'Geleceğe Dokunan Anneler'

Geleceğe Dokunan Anneler, Projemiz Hayat Derneği’nin çalışmaları sonrası ortaya çıkmış bir kitap. “Çocuklukta Duygusal İhmal”i konu edinen bu kitap, geniş ekibiyle sadece ebeveynlere değil, eğitimcilere de ulaşmaya çalışıyor. Kitabı, derneğin kuruluşu ve kitabın hikâyesi ile ilgili olarak Projemiz Hayat Derneği kurucusu Aslı Özdemir, kitabın içeriğini oluşturan “Duygusal İhmal” konusunu da kitabın yazarlarından Prof. Dr. İsmihan Artan ile konuştuk.

16 Haziran 2021 Çarşamba, 00:05
Abone Ol google-news

- Projemiz Hayat Derneği olarak “Geleceğe Dokunan Anneler” adlı bir kitap hazırladınız? Bu dernek, sonrasında bu kitap nasıl oluştu?

2007 yılında kurumsal iş hayatına ara verip, çeşitli Sivil Toplum Kuruluşlarında gönüllü olarak görev aldım. Faaliyette bulunduğum Sivil Toplum Kuruluşlarının odak noktası ağırlıklı olarak çocuklardı. 7 yıllık edindiğim bu tecrübe, sosyal sorumluluk projeleri için gerekli bütçeyi toplamanın zorluklarını çok net görmemi sağladı. İnsana umut ve neşe veren bu dezavantajlı çocuklarımız için en büyük şansımız, sadece çevremizde olan yardımsever kişilerin desteğiydi.

Bu edindiğim tecrübe, sürdürülebilir fayda sağlayan bir sürecin parçası haline gelmem için beni teşvik etti. Bu şekilde 2014 yılında bugün Tugba Deniz, Esra Turgut ve Begüm Salırlı ile “Projemiz Hayat” ekibini olusturarak başarılı bir sosyal girişim projesi yaratmak için çalışmalara başladık. Bu süreçte, yurtdışı seyahatlerimiz esnasında birçok yaratıcı ve sürdürülebilir gelir modeli sağlayan sosyal girişim projeleri ile karşılaştık. Bunun yanısıra bu projelerdende hangisinin toplumumuz adına daha faydalı olduğu ile ilgili araştırmalarımıza ağırlık verdik.

Projemizin temel hatları ortaya çıkmaya başladıktan sonra, ilk olarak Uluslararası bir Platformda düzenlenen 0-3 yaş erken çocuk gelişimi üzerine bir proje yarışmasına başvuru yaptık. Proje için seçtiğimiz konu “Çocuklukta Duygusal İhmal” başlığı idi. Proje detayımız 900 adet başvurunun yapıldığı bu platform tarafından ön elemeleri geçmeyi başardı. Bu başarımızın Türkiye’de birçok önemli çocuk gelişimci tarafından olumlu geri bildirim alması ile, projeyi ülkemizde hayata geçirmek istediğimizi karar verdik. Projeyi “Geleceğe Dokunan Anneler” olarak yerel ismini belirleyip çalışmalarımızı bu yönde ilerletmeye başladık.

Projemizi 2018 yılında Hacettepe’den akademisyen hocalarımız Prof. Dr. Elif Özmert, Doç. Dr. Gülin Evinc ve Prof. Dr. İsmihan Artan ile hayata gecirdik. Daha sonra Madalyon Psikiyatri Kliniği desteği ile de etki alanımızı genişlettik. Zaman geçtikçe farklı işbirlikleri de gündeme geldi. En önemlisi Dr. Aylin Löle’nin kurmuş oldugu, toplumsal cinsiyet eşitliği çalışan Awen for Us sosyal girişimi oldu. Programımıza “eşitlik evde başlar” diyerek, erken çocukluk döneminde çocukların cinsiyet kalıplarından uzak yetiştirilmesini anlatan eğitimleri de ekledik. Halen Online olarak TED Okulları gibi eğitim kurumlarında ve GAP İdaresinde bulunan ÇATOM(Çok Amaçlı Toplum Mrerkezleri), Genclik Evleri ve Çocuk Gelişim Merkezlerinde eğitim seminerleri vermeye devam ediyoruz Bu arada projeye en basından bu yana kalpten inanıp, sürekli destek veren Prof. Dr. Belma Tugrul hocamızla da dönemsel görüşmelerimiz ve fikir alışverişlerimizi yaparken, bize Epsilon yayınevinin bu eğitim serisinden bahsetti ve bizi de Geleceğe Dokunan Anneler projesini bu seriye hazırlamamız için tesvik etti. Uzun bir sürec gibi görünse de pandemi dönemi bizim bu kitabın hazırlanışında daha hızlı olmamızı sağladı. Çok değerli hocalarımız ile biraraya geldik. Hacettepe Üniveristesi Çocuk Gelişiminden Prof. Dr. İsmihan Artan, Madalyon Klinik Eğitim Psikolojisi Uzmanı Nil Ateşoğlu, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Pediatri Bilim Dalı Dr. Öğr.Üyesi Melda Çelik, Boğaziçi Üniversitesi’nden Öğretim görevlisi Dr. Sevgi Kesim Güven, Blm.Uzm. Merve Korkmaz, Aydın üniversitesi Çocuk Gelişimi uzmanı Prof. Dr. Belma Tuğrul ve Hacettepe Üniversitesi Çocuk sağlığı Enstitüsü Sosyal Pediatri ve Gelişimsel Pediatri uzmanı Prof. Dr. Songül Yalçın büyük özverilerle ve çalışmalarla biraraya gelerek kitabımızı yazmamızda önemli katkılarda bulundular.

Kitabımız, “Duygusal İhmal ve İstismar”, “Duygusal İhmal ile İlgili Örnek Senaryolar ve Çözüm Önerileri”, “İhmali İhmal Etme”, “Çocukluktan Yetişkinliğe Toplumsal Cinsiyet Kodlarının Yeniden İnşası”, “Küçük Şeyler Büyük İzler Bırakır”, “Duygu İfadeleri” ve “Duygusal Uyaranlar ve Çocuk Gelişimi” sekiz bölümden oluşuyor. Kitabımızın satışından elde edilen gelirin tamamını da halen devam etmekte olan proje faaliyetlerine aktaracağız. Bu vesile ile de kitaba probono olarak katkıda bulunan sevgili hocalarımıza ve editörümüz Gamze Güller’e çok teşekkür etmek istiyorum.

- Amacınız nedir?

Kısa vadede amacımız proje web sayfasının daha bilimsel hale getirilmesi, aileler için örnek bir pilot çalışma ile eğitim modülü hazırlanması. Gönüllü anneler ile yöresel annelerin de katılımıyla çocuk eğitiminde birebir etkili olan annelere olabildiğince ulaşabilmesi. GAP Bölgesinde bulunan ÇATOMlar, Gençlik Evleri ve Çocuk Gelişim Merkezleri işbirliği ile daha fazla ilde çalışmalar yapılması, kurumsal şirketlerle işbirliği içerisine girip ebeveynlerin bilinçlendirilmesi; okullar ile işbirliğine girilerek PDR bölümleri ve öğretmenlerine eğitimler verilmesi; İşbirliğine girilen okulların MEB aracılığıyla bulundukları ilçelerde bulunan eğitimci ve öğretmenleri de eğitimlere çağırarak projeden faydalanmalarının sağlanmasıdır.

Orta vadede yurt dışında benzer çalışmalar yapmış olan üniversiteler ve vakıflarla işbirliğine gidilmesi; Türkiye’de bir duygusal ihmal haritası çıkarılması; politika yapıcılar ve okul öncesi, ilköğretim alanında görevli öğretmenlere yönelik eğitim modüllerinin oluşturulması; proje ev sahipliğine Türkiye’de konu ile ilgili uluslararası bir zirve düzenlenmesini amaçlıyoruz.

Uluslararası bir akademik literatür çıkarılması, ve konunun Türkiye dışında da işbirlikleriyle diğer ülkelerde gündeme yerleştirilmesini arzuluyoruz.

Projemiz ile uzun vadede, özgüveni yüksek, üretken, yaratıcı, insan ilişkileri güçlü bireylerin çoğunlukta olduğu bir toplum gelişiminin sağlanmasını hedefliyoruz.

Bu bağlamda, ebeveynler öncelikli olmak üzere, erken çocukluk döneminde etkin rol alan diğer aktörlerde (eğitimciler, sağlık çalışanları, sosyal hizmet sağlayıcıları vb.) bireysel yaşamı ve toplum yapısını derinden etkileyen duygusal ihmal konusunda farkındalık oluşturmak; pozitif ebeveynliği desteklemek, ilgili aktörlerde tutum ve davranış değişikliği sağlamak hedeflenmektedir.

0-6 YAŞIN ÖNEMİ...

- Çocuklukta duygusal ihmal nedir? Nasıl fark edilir? Bu durum fark edildikten sonraki ilk adım ne olmalı?

Duygusal İhmal, literatürde “Anne babalar ya da bakım verenler tarafından çocuğun sevgi ve saygı görme, önemsenme, duygularının anlaşılmaması, sosyalleşmesine izin verilmemesi, kuralları öğrenme ve uygun uyum becerilerini edinme gibi duygusal ihtiyaçlarının süreğen biçimde göz ardı edilmesi, karşılanmamasıdır.” şeklinde açıklanmaktadır.

Çoğunlukla sessiz ve görünmez olduğundan, çocukluktaki duygusal ihmal hafife alınır ve yalnızca erişkinlikte semptomlar ortaya çıkınca fark edilebilir. Boşluk, bağımlı olma korkusu, kendine yönelik öfke ve suçlama, yüksek mükemmeliyetçilik, düşük öz-saygı, erişkinlikte hissetme ve hislerini ifade etme güçlüğü bu semptomlardan sadece birkaçıdır. Farkedildiğinde en önemli adım konu ile ilgili bir uzmana başvurmaktır.

- Peki, bir yetişkinin çocuklukta duygusal ihmale uğramış olduğunu nasıl anlarız?

Duygusal ihmal, çocuklukta en sessiz, en görünmez ihmal türüdür. Bu nedenle yetişkinlikte de genellikle hatırlanmayan bir çocukluk deneyimidir. Anne babanız size asla vurmamış, bağırmamış, sizinle alay etmemiş olabilir. Geçmişinize dönüp baktığınızda kötü anılarınız baskın değildir. Böyle düşününce anne babanızın, iyi anne baba olduklarını bile söyleyebilirsiniz. Ama gerçekler farklıdır, size şefkat ve ilgi göstermemiş, sizinle iletişim kurmamış, sohbet etmemiş, korkularınızı, kaygılarınızı veya sevinçlerinizi dinlememiş, göz ardı etmiş, kısacası duygusal ihtiyaçlarınızı fark etmemiş ve bunlara yeterince cevap vermemişlerdir. Ve şimdi bir yetişkin olduğunuzda sizin yaşamınızda yolunda gitmeyen ama bir türlü adlandıramadığınız, anlamlandıramadığınız şeyler vardır. Kişi bunların nedenini kendisi bile fark edemezken, çocuklukta duygusal ihmale uğramış olduğunu anlamak çok zordur. Ancak, bazı kişilik özellikleri çocuklukta duygusal ihmal yaşamış olduğu yönünde ipuçları verir. Çocuklukta duygusal ihmale uğramış olan yetişkinlerin sergiledikleri bazı ortak özellikler vardır. Duygularını fark etmede güçlük, düşük özgüven, geçmeyen boşluk hissi, mükemmeliyetçilik, sıklıkla “anormal” olduğu hissini yaşama, bağımlılık, duygusal ilişkilerde güçlük, reddedilmeye aşırı duyarlılık, kendini kolayca suçlama gibi. Bu özelliklerin bir kısmını veya çoğunu gösteriyor olabilirler.

- Tüm hayatımızı 0-6 yaş arasında yaşadığımız dönem mi etkiliyor?

Doğruyu söylemek gerekirse, evet! Şöyle ki; Gelişim, doğuştan getirdiğimiz özelliklerimiz ve çevrenin etkileşimi sonucu ortaya çıkar. Elbette genetik bir takım özelliklerimiz vardır ama doğduğumuz andan itibaren belki daha öncesinden itibaren çevrenin etkisiyle bunlar şekillenir. İlk çevre de anne ve babadır, ailedir.

Çalışmacılar gelişimi daha sistematik inceleyebilmek için bazı alanlara ayırarak incelerler. Bunlar bilişsel, sosyal-duygusal, motor ve dil gelişim alanlarıdır. Ve pek çok çalışmacıya göre insanlar yaşamları boyunca öğrendiklerinin %75ini 0-6 yaş arasında öğrenirler. Öğrenmek sözcüğünü kullandığımızda bunu, lütfen salt bilgi olarak düşünmeyin. Bu yaşlar arasında, sözünü ettiğimiz tüm gelişim alanlarında, yaşam boyu gerekli olacak bilgi ve becerilerin temeli atılır. Bunu bir merdivenin basamaklarını çıkmak gibi düşünün. İleri matematik öğrenebilmek için ilk önce rakamları öğrenmemiz gerekir. Bir iş yerinde uyumlu çalışabilmek için işbirliği yapma, paylaşma, yardımlaşmayı öğrenmemiz gerekir. İyi konuşma becerisi olan bir yetişkin olabilmek için ilk kelimemizi söylemiş olmamız gerekir. Sözünü ettiğimiz %75 oranı, verdiğimiz örneklerdeki gibi, yaşam boyu kullanacağımız bilgi ve becerilerin temeli olacak bu öğrenmeleri kasteder.

Bunun yanı sıra, 0-6 yaş döneminin beyin gelişimi açısından çok önemli olduğunu vurgulamamız gerekir. Anne karnında başlayan beyin gelişiminin en hızlı olduğu dönem, erken çocukluk dönemidir.

0-6 yaşın neden bu kadar önemli olduğunu, kritik dönem / hassas dönem kavramını açıklayarak vurgulayabiliriz. Organizmanın gelişmeye daha açık olduğu, daha yatkın olduğu dönemler vardır. Yani yine en baştaki merdiven örneğimize dönersek, tüm bilgi ve becerileri aynı zaman diliminde değil, farklı zamanlarda kazanırız ve her birini daha hızlı kazandığımız, özel bir zamanı vardır. Bu, kazanmaya en açık, en hazır olduğumuz zaman demektir. Örneğin yürüme, bağcık bağlama, zıplama, düğme ilikleme becerileri için kritik dönem birbirinden farklıdır. Sosyal duygusal gelişim alanında ele aldığımızda izin isteme, paylaşma, sorumluluk alma, kendi duygularını fark etme, duygularını ifade etme, kızgınlığını kontrol etme gibi becerilerin kazanılmasında kritik dönemler farklıdır. Her gelişim dönemi için, kritik dönemi iyi değerlendirirsek, zengin uyaran sağlar, çocuğun deneyim yaşamasına izin verirsek, gelişim alanlarını gerektiği gibi desteklersek gelişimi olumlu yönde desteklemiş oluruz. Ama kritik dönemde yeterli uyaranı sağlayamazsak gelişim geri kalacağı gibi bunun etkileri daha sonraki yaşamlarına da yansır.

Bu nedenle 0-6 yaş arasında kazandıklarımızın tüm yaşamımıza damga vuracağını söylemek pek yanlış olmaz.

EBEVEYN, ÇOCUĞUN TÜM YAŞAMINI DEĞİŞTİREBİLİR

- Sağlıklı çocuklar için en iyi araçlardan birinin pozitif ebeveynlik olduğunu belirtiyorsunuz? Nasıl kimseler için pozitif ebeveyn diyebiliriz?

Bir ebeveyn, çocuğunun tüm yaşamını değiştirebilecek bir etkiye sahiptir. Çocuğunu yetiştirirken pozitif tutumlar sergilemesi bu etkiyi olumlu yönde pekiştirecektir. Pozitif ebeveynlerin özelliklerinden söz etmeden önce şunu söyleyebiliriz; koşulsuz sevgi gösteren, güven veren, gerçekçi sınırlar koyan, çocuklarından gerçekçi beklentileri olan ebeveynler, pozitif ebeveyn olma yolunda güvenli adımlarla ilerliyorlar demektir.

Pozitif ebeveynliğin önemli adımlarına, çocuğun bireysel kimliğinin geliştirilmesi, güvenlik ve istikrarının oluşturulması, bir işi başarıyla bitirmesi için şans tanınması ve cesaretlendirilmesi, rehberlik edilmesi ve gerekli disiplinin verilmesi, keşfetmek için fırsatlar sağlanması, yaratıcılık ve merakının teşvik edilmesi, okulda öğrenmesinin desteklenmesi, problem çözme ve karar verme becerilerinin geliştirilmesi, azim, cesaret, iyimserlik ve dürüstlüğü keşfetmesine yardım edilmesi, iyi iletişim becerilerini öğrenmesinin sağlanması, çocuğun rekabete karşı sağlıklı bir tutum geliştirmesine yardımcı olunması, kaygı ile başa çıkabilmenin öğretilmesi, çocuğun ait hissettiği sağlıklı bir aile yaratılması, olumsuzlukları sürekli olarak eleştirmektense olumlu teşvik ve geri bildirim verilmesi konusunda destek olunması örnek gösterilebilir.

Bugün pek çok ülkede pozitif ebeveynlik konusunda çalışmalar yürütülmektedir. Özellikle anne babaların eğitimlerine yönelik programlar geliştirilmekte ve uygulanmaktadır. Bu programlardaki en önemli amaçlardan biri de ebeveyn olarak kendilerine zaman ayırmalarını sağlamaktır.

- Bir insan çocukken duygusal anlamda ihmal edilmişse bile pozitif ebeveyn olabilir mi?

Elbette olabilir. Çocuk gelişimi ve psikolojisi alanında çalışan pek çok çalışmacının insan doğasına, çocuk gelişimine olumlu bir bakış açısı vardır. Bir dönemde karşılaşılan zorlukların, çözülemeyen çatışmaların yaşamın daha sonraki bir döneminde olumlu yönde çözülebileceğini savunurlar. Bizim projemiz de bu paralelde geliştirilmiş bir projedir. Yoğunlukla annelere olmak üzere, ama proje kapsamında, zaman zaman babalara, öğretmenlere, okuldaki diğer profesyonellere, medya aracılığı ile toplumun tüm kesimlerine ulaşarak duygusal ihmal konusuna dikkat çekmek üzere çalışıyoruz. Kitabımızın adında da öncelikle “Duygusal İhmali Fark Etme” var, sonra “Tanıma” ve daha sonra “Önleme” var. Yani bir şeyi fark etmeden, önlememiz mümkün değil.

Geleceğe Dokunan Anneler projesi sürecinde 2018 yılından beri yürüttüğümüz seminerlerimizde, yüz yüze görüşmelerimizde pek çok anne, baba ve profesyonelin kendisinin de duygusal ihmale uğradığını fark ettiğine tanık olduk. İşte bu “an” bizim için çok değerli. Çünkü o ana kadar anlamlandıramadığı bazı özelliklerini ve duygusal tepkilerini anlamlandırmaya başlıyorlar. Bu aşamadan sonra çocukları için e iyiyi yapma çabasında olacaklarından ve bunu başaracaklarından eminiz.

ZORBALIK...

- Pek çok konunun tanımı ve çözümünden de söz ediyorsunuz. Zorbalık da bu konulardan biri. Aile çocuğunun zorbalığa uğradığını nasıl fark edebilir?

Öncelikle şunu söylememiz gerekir: Zorbalık bir şiddet türüdür ve güç dengesizliği söz konusudur. Zorbalık tanımı koyabilmemiz için sürekli olması yani tekrarlayan bir davranış olması gerekir. Vurma, itme, tekmeleme, odaya kilitleme gibi fiziksel; korkutma, hakaret etme, isim takma gibi sözel; yok sayma, kasti bir şekilde arkadaş olarak kabul etmeme, arkadaş ilişkilerini etkileme gibi dışlama/yalnızlaştırma; bireyin mal ve eşyalarına zarar verme zorbalık türleri, maalesef anaokulundan başlayarak her yaşta yaşanmaktadır. Zorbalık kavramını açıklarken bunları örnek vermemize rağmen son yıllarda zorbalığa yeni çeşitler eklendiğini görüyoruz. Cep telefonları, web sayfaları, internet aracılığı ile hakkında yalan bilgiler yayarak, utandırıcı fotoğraflar yayınlayarak veya incitici mesajlar yollayarak siber zorbalık yapabilmektedirler. Ne yazık ki her iki cinsiyetteki çocukların, farklı şekillerde de olsa zorbalık yapabildiğini görmekteyiz. Bu da her iki cinsiyetten, her yaş grubundan çocukların zorbalığa maruz kalması demektir. Bunları özellikle örneklendirerek vurguladım çünkü bunları bilirsek zorbalığın, zorbalığa uğrayan çocuğa etkilerini daha iyi anlayabiliriz. Elbette kaygı, kızgınlık, çaresizlik en yoğun duygular. Bunun yanı sıra üzgün, incinmiş, mutsuz olduklarını görürüz. Kendilerine güvenleri azalır, yetersizlik, değersizlik hissederler. Eğer zorbalığa okulda uğruyor ise okula gitmek istememe, okuldan kaçma, okulda konsantrasyon bozukluğu ve buna bağlı olarak okul başarısında düşme görülebilir. Pek çok çalışma zorbalığa uğrayan çocuklarda sağlık sorunları görülebildiğine de işaret etmektedir. Karın ağrısı, baş ağrısı, boğaz ağrısı, uyku bozuklukları, yorgunluk gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

İlgili bir ailede bu belirtilerin fark edilmemesi mümkün değildir. İlgili bir anne baba çocuğunun hangi ortamlarda, kimlerle beraber olduğunu, nelerden hoşlandığını, nelerden rahatsız olduğunu, nelere ilgi duyduğunu, nelerden korktuğunu bilir. Çocuğunun duygusal gelişimini ve tepkilerini de bilir. Yani kısacası çocuğunu tanır. Yukarıda saydığımız belirtilerin başlamasıyla beraber yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu fark eder. Ancak çocukların çoğu bu konuda konuşmaktan kaçınır, korkar. Anne babalar çocuklarının çevresinde zorbalık olmayacağını düşünebilirler. Ama zorbalık konusu her anne babanın aklında olmalıdır. Zorbalığın her yaşta, her sosyo ekonomik düzeyde, her okulda, her ailenin çocuğuna yapılabileceğini bilmelidirler. İşte bu nedenle projemizde zorbalık konusuna da dikkat çekiyoruz. Anne babaların zorbalık hakkında bilgileri varsa çocuklarında gördükleri değişimlere bakarak, zorbalık görüyor olabileceğini düşünebilirler.

Bu noktada, biz Geleceğe Dokunan Anneler Proje Ekibi, dünya üzerinde yaşayan tüm çocukların yüksek yararını gözeten bir grup olarak, zorba çocukların da ailelerinin bilinçlendirilmesine yönelik çalışmaların çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü çalışmalar, bu çocukların, “saldırganlığın bir gücü olduğu”nu evlerinde öğrendiklerini göstermektedir. Zorba-kurbanlar diye bir kavramın varlığı da unutulmamalıdır. Bu çocuklar bir yandan zorbalık yaparken bir yandan da zorbalığa uğramaktadırlar.

Dünya üzerindeki her bir çocuk bizim için çok özeldir ve özel ilgiyi hak eder.

- Aslına bakılırsa bazen çocuk da zorbalığa uğradığını fark edemiyor. Onlara bunu nasıl anlatmalı?

Çocuk bir şeyler yaşadığını fark ediyor, bunun tekrarlanmasından korku ve kaygı duyuyor, kendisini çaresiz ve mutsuz hissediyor ama sorun şu ki bunu adlandıramıyor. Bazı çocuklar adlandırsa bile gerekli kişilerden yardım isteyemiyor ki bu kişilerin başında da anne ve baba gelmelidir.

Bu noktada kurbanların kişilik özelliklerine bakmak gerek. Çalışmalar, kurbanların, benlik saygılarının normalden düşük olabildiğini, zayıf iletişim becerilerin sahip olabildiklerini, içe dönük kişilik özellikleri sergileyebildiklerini, kendilerini çirkin ve akılsız olarak algılayabildiklerini ve sosyal desteklerinin az olduğunu düşünebildiklerini ortaya koymaktadır. Herhangi bir kurbanda bu özelliklerin biri olabileceği gibi birkaçı da olabilir. Veya elbette bu özelliklerden hiç birini göstermeyen biri de kurban olabilir. Ancak eğer bu saydığımız kişilik özellikleri varsa anne babalar ve okul, mutlaka bunları iyileştirme yoluna gitmelidir. Örneğin, benlik saygılarını yükseltmeye, iletişim becerilerini güçlendirmeye, kendilerini daha iyi ve güçlü olarak algılamalarına yönelik çalışmalar yapmalıdırlar. Her başı sıkıştığında yanında olacaklarını hissettirmelidirler. Bunu da sevgiyle, anlayışla yapacaklarını bilmek çocuk için çok önemlidir.

Yani çocuğumuzun zorbalığa uğradığını fark ettiğimizde okulunu değiştirmek veya zorbalık yapan çocuğu korkutmak, şikâyet etmek, okuldan atılmasını sağlamak gibi yollar kesinlikle çözüm olmayacaktır. Eğer çocuğumuzun kişiliğini güçlendirmezsek başka biri tarafından yine zorbalığa uğraması mümkündür. Çocuğumuzun kişiliğini güçlendirdiğimizde zorbalığa uğradığını daha çabuk fark edecek, ailesi ve okulla daha hızlı paylaşabilecek ve gerekli tepkileri daha uygun şekilde verebilecektir.

AİLE İÇİ ŞİDDET...

- Şiddet en önemli gündem konularımızdan biri. Aile içi şiddete tanık olan çocukların sayısı azımsanacak gibi değil. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Doğrusunu isterseniz şiddetle ilgili günlerce, gecelerce konuşabiliriz. Çünkü şiddet hemen hemen her kültürde ve toplumda karşımıza çıkabilen ve maalesef olumsuz etkileri çok derin olan bir sorun. Çocuklar şiddete doğrudan veya sizin sorunuzdaki gibi tanık olarak maruz kalabilirler. Ama her iki durumda da etkileri tüm yaşam boyu sürer. Her iki durumda da çaresizlik yaşadıkları, kaygı duydukları, benlik saygılarının düşük olduğu görülmektedir.

Aile içi şiddete tanık olmak, kaç yaşında olursa olsun çocuk için çok zor bir durumdur. Aile içi şiddet sırasında çocuk ne yapacağını bilemez bir haldedir. Kavgayı anlamaya çalışan, kavga sırasında ayırmaya çalışan, annesini darbelerden korumaya çalışan, bağırarak yardım isteyen, ağlayan, şoka giren, korunaklı bir yere girerek saklanan, bağıran, çığlık atan çocuklar vardır. Bir çalışmada çocuğun ne yapacağını bilmez bir halde ev içinde oradan oraya koşturduğunu okumuştum. Her çocuğun geçmiş yaşantılarına, yaşına, mizacına göre verdiği tepkiler değişiklik gösterir. Ama tepkisi ne olursa olsun çocuklar için çok korkutucu ve sarsıcı bir deneyimdir. Bu tanıklıktan sonra şiddeti durdurmak için yeterince mücadele etmediğini ve annesini koruyamadığını düşünerek suçluluk duyabilir. Annesini kaybetme korkusu, kendisinin de şiddet görebileceği endişesini rahatsız edici bir boyutta yaşayabilir.

Çocuklar sosyal becerileri, sosyal problem çözme yöntemlerini erken dönemden itibaren aile içinde öğrenmeye başlarlar. Aile içinde şiddete tanık olan çocuklar bunun bir “sosyal problem” çözme yöntemi olduğunu düşünürler. Kendileri de çocuklukta veya yetişkinlikte problemlerini şiddetle çözme eğilimindedirler. Bunun yanı sıra, korku, kaygı, terkedilme korkusu, güvensizlik, uyku bozuklukları, sosyal uyumda düşüş, öğrenme bozuklukları görülebilir. Hatta ilerleyen yıllarda intihara eğilimli, madde bağımlısı, suça itilmiş bireyler olma ihtimalleri de söz konusudur.

Hiçbir çocuk bunları yaşamamalıdır! Dünya üzerindeki bütün çocuklar güvenli, sevgi dolu ailelerinde gelişmeye, büyümeye, kendilerini ve dünyayı tanımaya devam etmelidirler.

Şiddetin çocuk üzerindeki tüm etkileri bir yana, şiddetin bilinen en kötü etkisi, şiddet gören çocuğun yetişkin yaşamında kendisinin şiddet uygulamasıdır. Anne babalar her konuda olduğu gibi şiddet konusunda da bilinçlendirilmeli ve elbette ailenin güçlendirilmesi konusu devletlerce ele alınarak gerekli çalışmalar ciddiyetle yürütülmelidir. Aksi halde şiddet dünyadan asla silinmeyecek, kuşaktan kuşağa aktarılarak varlığını sürdürecektir!

Geleceğe Dokunan Anneler - Çocuklukta Duygusal İhmali Fark Etme, Tanıma, Önleme / Kolektif / Epsilon Yayınevi / 184 s. / 2020.