sonra beş dakika kendime gelemiyorum. Bütün ekip, dinleyenler de aynı şekilde, o şarkıyı okurken bakmıyorum kimseye çünkü ağlıyor karşıdaki, onu görürsem ben de ağlarım... Konser sonrasında müthiş bir duygu yoğunluyla, ağırlıkla karşı karşıya kalıyorum. Ayakkabılarımı çıkarıp kendimi topraklarım, toprağa basarım, o enerjinin çıkmasını beklerim. 90 dakika şarkı söylüyorsam, onun hakkını sonuna kadar vermem gerekiyor.

HAYALİM KAPİTALİZMİN BİTMESİ

 
Müzikal açıdan dünyaya söylemek gibi hayaliniz var. Dünyaya dair hayaliniz nedir?
İnsanlık yok olsa!
 
Her yer yemyeşil olur!
Evet... Hayalim kapitalizmin bitmesi ama bu ütopik. Bir yerde insanlar açlıktan ölürken bir yerde altın tabakta döner yiyorlar. Bu vicdansızca acımasızca korkunç. Primat olarak devam etseydik çok daha güzel olurdu. Tek isteğim şey kapitalizmin bitsin, artık doğaya değer verilsin, önemli olanın o olduğu anlaşılsın. Bütün dünya değerlerini anlasın, tek dileğim bu. Görüyoruz ki aşağı yuvarlanan bir b.k topu gibi gidiyor dünya... Ben sürekli iyiliğe fısıldıyorum, aslına bakarsanız çoğaldığımızı da hissediyorum. Kendi içimde umut yeşertmeye çalışıyorum, hiçbir kırılmış daldan umudumu kesmiyorum. Sen ümidini kesersen o dal solar gider. Her şeyi dikip yeşertmekten yanayım, savaşırım bırakmam. Ektiğinde oluyor. Geçen yıl solan fesleğenlerimi ufalayıp toprağa serptim, “sizi çok seviyorum ne olursunuz çıkın” dedim saksı fesleğen doldu. Bu işte... İçten iste, barış ve iyiliğine fısılda...