'Faizlerin tek haneli olması, en büyük arzumuz'

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, uzun vadede ekonominin büyüdüğü, yavaşladığı, normal ya da iç ve dış şokların yaşandığı dönemlerde Türkiye'nin ne yapacağının çok sağlam mali kurallarla ortaya konması gerektiğini belirterek, ''Bunu da şu anda üzerinde çalıştığımız orta vadeli programımızla beraber yapacağız'' dedi.

26 Ağustos 2009 Çarşamba, 11:08
Abone Ol google-news

Hilton Oteli'nde Türkiye Reklam Konseyinin ''Alın, Verin, Ekonomiye Can Verin'' adlı kampanyasının tanıtımı sırasında soruları yanıtlayan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, orta vadeli programın, hem Türkiye'nin içinde bulunduğu konjonktür gereği hem de programın niteliği açısından çok büyük önem arz ettiğini belirtti. Pek çok alanda önemli adımların, önemli tedbirlerin, yapısal reformların bu program çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerektiğini dile getiren Babacan, bunun her yıl rutin olarak hazırlananların dışında bir program olduğunu söyledi.

Babacan, sosyal güvenlik, sağlık, yerel yönetimler gibi pek çok alanda çalışma başlattıklarını ifade ederek, şunları söyledi: ''Uzun vadede ekonominin hızlı büyüdüğü, yavaşladığı, normal ya da iç ve dış şokları yaşadığımız dönemlerde Türkiye'nin ne yapacağını çok sağlam mali kurallarla ortaya koymamız gerekiyor. Bunu da şu anda üzerinde çalıştığımız orta vadeli programımızla beraber yapacağız. 2012'den sonra Türkiye ne yapacak, nasıl bir mali program ortaya koyacak, bütün bunları şu anda çalışıyoruz. Çalıştığımız önemli konulardan bir tanesi de Türkiye'ye bir tane mali kural getirmek. Mali kural şu demek; sadece böyle 3 yıl için değil, Türkiye neyi hedeflemeli, uzun vadede nasıl bir bütçe dengesini hedeflemeli, uzun vadede nasıl bir borç stoğu hedeflemeli... Sadece 2010-2011-2012'de neler yapacağımızı değil, 2012'den sonra Türkiye'nin bütçe dengeleri ve borç stoku konusunda nasıl bir kural getirilebilir, şu anda bunun üzerinde çalışıyoruz. Çok kapsamlı ve geniş istişareler isteyen çalışmalar bunlar. Ancak bu çalışmaların bir yandan da çok uzun sürmesine tahammülümüz yok. Mümkün olan en kısa zamanda bu çalışmaların tamamlanıp ortaya konması gerekiyor. Bunu yaptığımız zaman, pek çok ülkeden önce bunu yapmış olacağız. Mevcut konjonktürde bunu yapmak pek kolay değil. Çalışıyoruz, önemli mesafe katettik.''

Ali Babacan, deflasyon ve resesyon gibi tanımlardan Türkiye'nin korkmaması gerektiğini belirterek, beklentilerinin bu yıl sonu itibariyle resesyon diye tanımlanan dönemden, Türkiye'nin çıkması olduğunu söyledi. Öte yandan, Türkiye'nin deflasyon riskinden çok uzak olduğunu söyleyen Babacan, ellerinde bunu önleyebilecek pek çok önlem ve metodun olduğunu kaydetti.

'Enflasyonu kalıcı olarak tek haneye indirmemiz gerekiyor'

Bakan Babacan, önemli olanın, kronik sorun olan ve hala ''kalıcı olarak düştü'' denilemeyecek enflasyon sorunu olduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Mutlaka kalıcı olarak enflasyonu tek haneye indirmemiz gerekiyor. Yine eğer akıllı işler yaparsak, doğru adımlar atarsak, nasıl enflasyonu tek haneye indirdiysek, faizlerin de kalıcı olarak tek hanede kalması bizim en büyük arzu ve hedefimiz. Şu anda faizlerin indiği oranlar Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en düşük faiz oranlarıdır. Hazine, tarihinde hiç bu kadar düşük borçlanmamıştır. Önceden kriz dönemlerinde Türkiye'de görülen tablo faizlerin çok yükselmesiydi. Bu defa artık Türkiye ekonomisi normal ekonomilerin verdiği tepkileri vermeye başlıyor. Bu çok sıhhatli bir gelişmedir. Bugün içinde bulunduğumuz ortamda, hızla kamunun kendine çeki düzen vermesi gerekiyor. Türkiye'nin bunu başarabilecek imkanı var. Güven oluştuğu takdirde bunu yapacaktır. Türkiye Avrupa'nın en çok gelecek vadeden, en hızlı büyümeye devam edecek ülkelerinden biridir. Biz önce kendimize, kendi insanımıza güveneceğiz. Güveni oluşturduğumuz zaman, gerisinin çok kolay hallolacağını düşünüyorum.''
 

IMF anlaşması

IMF anlaşmasına ilişkin bir soru üzerine Babacan, bu yıl IMF ve Dünya Bankası toplantısının Türkiye'de yapılacağını hatırlattı. Şu anda odaklandıkları çalışmanın, orta vadeli program hazırlıkları olduğunu dile getiren Babacan, ''Biz kendi orta vadeli programımızı ortaya koyacağız. Bu bizim kendi çalışmamız olacak. Daha sonra bu orta vadeli çalışmaya uluslararası kuruluşlar destek vermeye karar verirlerse, bu kuruluşların desteğini de almayı arzu ederiz. Bugünkü ortamda olmazsa olmaz noktasında değilsek de, IMF ile yapılacak anlaşma Türkiye ile alakalı güveni bir miktar daha artıracaktır ama tek başına hiçbir zaman yeterli değildir. Öncelikle Türkiye'nin neyi yapacağı, neyi yapamayacağı önemlidir. Yani ortaya konacak program hepsinden daha önemlidir'' diye konuştu.

Babacan, oluşturulacak orta vadeli programın güven veren bir program olmasının öncelikli hedefleri olduğunu ifade ederek, oluşturulan programa uluslararası kuruluşlarla, IMF'nin desteği de olursa bu desteği de tercih edeceklerini söyledi. Bu konuda diyalogların devam ettiğini dile getiren Babacan, ''Bir iş olmadan, kesinleşmeden, o konuyla ilgili açıklama yapmayı uygun görmüyorum. Çalışmalar nihayete erince, zamanı gelince bu konuda gerekli açıklamaları yapacağız'' şeklinde konuştu.

 

Marka yönetimi ve reklamcılık

Babacan, son yıllarda ekonomik ve siyasi istikrarın sağlanması, marka yönetimi ve reklamcılık konusunda farkındalığın yerleşmesi sonucunda reklamcılık sektörünün hızla geliştiğini söyledi. Babacan, 2002-2007 yılları arasında Türkiye'de reklam yatırımlarının ortalama yıllık artışının yüzde 30 civarında seyrettiğini dile getirerek, sektörün önünde önemli bir büyüme potansiyeli olduğunu belirtti.

Türkiye'nin ekonomik yapısının 2002-2007 döneminde, pek çok makro göstergeye bakıldığında nispeten güçlü bir yapıya kavuştuğunu anlatan Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''2008 yılından itibaren tüm dünya üzerinde etkili olmaya başlayan, önce bir finans krizi olarak başlayan, arkadan ekonomik kriz haline dönüşen birçok ülkede ekonomik ve siyası sonuçlarını görmeye başladığımız bu kriz, kuşkusuz dışa açık ve dünyaya entegre olan Türkiye ekonomisini de etkilemiştir. 2008 yılından itibaren artan belirsizlikler, artan risk algıları ve güven ortamının bozulması, toplam talepteki daralmayı da beraberinde getirdi. Dünya ekonomisi İkinci Dünya Savaşından beri ilk defa küçüldü. Gelişmiş ülkelerde çok farklı önlemler alındı, merkez bankaları çok farklı tedbirler aldılar. Uygulanan maliye politikaları mali sürdürebilirlik kaygılarını canlandırırsa, bu konuda kuşkular oluşursa, o zaman bu politikaların orta ve uzun vade de çok ciddi maliyetleri oluşur.''
 

Orta vadeli program

Ali Babacan, şu anda orta vadeli program üzerinde çalıştıklarını anımsatarak, 2010-2011-2012 yılında nasıl bir bütçe hedefiyle yola çıkacaklarının, bu dönemde kamu borç stokuna ilişkin stratejilerinin ne olacağının üzerinde durduklarını ifade etti. Bu programla Türkiye'nin bütçe açığına ve kamu bütçe sorununa ilişkin öngörülebilirlik getirmiş olacaklarını ve böylelikle yatırım yapan ve tüketen herkesin daha kolay karar almasını sağlamış olacaklarını belirten Babacan, ''Devlet ne yapacağını, ne yapmayacağını açıkça ortaya koyacak ki özel sektör ve piyasa aktörleri de buna göre pozisyonlarını alabilsinler, yatırım kararlarını, tüketim kararlarını uygulamaya koyabilsinler'' dedi. Babacan, bu dönemde sağlam bir bankacılık sisteminin Türkiye'nin en önemli artısı olduğunu dile getirerek, OECD ülkelerine bakıldığında bankacılık sistemine müdahale etmek zorunda kalmayan tek ülkenin Türkiye olduğunu belirtti.

Özel sektör eliyle büyüme

Ali Babacan, şunları kaydetti: ''Bir ülkede ekonominin büyüyebilmesi, refahın artabilmesi için öncelikle istikrar ve güven şart. Bu nedenle biz öncelikle Türkiye'de güven ortamının güçlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye'nin öngörülebilir bir ülke olması yerli ve yabancı yatırımcılar açısından son derece önemli. Tüketicilerimizin geleceğe güveni çok önemli. Bütün çalışmalarımız bunu sağlamaya yönelik. Türkiye'nin bir yapısı var. Türkiye'de hep büyüme özel sektörün eliyle olmuş. Özel tüketim ve özel yatırım harcamaları Türkiye ekonomisinin temel dinamiğini oluşturmuş, bunu 2003-2007 döneminde gördük. 2008 yılına bakacak olursak GSYH içerisinde kamu tüketiminin payı yüzde 10, özel tüketimin payı yüzde 68. Gene aynı yılda GSYH içerisinde kamu yatırımları payı yüzde 3,7, özel sektör yüzde 20'nin üzerinde. Yani biz Türkiye'de kamu harcamalarını, tüketim olsun yatırım olsun, ne kadar artırırsak artıralım, bunun büyümeye çok bir etkisi yok. Kamu yatırım harcamalarını yüzde 10 artırsak, toplam ekonomiye etkisi yüzde 0,3. Özel tüketimi yüzde 10 artırsak, büyümeye etkisi yüzde 6,8. Yani Türkiyede özel sektör harcamaları yüzde 10 artsa, sabit kaldığı senaryoya göre, büyümemize 6,8 daha ekleyebiliriz.''

Babacan, Türkiye'de mutlaka ekonomik model olarak özel sektör eliyle büyümeyi sağlamaları gerektiğini vurguladı. Özel sektörün, özel tüketime ve özel yatırıma kullanabileceği kaynağı kamu sektörünün çekiyor olmasının ülkeyi ciddi bir sıkıntıya sokabileceğini anlatan Babacan, bu tabloyu hızla tersine çevirmeleri gerektiğini belirtti. Ali Babacan, Türkiye'nin doğal kaynağı olmadığını, bunun için de doğal kaynaklarını satıp ilave kaynak sağlama imkanı da olmadığını ifade ederek, devletin kaynağının vergi gelirleri ile iç ve dış piyasadan borçlanması olduğunu bildirdi.

'Türkiye'de para basma devri bitti'

Türkiye'de artık para basma devrinin bittiğini ifade eden Babacan, şunları söyledi: ''Merkez Bankasına dönüp de, 'kamu açıklarını şundan kapatın' demeyi kalıcı olarak kapattık. Son 1-1,5 yıldır bu kapıyı zorlayanlar yok mu? var. Telkinler alıyoruz. Diyorlar ki 'niye uğraşıyorsunuz, yıllarca bunu yapmışlar, biraz para basın, Merkez Bankası'nın bağımsızlığına falan gerek yok. Kaldırın bunu. Biraz şöyle piyasaya para sürün de ortalık rahatlasın' gibi telkinler alıyoruz. Ama asla... Böyle bir tuzağa düşmek Türkiye'ye en az bir 10 yıl daha kaybettirir. Çünkü bu konudaki güven kolay kolay oluşturulmaz. Ülke bankamızın bağımsızlığı ve para politikalarının fiyat istikrarı hedefiyle uygulanıyor olması, bugün bizim sağlamış olduğumuz makroekonomik istikrarın en önemli unsurlarından bir tanesi. Bunu yerinden oynatırsanız, sistemin komple çöküşünü görürsünüz. Dolayısıyla bu kapı kapalı, hiç kimse uğraşmasın. Diyorlar ki 'devlet daha fazla para harcasın, harcamalarını artırsın, bütçe açığı versin ki ekonomi büyüsün'. Peki devlet bütçe açığını artırdı, o farkı nereden karşılayacak? Merkez Bankası kapalı, petrol doğal gaz yok, devlet nereden bulacak bu parayı? Gidip piyasadan borçlanacak. Böyle ekonomik ortamda dış finansman kaynaklarının daraldığı bir dönemde devlet iç piyasadan borçlanacak. Yani bankaların elindeki kaynakları bir bakıma devlet, tüketime verecek.''

Babacan, kamu sektörünün borçlanma ihtiyacını hızla azaltmaları gerektiğini vurgulayarak, böylelikle piyasadaki mevcut kaynakların özel tüketime ve yatırıma yönlendirebileceğini belirtti. Konuşmaların ardından, Türkiye Reklam Konseyi Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'a plaket verdi.