Gazeteciliği yargı değerlendiremez

İki günlük gözaltının ardından çıkarıldığı mahkemede serbest bırakılan Birgün gazetesi yazarı Bülent Mumay, “Gazetecilerin yaptığı işlerin gazetecilik olup olmadığını, mahkemeler değil bizler değerlendirmeliyiz” dedi.

30 Temmuz 2016 Cumartesi, 22:22
Abone Ol google-news

Gazeteci Bülent Mumay, iki günlük gözaltının ardından, önceki gece özgürlüğüne kavuştu. Savcılıktaki dosyada, tweetleri ve MİT TIR’ları haberleri nedeniyle tutuklanan gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcimiz Erdem Gül’ün serbest bırakılması için Silivri Cezaevi önünde yapılan Umut Nöbeti’ne katılmasıyla ilgili haberler vardı. Mumay,  işi gereği binlerce fezlekeyi, iddianameyi, dava haberini de ‘okumuş’ bir gazeteci. Hakkındaki dosyayla ilgili, “Ben bu kadar zayıfını görmedim. Zaten, zayıf olmaktan başka çaresi yoktu o dosyanın... Yandaş medyada hakkımda çıkan haberleri, önüme koydular” diyor.
 
Mumay, 1977’de Siirt’te doğdu. İstanbul Üniversitesi (İÜ) Sosyoloji bölümü mezunu. İÜ’deki yüksek lisansını, ‘internet gazeteciliği’ konulu teziyle tamamladı. ‘Gazetecilik’ üzerine doktora yapıyor. 19 yıl boyunca Hürriyet Gazetesi’ndeydi. Mesleğe redaktör olarak başladı, yöneticiliğe kadar yükseldi. Hürriyet Gazetesi Dijital Medya Grup Koordinatörü, Hürriyet İcra Kurulu üyesi, Radikal Gazetesi Yayın Koordinatörü, Hürriyet’te web koordinatörü, Yurt Dışı Yayınlar Müdürü olarak çalıştı. Bilgi ve Kadir Has üniversitelerinde dijital gazetecilik dersleri veriyor. Birgün Gazetesi’ndeki ilk yazısı, gözaltına alındığı gün yayımlandı. 
 
‘Rövanşizmin sonu yok’
 
Mumay, FETÖ/PYD örgütünün medya yapılanması olarak gösterilen listede adını ilk gördüğünde büyük bir şaşkınlık yaşamış. O andan itibaren ‘tutuklanma ihtimalini’ düşenerek, her şeye hazırlıklı olmaya çalışmış. “Adımı o listeye dahil eden beni tutuklayabilirdi de...” diyor.  Nezarethane ve savcılık sürecinde, Mumay’ın en çok canını sıkan şey ise adliyede 21 gazeteciyle savcılığın kararını beklerken, kendisi dışındaki herkesin tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilmesi olmuş: “Gözaltında iki üç gazeteciyi tanıyordum. Biri de Arda Akın... Tutuklanma talebi geldiğinde ona moral vermeye çalıştım. İlk ben serbest kaldım, dışarı çıktığımda Arda’nın eşini ve babasını gördüm, çok üzücü bir durumdu. Neyse ki Arda da geldi arkamdan... Tutuklanan diğer isimleri de gazetecilik faaliyetlerinden dolayı değerlendirmek gerekir. Geçmiş dönemde attıkları Tweet’lere bakıp haraket etmek, bizi rövanşist yapar. Rövanşizmin sonu yok. O tartışılan isimlerin o dönem yaptığı işlerin gazetecilik olup olmadığını, mahkemeler değil bizler değerlendirmeliyiz. Bu mesleki etik sorundur. Gazetecilerin kendi aralarında bunları konuşmaları gerekir. Tabi ki, bilmediğimiz başka suçları yoksa... Bir gazeteci olarak ben hiçbir gazetecinin tutuklanmasını, gazetelerin, yayın organlarının kapatılmasını istemiyorum. Onaylamıyorum.”
 
Ahmet Şık’ın başına gelen...
 
Hürriyet’te uzun yıllar polis adliye haberlerini okuyan, düzeltmelerini yapan bir gazeteci Mumay. Savcılık dosyalarına mesleki deneyimi nedeniyle oldukça aşina. Kendisi hakkındaki dosyayı sorunca şu yanıtı veriyor: “Binlerce fezleke, iddianame okudumbu kadar zayıf dosya görmedim. İki, üç tane tweetim, Hürriyet internette çalıştığım dönemde sitede yayınlanmış haberler dosyadaydı. En şaşırtıcısı da yandaş medyada çıkan haberleri önem koymaları oldu. Umut Nöbeti’ne katılmamın haber küpürü vardı. Savcı, ‘neden katıldın’ diye sordu. Ben, Özgür Gündem’e baskılara karşı nöbetçi genel yayın yönetmeni kampanyasına katılmak için de başvurdum. Koza İpek grubunun televizyonlarının kapatılmasına da ses çıkardım. Can Dündar ve Erdem Gül için nöbet de tuttum. Bütün bunlar birilerine taraf olduğumu değil, durduğum yerin doğru olduğunu gösterir. Diğerlerini bilmiyorum ama benim dosyamda iler tutar yan yoktu. Şimdiye dek gazetecilere yönelik suçlamaları hepimiz takip ediyoruz. Öyle bile olsa belki anlaşılır gelirdi ama yıllardır karşı çıktığım Fethullahçıların içinde gösterilmek akıl almaz bir şey. Ahmet Şık’ların başına gelen gibi... Biz ‘yansak da dokunacağız’ diyorduk, arkadaşlarımızı tutuklayanlara...” 
 
‘Yalnız bırakıldık ama...’
 
Mumay, zor geçen birkaç günde yanında olan herkese de teşekkür ediyor. Meslek büyüğü olan ‘abi’ dediği insanların arayıp sormamasına ise sitemli. “Bu tarz zamanlar insanın kendini kantarda gördüğü,  yeniden test ettiği zamanlardır. Çevrenizde sizi asla şüpheye düşürmeyecek insanlar mutlaka oluyor. Bu arada, kafasını eğen, görmezden gelen, ‘Fethullahçı derler’ diye aramayan sormayanlar da eleğimizden aşağı düştüler.... İçlerinde anlı şanlı meslek büyüklerimiz, abi dediğimiz insanlar da var. Yalnız bıraktılar... Allaha şükür ki biz kimseyi yalnız bırakmadık” diyor.