Fazîletli olmak iyi huylu olmak

Kendimizde olanın fazlasını yapmalıyız ki, iyi huylara sahip olan biri olalım.

29 Mayıs 2021 Cumartesi, 15:57
Fazîletli olmak iyi huylu olmak
Abone Ol google-news

Aristoteles erdemin bir huy olduğunu söyler. Çünkü erdem öyle doğuştan sahip olunan bir özellik değildir. İnsan erdemli doğmaz. İnsan dürüst davrana davrana dürüst olur, adil ola ola adil olur. Bütün bunları öncelikle anne babamızın bizi yönlendirmesiyle öğreniriz. Ben bu nedenle erdemden daha ziyade Arapçası olan fazîlet kelimesini tercih ediyorum. Çünkü fazîlet kelimesi bir fazlalığı da içeriyor. Kendimizde olanın fazlasını yapmalıyız ki, iyi huylara sahip olan biri olalım.

Püsküllüoğlu’nun Türkçe Sözlüğünde huy kelimesi için, “insanın yaradılış ve ruhsal özelliklerinin, kendine özgülüklerinin tümü,” deniyor. Türk Dil Kurumu ise Farsça kökenli huy kelimesinin, “insanın yaradılış ve ruh özelliklerinin bütünü, mizaç, tabiat,” olarak tanımladıktan sonra, “alışkanlık,” olarak da kullanıldığını ekliyor.

Huy kavramı Aristoteles’in etik görüşünde çok önemli bir rol oynar. Çünkü fazîletli olmaktır etiğe uygun davranmak ve fazîletler de yapa yapa edinilen huylardır. Fazîletlerin hiçbirinin bizde doğal olarak bulunmadığını, bunların doğuştan sahip olduğumuz karakter özellikleri olmadığını bilmek önemlidir, çünkü doğuştan gelen bir özelliği değiştirmek neredeyse mümkün değildir. Aristoteles’e göre insanlar potansiyel olarak karakter fazîletlerine sahiptirler ve bunları yapa yapa iyi huylara sahip insanlar haline gelirler. Aristoteles’in verdiği örnekle ifade edersek “mimar iyi ev yapa yapa iyi mimar olur.” Bu anlamda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, bir karakter fazîletine sahip olmak, eylemde bulunmak demektir. Kimse ben adilim dediği için adil olmaz, kişi her eyleminde adil davranmalı, bunu bir huy haline getirmiş olmalıdır.

Ama fazîletin bir huy olduğunu söylemek yeterli değildir, çünkü onun nasıl bir huy olduğu da önemlidir. Yani her huy bir fazîlet değildir. Huyun bir fazîlet olabilmesi için gerektiği zamanda, gereken durumlarda, karşımızdaki ve bizim için ‘iyi’ olması zorunludur. İyi olmak da, Aristoteles’e göre, ‘orta olma’ özelliğini içermelidir. Yani ne aşırı ne de eksik olmalıdır. Bu ‘orta olma’ hali tabii ki aritmetik bir ortalama değildir. Kişiye ve duruma göre belli ölçüde değişebilen, handiyse geometrik bir orta olma halinden bahseder Aristoteles.

Çizen: Özge Ekmekçioğlu

Aristoteles tarafından huyların fazîlet olabilmesi için olmazsa olmaz başka bir koşul daha vardır. Bir eylemin, bir etkinliğin fazîletli olabilmesi için, eylemi gerçekleştiren kişinin kendinden emin bir şekilde o eylemi yapmayı isteyerek seçmesi, onu tercih etmesi gerekir.

Huy yapa yapa edinilen bir karakter özelliği olduğuna göre, edinilen huyun bir fazîlet olması, yani iyi olması için kişinin yaptığı eylem hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Çünkü kişinin, iyi değil de kötü olan bir şeyi bilmeden ya da bilgisizlikten yapması, doğaldır ki mümkündür. Bilmeden yapma durumu hakkında Aristoteles’in söylediklerini bir kenara bırakıp bilgisizlikten tekrar tekrar ya da bir kereye mahsus yapılan kötü eylemlere bakalım. Kişi bilgisizlikten dolayı yaptığı, kötü bir eylem nedeniyle pişmanlık duyuyorsa bunu istemeyerek yapmış demektir. Bu durumda kişi, bilgi edinmenin yolunu bulup o eylemi yapmaktan vazgeçebilir. Bu nedenle de mazur görülebilir. Ama kişi bilgisizlikten dolayı yapmış olduğu kötü eylemden pişmanlık duymuyorsa, onun fazîletli bir insan olma olasılığının neredeyse hiç mümkün olmadığını söyleyebiliriz.

Büyüklerinden, toplumdan, okuduklarından öğrendikleriyle yapa yapa iyi huylar kazanan, yani karakter fazîletleri geliştiren kişilerin yanında, elbette çeşitli dış etkenlere de bağlı olarak yapa yapa kötü huylar geliştirmiş kişiler vardır. Kötü huylara sahip kişilerin bunları değiştirmesinin neredeyse mümkün olmadığını söylemektedir Aristoteles. Sözlük tanımlarına baktığımızda da benzer bir görüşle karşılaşıyoruz. Bizim burada psikoterapi bilimi açısından ciddi bir çekincemiz, doğrusu bir itirazımız var. Eğer huylar değiştirilemeyecek karakter özellikleri olsaydı, psikoterapi diye bir bilimden bahsetmek de mümkün olamazdı.

Bir psikiyatr ve psikoterapist olarak geçirdiğim 24 senelik meslek hayatımda, kişinin beyninde yapısal ve kalıcı bir bozukluk ya da örneğin zekâ geriliği söz konusu değilse, huyların değiştirilebildiğine sık sık tanık oldum. Çünkü bütün huylar yapa yapa öğreniliyorsa, yapmaya yapmaya da belli huylardan vazgeçilebilir. Psikoterapi desteğiyle ya da kişinin kendi farkındalığı ve çabası sonrasında davranış ve düşünce değişiklikleri meydana gelebilir. Bu değişikliklerin kalıcı olması – yeni bir huy haline dönüşmesi – için söz konusu davranışların istenerek ve tercih edilerek her uygun fırsatta tekrarlanması gerekir, ki bu da psikoterapi çalışmasının önemli bir parçasıdır. Bu davranış değişikliklerine uygun olarak belli bir süre sonra, beyinde nörobiyolojik olarak da gösterilebilen yapısal ve / ya da işlevsel, kalıcı değişiklikler meydana gelmektedir. Buna sinir-bilimde ‘nöroplasitisite’ adı verilir. Bu da psikoterapinin, kişinin, isterse ve dirayet gösterirse, kötü huylarını değiştirebileceğini kanıtlayan bir bulgudur.

Ama yukarıda da belirttiğimiz gibi bu değişikliklerin meydana gelebilmesi için bunun kişi tarafından istenmesi ve tercih edilmesi gerekir.

Ki zor olan da budur...