Gezmiş, İnan, Aslan ve Tarihin Öğrettikleri...

06 Mayıs 2010 Perşembe, 06:22
Abone Ol google-news

Bugünkü Meclis’tekiler davranışlarında içtenlikliyseler, ağlayarak, şiirler okuyarak şov yapmayı bıraksınlar, işlenen bu hukuk cinayetinin tarih ve toplum önünde hesabını vererek düzeltme yoluna gitsinler. Bunu yaparken de adeta Türkiye üzerine yazılmış bir tez niteliğindeki Deniz’lerin mahkemede yaptıkları oylumlu savunmalarını titizlikle okusunlar. Bunun kendileri için de son derece yararlı olacağını sanıyorum...

68’liler Birliği Vakfına başkan olduğum ilk günlerin birinde, geçmişte Türkiye İşçi Partisi (TİP) saflarında birlikte olduğumuz bir yoldaşımın,Seni daha çok TİP kökenli olarak tanırız, 68lilerle ne gibi bir bağlantın olabilir? Hem 68 diye bir şey mi kaldı?” biçimindeki sorusunun hedefi olmuştum... Ben de kendisine, Biz 68i bir sivil toplum örgütlenmesi olan vakıf örneğiyle yaşatmaya çalışıyoruz. Ya siz, 68in partisini kurdunuz. İçinde TİPlilerin, TKPlilerin, Kurtuluş, Emek, Dev-Yol gibi siyasal grupların yer aldığı Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) 68in partileşmiş bir örneği değil de nedir? Ayrıca iyi ve yerinde bir oluşumdubiçiminde bir yanıtla karşılık verdim. Ve devamla, siz bu siyasal geleneği giderek karikatürize ederken biz bu siyasal kalıtı hem de aslına uygun bir biçimde yaşatmaya, onun savaşım ve birikimini bugüne taşımaya çalışıyoruz. Bizleri haklı kılan nedenlerin başında ise bugün yaşanan siyasal ve toplumsal durumun 60lı yıllara göre daha geri ve ürkütücü olduğu gerçeğidir.

Emperyalizme bağımlı

Gerçekten de Türkiye bugün emperyalizme düne göre çok daha bağımlı, vahşi kapitalizmin sömürü ve talanına çok daha açık, işsizlik ve yoksulluk dayanılmaz boyutlara ulaşmış, iç ve dış borç yükü Cumhuriyet tarihinde görülmemiş düzeye ulaşmıştır. Dolayısıyla 68i ortaya çıkaran siyasal ve toplumsal ortam düne göre daha bir yoğunluktadır. Özetlemek gerekirse, 68lilik asıl şimdi diyesi geliyor insanın!..

Tarihin derinliklerinde aranmalı

Bugünden kalkarak geriye baktığımda 60lı yıllarda TİPle daha bir yığınsallık kazanmış sosyalist savaşımın değişen koşullara ve oluşan yeni ortamlara göre strateji ve taktiklerinde ayrışmalar olduğu gerçeğini bugün son derece doğal karşılamaktayım. Bunun en somut örneği 68in devrimci öğrenci gençlik devinmelerinde yaşanmıştır.

Doğal olmayan yaşanmış siyasal ve toplumsal olayları ya yok saymak ya da yadsımak gibi bir yanlışlığa düşmektir. Sınıf savaşımında hiçbir toplumsal ya da siyasal olgu bir anda oluşmamıştır. Her durumda bunların kökleri tarihin derinliklerinde aranmalıdır.

Örneğin askeri savcının öğrenci olaylarını l968 olarak başlatmak istemesine Deniz Gezmişin sorgulamada verdiği yanıt yukarıdaki belirlemeyi doğrular niteliktedir: Sultan Hamitin tıbbiye talebelerini Sarayburnundan denize attığı tarihten itibaren öğrenci hareketleri Türkiyede devam edegelmiştir.Yine bu bağlamda hiçbir olgu bunu yaratan koşullar ortadan kalksa bile bir anda sönümlenip yok olmamıştır. Yön ve biçim değiştirerek de olsa onu ileriye taşıyan güçlü bağlar olacaktır. Çünkü bu sınıflı toplumun doğası gereği böyledir.

Bundan 38 yıl önce, 6 Mayıs l972 yılında, kurdukları Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) adlı örgütle başlattıkları sıcak savaşım nedeniyle yargılanıp idam edilen Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan da birçok diğer devrimci öğrenci önderleri gibi siyasal yaşamlarının başlarında TİP içinde yer almışlardı. Onları bu süreçten koparıp götüren, yasal yollardan verilecek bir pasif savaşla emperyalizmin alt edilemeyeceğine olan inançlarıydı. Tıpkı Kurtuluş Savaşında olduğu gibi, ancak bir ikinci kurtuluş savaşıyla emperyalizm Türkiyeden sökülüp atılabilirdi...

Bu bir stratejik saptamaydı ve buna o denli inanmışlardı ki, gerek Deniz Gezmiş, gerek Hüseyin İnan, gerekse Yusuf Aslan sorgulamalarında ve Sıkıyönetim Mahkemesinde yaptıkları ortak savunmada bu görüşlerini sık sık dile getirdiler.

Savunmanın daha başlangıç bölümünde adeta haykırırcasına: Artık Amerikan emperyalizmini dolarlar, yalanlar, atom bombaları kurtaramaz. Emrinde uşak olarak kullandığı gericilerle tarih sahnesinden silinmeye mahkûmdur. Çünkü dünyada bağımsızlık savaşlarını durduracak ve ulusları ezebilecek hiçbir silah yoktur. Çağımıza damgasını vuran en güçlü silah bağımsızlık ve kurtuluş savaşlarıdır.

Timsah gözyaşları

Amerikan emperyalizminin Ortadoğuda eşbaşkanlığına soyunan bir Başbakanın TBMMdeki parlamenterleri, anayasa değişikliğine ilişkin yaptıkları şiirli söylevlerde Denizlerin yukarıdaki haykırışlarını sanki hiç duymamışlar gibi, aynı inanç yolunda yaşamlarını yitirmiş devrimci gençlere hiç sıkılmadan timsah gözyaşları döküyorlar.

Bugün demokrasi adına tüm evrensel hukuk kuralları iğdiş edilerek bir anayasa değişikliği komedisi oynanıyor. Denizleri idam sehpasına götüren yasal gerekçede de anayasayı tağyir, tebdil, ilga etme suçundan yola çıkılarak bunun karşılığı olan Türk Ceza Kanununun 146/1 maddesine dayanılarak ölüm cezası verilmişti...

Oysa gerçek hiç de böyle değildi. Hüseyin İnan bunun büyük bir yalan olduğunu sorgusunda verdiği yanıtta açıkça dile getirmişti: Elli yıldır partiler ve iktidarlar yaptıklarının hesabını halka vermekten korkarken bizler bir örgüt olarak yaptıklarımızın hesabını dürüstçe verdik ve yaşadığımız sürece vermeye devam edeceğiz. Anayasaya saygı yürüyüşlerinde yediğimiz sopaların izlerini hâlâ vücudumuzda taşırken anayasayı ortadan kaldırmakla itham ediliyoruz. Bu mahkemenin sonucu adli bir skandal olabilir.

Sonuç bu saptamayı da aşan bir hukuk cinayetiyle noktalandı. Ülkesini, halkını sevmenin ve emperyalizme karşı direnmenin dışında asılmalarını gerektirecek hiçbir suçu olmayan bu üç dev insanı sehpaya götürecek karara imza atan askeri mahkemeyi bir yana bırakıyorum ve bu kararın oluşmasında güdülerek kalem kıranlara birer zavallı olarak bakıyorum. Ama bu kararı onaylayarak suç ortaklığı yapan o günün Meclisini ne yapalım?201demekten de kendimi alamıyorum...

Bugükü Meclis’tekiler davranışlarında içtenlikliyseler, ağlayarak, şiirler okuyarak şov yapmayı bıraksınlar, işlenen bu hukuk cinayetinin tarih ve toplum önünde hesabını vererek düzeltme yoluna gitsinler.

Bunu yaparken de adeta Türkiye üzerine yazılmış bir tez niteliğindeki Denizlerin mahkemede yaptıkları oylumlu savunmalarını titizlikle okusunlar. Bunun kendileri için de son derece yararlı olacağını sanıyorum...