Geçmişle Yüzleşme mi Hesaplaşma mı?

08 Mayıs 2010 Cumartesi, 06:32
Abone Ol google-news

İnsan insanın kurdudurderiz; bugün kimi TVler içindekilerle kurdumuz oldu. Beyazcamlar kımıl kımıl kımıldayanlarla dolup taşıyor. Dinsel ve ırksal öğeleri sömürerek yüzleşme oyunuyla beynimize, belleğimize sızıp ulusal birlik için olmazsa olmaz tüm değerlerimizi sinsice kemiriyorlar.

Sözüm ona sorunları tartışmak için ortaya çıkıyor; bugünü bırakıp sözü 87 yıl öncesine taşıyorlar. Yaşanan olumsuzlukları Cumhuriyeti kuranlara, devrimleri yapanlara yüklüyor; eleştiri kılıklı saldırılarını aydın sorumluluğu diye satıyor; kurdukları yüzleşme oyununu bile dürüstçe oynamayı başaramıyorlar. Çünkü yüzleşmek için yüzleşecek ak pak yüz gerek

Çoğunun yüzü yıllardır iktidar rüzgârlarına göre değişiyor. Halk adlandırmasına kulak vermeli; dolmuşta duydum. Biri güncel bir konudan, TV kuşu aydınlardan söz ediyordu; yanındaki kızdı; Ne aydını yahu, bunlar bal gibi baydındedi ve ekledi: Baydılar artıkİşi Atatürke kadar götürüyorlar.Halk, her oyunun ayrımında

Hesaplaşmak eylemi, tartışma terbiyesinden uzak baydınlarca yüzleşmekle maskeleniyor. Adam ya da kadın birden TVlerin vazgeçilmez yüzü oldu; çünkü geçmişe saldırmanın yeni adı yüzleşmek Hanımefendi ünü kendinden kaynaklı bir yazar; beyefendi pek ünlü bir şarkıcı; öteki oyuncu, beriki yapımcı

Sınıf ayrımı

Çoğu sanatçıolduğunu sık sık yineliyor; Biz sanatçılardiye şişiniyorlar. Çoğu TVlerin ve reklamın gücüyle takındıkları nazarlığı bedenlerinin en görünen yerine, dudaklarına yapıştırıp sağa sola koşuyorlar. Sorunları çözecek olanlarla yüzleştikdiyorlar.

Merak ediyoruz; özellikle solculuk taslayanlar, birilerinin beş on yılda nasıl varsıllaştığını, gittikçe derinleşen sınıf ayrımını, bunca borca karşın neden halka kalkınma masalı anlatıldığını, ocaklar yıkan yoksulluğun, işsizliğin hesabını adam gibi sordular mı acaba? Özellikle yazar sanı taşıyanların duruşu insanın içini yakıyor. Çoğu hangi coğrafyanın yazarı olduğunun ayrımında değil. Böylelerini Sen ben bizim oğlanövgüleriyle üne, yazarlığa taşıyanlar sağ olsun.

Ünlü oyuncu da yüzleşmece oynuyor. Cumhuriyetin ırkçı olduğunu, 12 Eylülün de yalnız bir halkı ezdiğini, Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılamayan eziyetleri tamamladığını geveliyor. Bilgisi sığ, bir dediği ötekini tutmuyor.

Verdiği beş örnekten biri doğru; konuşma ilerleyince anlıyoruz ki örnekleri kendi saptaması, sözleri kendi aklının ürünü değil. Ödünç bilgilerle ve yüzleşmece oyunuyla reytingalmaya çabalıyor. Yaşadığı kente bile uzak, ABden daha yabancı Beyefendiler, hanımefendiler de ünlü birer gazeteci; TVler sağ olsun. Kırık dökük bir dille, kendi çelişkilerini duymayarak geçmişle yüzleşiyor; ırkçılığın sınırlarını Türkle, Türkçeyleçiziyorlar. Yazarı, gazetecisi, sanatçı olanı olmayanıyla pek kalabalık sandığımız bu takım, yüzleşme oyunuyla gerçek yüzlerini gösteriyorlar.

Ağız birliği etmişçesine söz oyunu yaparak Atatürkü tutuculukla, yalnız Türkleri kayırmakla, manevi değerleri sarsmakla suçlarken tutucu iktidarların, inanç ve köken sömürücülerinin oyuncağı olmaktan utanç duymuyorlar. Bu ikiyüzlü yüzleşmenin, acıları, yoksulluğu bitirmeyeceğini, derinleşen sınıf ayrımını yok etmeyeceğini; inancı, kökeni farklı yurttaşları iyice uzaklaştıracağını görmezden geliyorlar. Bir bildikleri, bir bekledikleri, bir çıkarları mı var acaba, diye düşünmemek elde değil.

Efendilerimiz politikacı; tarihi, coğrafyayı; her şeyi bilmeleri gerekmez. Böyle bir dertlerinin olmadığı da belli; çoğu tarihi tersten okumuş; coğrafyayı satılacak alanlar sanıyor. Danışmanları bilgi toplar; onlar da yazılanları okur.

Danışman bilgi yoksulu olunca her sözümanşetolan politikacımız ne yapar, ne durumlara düşer? Biri Alinin şiirini Velinin diye okur; 70 yıl önceki telgrafı yanlış yorumlar; öteki karşıtlarını mat etmek için tarihsel kişiliklerle dövüşür. Danışmana danışan da danışman da önyargılıysa, Cumhuriyetin temelini oluşturan ilkelerden hoşnutsuzsa...

Onların ve onlara alkış tutanların tavrı, geçmişle yüzleşmek maskesiyle Cumhuriyetin değerleriyle hesaplaşmak anlamı taşımaz mı? Politika, politikacı, politik…” gibi kavramlar hiç bu denli sevimsizleşmemişti.

Ülkenin doğası, tarihi, insanı direniyor; ama sanatçı ve yazar sandıklarımız günlük politika oyunlarına direnemiyor!

Çok yazık!