Gezi Parkı'nın Bir Kısa Öyküsü

15 Haziran 2013 Cumartesi, 06:23
Abone Ol google-news

Haşere öldü. Gezi Parkı’nda ayaklar altında çiğnendi. Kafka, adına “Ungeziefer” diyecekti, yani kirli, tiksinti verici, ejderha büyüklüğünde bir böcek. Koşullara uygun olarak adına vampir de diyebiliriz. İşte ondan söz ediyorum.

Bir rivayete göre ibret olsun diye cesedi eski Arap ritüellerine uygun bir üslupla çölde kurda kuşa yem edildi. Dünya hiç böyle bir ölüm görmedi. Bir gün “iki ağacın altında öpüşen iki gencin aşkıyla başlamıştı her şey” diye başlayacak Gezi Parkı tarihi.
Sevdamız yara alınca Başbakan’ın pabucu dama atıldı. Bir an, sadece bir an. Yıllarca beklenilir, bilinmez neden. Ancak bir an gelir, her şey değişir. An’dır dönüşümü gerçekleştiren. Aniden vampire dönüşen sıradan adamın sonu da anlıktır işte.
Varoluşçu filozof Martin Heidegger, sıradan adam figürünü kapsayan “man” adında bir kavram ileri sürer. Man kendilik bilincinden yoksun, kendini asla keşfetmemiş, kendi aklını kullanamayan, sadece başkalarınca belirlenmiş bir düşünce ya da din fantasmasına kilitlenmiş genel kişidir, genel insandır. Halk dilinde buna “ne idüğü belirsiz kişi” denir. Ayrıca sıradanlığını gizlemeye çalışan bu “kişileşememiş” figür bir kültür bakanı da olabilir bir kültür düşmanı da... Nesnenin çekici gücüyle orantılıdır bu durum. Hatta ikisini bir arada uygulamak daha da caziptir.
Hiçbir zaman man’dan bir usçu aydınlanmacı olmasını ve usu us ile çürütmesini beklemedik; yağlıboyayı televizyondan üzerimize sıçratan spikerin felsefeci olmasını beklemek kadar abes olurdu böyle bir şey.
Biliyorduk ve uyarmıştık: Bir ortaçağ aydınlanmacısı bile olamayan elemanlar, aklını kullanma cesaretine sahip olamayan ortaçağ geleneğinin takipçileri olmak zorundaydılar; Yavuz Sultan Selim, IV. Murat. Ve elde edilen dönüşüm: “Gözleri Dönmüş Tayyip.”
Evet, fazla söze ne gerek?.. Karanlığın öldüğünü haber edeceğim sadece! Eminim spiker bunu görkemli reklamlarına entegre edecektir; ciğerleri patlayıncaya kadar sucuk ve margarinlerle birlikte gözleri dönmüş man’ın öldüğü haberini haykıracaktır.
Günümüzün Tanrısı nesnedir. Man da bir nesneydi, nesnelerin nesnesi, en büyük nesne.
Kendisini öyle pazarlamıştı. Tıpkı spikerin sucukları kafamıza vururken aslında bize nesne olduğumuzu anımsatması ve kendisinin de bu nesnenin içinde olup beynimize girdiğini haykırması gibi. Ama bu devran bitti artık. Özne, bu kez nesneye yenilmedi.
Hortlaktan kaçan kişinin feryatlarını anımsatan ve reel pazarda her fırsatta kendini sergileyen man’ın teraneleriyle örtüşen spikerin haykırışları, kendisine karşı olan nefretine ve kinine işaret etmekle birlikte imdat çığlıklarıdır. Dahası: Annesinden yeni doğan bebeğin o ilk feryatlarıdır ki, man’ın varlık’tan ürktüğünü haber ediyordu.
Man, kendi bilincine varmış kişilerde tiksinti uyandırandır. Gezi Parkı bunu kanıtladı.
Ve: Man öldü.