"Flash bellek, 15 ay sonra Sezer'in evindeydi"

''Şantaj ve askeri casusluk'' iddialarına ilişkin davanın sanık avukatlarından İhsan Nuri Tezel, Poyrazköy davası sanıklarından Ergin Geldikaya'ya ait olup polis tarafından iade edilmeyen flash belleğin, 15 ay sonra sanıklardan İbrahim Sezer'e ait olduğu iddia edilen evde bulunduğunu söyledi.

21 Nisan 2011 Perşembe, 09:10
Abone Ol google-news

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan ikinci duruşmaya, tutuklu sanıklar emekli Albay İbrahim Sezer ile Yücel Çipli'nin de aralarında bulunduğu 16 tutuklu sanık ile davanın konusu oluşturan eylemlere ilişkin ''Gölcük Donanma Komutanlığında ele geçirilen belgelere'' dair soruşturma kapsamında tutuklu bulunan Binbaşı Kemalettin Yakar ve 17 tutuksuz sanık katıldı. 22 tutuksuz sanık ise duruşmaya gelmedi.

Duruşmada, Mahkeme Heyeti Başkanı Şeref Akçay'ın raporlu olması nedeniyle üye hakim Metin Özçelik'in başkanlık yaptığı duruşmada, bugünkü oturuma katılan tutuksuz sanıklardan onunun kimlik tespiti yapıldı.

Duruşmada savunmasını yapan tutuklu sanık emekli Albay İbrahim Sezer'in avukatı Mahir Işıkay'ın müvekkiline ait olduğu iddia edilen evde yapılan 3 Ağustos 2010 tarihli aramadan Sezer'in haberdar edilmediğini, yapılan kamera kaydının da 6 aydır kendilerine verilmediğini söyledi.

Arama sırasında dijital verilerin yedeklenmediğini, bütün verilerin olduğu iddia edilen siyah şifreli çantanın ise nerede olduğunun bilinmediğini ifade eden Işıkay, arama yapılan dairenin müvekkilinin evi olmadığını kaydetti.

Müvekkilinin Kara Harp Okulu mezunu olduğunu, Deniz Kuvvetlerinde doğrudan görev yapmadığını, kara ve deniz kuvvetlerinin birlikte olduğu yerlerde çalıştığını dile getiren avukat Işıkay, Sezer'in 21 yıl piyade subayı olarak çalıştığını, Güneydoğu'da görev yaptığını, bunlardan dolayı üstün hizmet ödülü aldığını vurguladı.

''Müvekkilim ile ilgili bir tane somut delil çıksın ertesi gün avukatlığını bırakacağım'' diyen Işıkay, belgelerin üzerinde parmak izi alınmadığını, ıslak imzalı elle yazılan bir not dahi olmadığını kaydetti.

Sezer'e ait olduğu iddia edilen telefon fihristinde Halil adlı kişinin karşısına ''kurye'' yazıldığını dile getiren Işıkay, ''Kurye olarak kullansa karşısına yazar mı? Fihristteki hiçbir harfin ona ait olmadığına eminiz'' diye konuştu.

Avukat Işıkay, telefon kaydında ''Vika'' adlı Rus kadından söz edildiğinin yazıldığını belirterek, daha sonra incelenen bu görüşmeye ilişkin ses kaydında ''Vika'' kelimesinin yer almadığını tespit ettiklerini, savcıya durumun aktarınca bu kelimenin sehven yazıldığının bildirildiğini anlattı.

Bu kelimenin sehven değil de kasten yazıldığına inandıkları için görevliler hakkında suç duyurusunda bulunduklarını anlatan Işıkay, telefon görüşmelerinde Rus kadınlarla ilgili konuşmalara ilişkin de ''Bu salonda erkekler arasında Rus kadın esprisi yapmayan varsa elini kaldırsın'' dedi.

Delillerin herhangi bir menfaat karşılığında başkasına verildiğine ilişkin bir belge ve bilginin olmadığını vurgulayan Işıkay, ''Böyle askeri casusluk olmaz. Böyle örgüt mü olur? KGB değil, CIA değil'' diye konuştu.

Müvekkilinin soruşturma nedeniyle özel hayatının paramparça edildiğini ifade eden Işıkay, soruşturma süresince, görev yaptığı birliğine alınmadığını, üzerine gelinmesi nedeniyle Sezer'in emekliliğe ayrıldığını kaydetti.


El yazısı rehberdekiyle uyuşmuyor

Sanıkların çok büyük iftira altında olduğunu, vebalı, cüzamlı muamelesi yapılan tutuksuz sanıkların durumunun tutuklu sanıklardan daha zor olduğunu belirten Işıkay, daha sonra salonda gösterdiği sunumla internetten indirilen bir program sayesinde dosyanın adının, oluşturulma tarihinin değiştirildiğini gösterdi.

Sezer'in diğer avukatı Ali Ozan Açıkalın da müvekkilinden küçük harfle bazı yazılar yazmasını istedi.

Önce Alp Kenanoğlu, alt satıra parantez içinde ''Kubilay'' yazmasını isteyen Açıkalın, Sezer'e alt alta sırasıyla ''müşteri'', ''Alpay Çakarca'', ''İçişleri Bakanlığı'', ''Sayıştay'', ve ''Eskort Alev'' yazdırdı.

Daha sonra bu kağıt ile müvekkiline ait olduğu iddia edilen telefon rehberindeki sayfanın fotokopisini mahkeme heyetine sunan avukat Açıkalın, ''Bu sözde rehber, bu da gerçek el yazısı. Bir bakıp karşılaştırabilir misiniz? Hiç alakası var mı yazıların?'' diyerek, rehberin Sezer'e ait olmadığını ifade etti.

Açıkalın, mahkemenin sanıkların hepsine yetki vererek, suça konu edilen belgeleri toplamasını istese bile sanıkların yetkileri olsa dahi bunları bir araya getiremeyeceklerini dile getirdi.

Duruşmaya öğlen arası verildi.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, soruşturmayı başlatan ihbara ve soruşturmanın gelişim aşamalarına yer verilerek, elde edilen tüm delillerden, şüpheliler İbrahim Sezer, Zeki Mesten, Tamer Zorlubaş, Mehmet Seyfettin Alevcan ve Yücel Çipli'nin, çevrelerine topladıkları diğer şüphelilerle birlikte suç örgütü kurdukları ve ayrı ayrı hücre yapılanmasına girdikleri, ancak örgüt kapsamındaki tüm faaliyetleri birlikte gerçekleştirdikleri belirtilerek şüpheliler Ali Sabri Sanal, Mehmet Kutlu, Mehmet Aygün, Şafak Yürekli, Fahri Can Yıldırım, Kemalettin Yakar ve Birdem Çetinkaya'nın örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettikleri ifade ediliyor.

Suç örgütünün, yaklaşık 5 bin kişinin kişisel verilerini hukuka aykırı olarak kaydettiği ve sakladığı, çeşitli kurumlarda görev yapan binlerce kişi hakkında toplanan bu detaylı bilgilerin, ancak ciddi bir hiyerarşik yapılanmaya sahip, örgüt mensupları arasında eylem ve görev paylaşımı bulunan, azami ölçüde gizliliğe dikkat edilen bir suç örgütünce gerçekleştirilmesinin mümkün olduğu belirtilen iddianamede, şöyle deniliyor:

''Örgüt mensuplarının, özellikle çalıştıkları kurumlardan elde ettikleri her türlü bilgi, belge ve materyalleri aynı zamanda örgütün arşivini de saklayan İbrahim Sezer'e gönderdikleri, örgüt mensuplarının özellikle şantaj amaçlı gizli görüntü elde edilmesi, casusluk faaliyetlerine yönelik gizli belge temin edilmesi, yine örgütün kullanmayı planladığı kişilere kadın ve yer temin edilmesi, örgüte düşman veya dost olan veya örgüt tarafından kullanılabilecek kişilerin belirlenmesi, ayrıca bu kişilerle ilgili kişisel verilerin kaydedilmesi işlemlerini yürüttükleri anlaşılmıştır.

Şüphelilerden ele geçirilen dijital verilerde yer alan gizli belgelerin mahiyeti, sayısı, bu hususta örgütün talimatları ve özellikle elde edilen belgelere ilişkin tutulan notlar göz önüne alındığında, özellikle devletin stratejik kurumlarına sızan örgüt mensuplarının çalıştıkları kurumlardan elde ettikleri devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri bağlı bulundukları örgüt yöneticilerine ulaştırdıkları, kendilerine bu belgeyi getiren ancak örgüt üyesi olmayan kişilere ücret ödedikleri, özellikle TÜBİTAK tarafından TSK için yürütülen ve ülke yararına gerçekleştirilen projeleri durdurmaya, yavaşlatmaya veya engellemeye çalıştıkları, casusluk faaliyeti kapsamında elde ettikleri bazı belge veya projeleri yabancı ülkelere pazarlamayı planladıkları, eylem ve faaliyetlerine devam etmek amacıyla çalıştıkları kuruma alınacak elemanlar arasına örgüt mensuplarını veya örgüte yakın kişileri yerleştirmeye çalıştıkları anlaşılmıştır.''


Ceza İstemleri

İddianamede, tutuklu sanık İbrahim Sezer'in ''suç işlemek amacıyla örgüt kurma, 33 kez özel hayatın gizliliğini ihlal etme, haberleşmenin gizliliğini ihlal etme, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenilmesi ve kayda alınması, kişisel verilerin kaydedilmesi, kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme ve ele geçirme, fuhşa teşvik etme, devletin gizliliğine ilişkin belgeleri yok etme, sahtecilik yapma veya çalma, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme, gizli belgeleri siyasal ve askeri casusluk maksadıyla temin etme ve yasaklanan bilgileri temin etme'' suçlarından toplam 60 yıl 8 ay ile 172,5 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması isteniyor.

Gözaltına alındığında TÜBİTAK'ta daire başkanı olan sanıklardan Yücel Çipli'nin ise ''suç işlemek amacıyla örgüt kurma, kişisel verilerin kaydedilmesi, kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme ve ele geçirme, devletin gizliliğine ilişkin belgeleri yok etme, sahtecilik yapma veya çalma, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme, yasaklanan bilgileri temin etme, gizli belgeleri siyasal ve askeri casusluk maksadıyla temin etme'' suçlarından toplam 31 ile 58 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması talep edilen iddianamede, temin ettiği gizli belgeleri örgüt üyelerine verdiği iddia edilen Tuğamiral Şafak Yürekli'nin, ''örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme, yasaklanan bilgileri temin etme'' suçlarından 2 ile 6 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması öngörülüyor.

''Askeri okulda okuyan bazı öğrencilerin disiplin cezası almaması amacıyla örgütün talimatlarına uygun olarak aracı olduğu ve örgüt yöneticisi emekli Albay İbrahim Sezer'e elinde bulunan bazı belge ve bilgileri dijital ortama kaydedip ilettiği'' öne sürülen sanık Tuğamiral Fahri Can Yıldırım'ın da ''suç örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme'' suçundan 1 ile 3 yıl arasında değişen hapisle cezalandırılması talep edilen iddianamede, Mehmet Seyfettin Alevcan, Zeki Mesten ve Tamer Zorlubaş'ın da aralarında bulunduğu 52 sanığın da 1 ile 115 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılması isteniyor.

"Flash bellek, 15 ay sonra Sezer'in evindeydi"

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmasını yapan sanıklardan Tamer Zorlubaş, fuhşa aracılık ettiği, yer temin ettiği, gizli kameraya kaydettiği iddialarını kabul etmeyerek, bu iddialarla ilgili görüntü olmadığını, müştekilerin de ''kendilerinin çekip bilgisayarlarına kaydettikleri görüntülerin nasıl alındığını bilmediklerini'' söylediklerini kaydetti.

''Bunlar çirkin bir yakıştırmadır. Adı geçen bayanları tanımıyorum. Bunlar kabul edilemez bir karalama ve iftiradır'' diyen Zorlubaş, yine askeri personeli gizli kayda alıp bunu tehdit ve şantaj amaçlı kullandıkları iddialarına ilişkin de bu kapsamda bir ifadenin olmadığını vurguladı.

Zorlubaş, sanıklarla bir irtibatı olmadığını, belgelerde adının iradesi dışında kasıtlı olarak kullanıldığını belirterek, hedef gösterildiğini dile getirdi.

"İfade verirken dijital veri hazırlayamam"

Zorlubaş, yürütülen bir soruşturma kapsamında 6 Mayıs 2010'da Beşiktaş'taki İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliğine geldiğini, şüpheli olarak ifadesinin alındığını anlatarak, binaya giriş fotoğrafını duruşma salonundaki ekrandan gösterdi.

Kendisinin ''xyz'' kullanıcı adıyla dijital verileri hazırladığının iddia edildiğini belirten Zorlubaş, bazı verilerin hazırlandığı tarihin, şüpheli sıfatıyla ifade verdiği 6 Mayıs 2010 olduğunu, hem bu adliyede olup hem de bilgisayarda dijital veri hazırlamasının mümkün olmadığını dile getirdi.

Zorlubaş, ''Bu yapılan hain tuzak hangi vicdana sığar? 26 yıllık subayım. Ailemden 8-9 yıl ayrı kaldım. Şimdi de 6 aydır tutukluyum. Dünyaya yeniden gelsem, Deniz Kuvvetlerinde şu ana kadar yaptığım görevi hiç çekinmeden yaparım. Ben vatana ihanet etmedim. İhanet edenler bana bu tuzağı yapanlardır. Beraatimi istiyorum'' diye konuştu.

Tutuklu sanıklardan Mehmet Seyfettin Alevcan da 14 yaşından beri Deniz Kuvvetlerinde olduğunu belirterek, 1. Körfez harekatına katıldığını, 2005'te de yarbay rütbesiyle emekliye ayrıldığını söyledi.

Alevcan, hakkındaki ''TSK'da görevli çok sayıda personelin cinsel ilişki görüntülerini, bazı erotik fotoğraflarını, msn ve mail kayıtlarını, bazı personelin sözde kişisel verilerini ve TSK ile TÜBİTAK Başkanlığına ait devlet güvenliğine ilişkin belgeleri temin ettirttiği, sözde örgüt elemanlarınca tarafına iletilen bu bilgi ve belgeleri 16 GB'lik bir flash belleğe yükleyerek sanıklardan İbrahim Sezer'e ilettiği'' iddialarına işaret ederek, ''Ben, bu iddia olunan suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Küçük yaştan itibaren yetiştiriliş amacım ve ülkeme, milletime bağlılık yemini ederek yaşamış ve görev yapmış biri olarak bu tip bir faaliyete karışmam bile söz konusu olamaz'' diye konuştu.

İbrahim Sezer'i tanımadığını, telefon kayıtlarında da bir irtibatı olmadığını ifade eden Alevcan, 30 yıllık sınıf arkadaşlarıyla görüşmelerinin örgütsel birliktelik olarak değerlendirildiğini anlattı.

Alevcan, ''Atatürkçü düşünce yapısına sahip, vatansever kişilerin belirli kurumlardan tasfiyesine yönelik dijital bir iftira ve karalama kampanyasıyla karşı karşıyayız. Ortada bu dijital kanıtları destekleyen tek bir somut ve nesnel kanıt olmamasına rağmen, bırakın tutuklanmayı, hakkımda dava açılmasını ve tüm adli mercilerin bunu normal yargı süreci olarak görmesini anlamakta zorlanıyorum'' şeklinde konuştu.

Avukatın savunması

Sanık avukatlarından İhsan Nuri Tezel de dosyada fuhşa teşvik edilen kadınların ifadesinin olmadığını, fuhşun tespit edilmediğini, kadınların tespitinin yapılmadığını ifade ederek, ''Dijital belgelerde 'Tamer Zorlubaş adam öldürdü' denseydi, savcı maktulü, kullanılan silahı aramayacak mıydı? Bu kadınlar nerede? Sadece dijital verilere dayalı iddianameyi anlamakta zorlanıyorum'' dedi.

Casuslukla ilgili bir eylem yokken, bu konuda da suçlama getirildiğini belirten Tezel, Türkiye'de casusluk faaliyetlerinin tespitini MİT, Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıklarının yaptığını, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün böyle bir tespit yapamayacağını dile getirdi.

''Dijital notlarla eylemler üretilmiş ama eylemler yok'' diyen Tezel, daha sonra Poyrazköy'de ele geçirilen mühimmata ilişkin davanın tutuklu sanıklarından Ergin Geldikaya'dan elde edilen scandisk marka 4 GB'lik siyah renkli BH0812NRCB seri numaralı flash belleğin içinde suç unsuru bulunmadığının belirtildiğini kaydetti.

Ancak, bu sanığın ablasına iade edilen malzemeler arasında bu seri numaralı flash belleğin olmadığını, adli emanette de bulunamadığını ifade eden Tezel, ''Nerede bu flash bellek? Bir suç unsuruna rastlanmadığı için nerede bu flash bellek?'' dedi.

Yaptıkları inceleme sonucu, aynı seri numaralı flash belleğin, 15 ay sonra sanıklardan İbrahim Sezer'e ait olduğu ve garsoniyer olarak kullanıldığı iddia edilen evde yapılan aramada bulunduğunu belirten Tezel, bu flash bellekte ise suça konu olan casusluk ve fuhuş konularının yer aldığını söyledi.

Tezel, ''Sezer, ya bu flash belleği TEM'den (Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü) çaldı ya da TEM'den birileri bunu Sezer'in evine koydu. Bu sehven değil, kastendir. Bu, dijital verilerin tamamen komplo amacıyla hazırlanıp koyulduğunun bir kanıtıdır. Bir madde aynı anda iki ayrı yerde bulunamaz. Bu durumdan sonra sanıkların burada bir saat bile kalmaları züldür. Yarını dahi beklemeden herkesin tahliye edilmesi gerekir'' diye konuştu.

Avukat Tezel, ardından Ergin Geldikaya'da bulunan bu flash belleğin yer aldığı arama ve el koyma tutanağını, dijital medyalarla ilgili inceleme ve değerlendirme raporunu mahkemeye sundu. Tezel ayrıca, Geldikaya'nın adli emanete alınan ve ablasına teslim edilen malzemelerine ilişkin tutanakları heyete verdi.